1 Mayıs direnişi nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?

Egemenlerin zulmüne karşı direniş, tarihte önemli bir yer tutmaktadır. Tarihi, bir bakıma insanlığın direnişleri belirliyor, yön veriyor, şekillendiriyor. Her direnişin farklı bir tarihsel şekillenişi ve yol göstericiliği olmuştur. Son beş bin yıllık sınıflı-devletli sistem-ler, genellikle egemenlerle mazlumlar-ezilenler arasındaki savaşlarla ve direnişlerle geçmiştir. Egemenler, toplumlar üzerinde daha çok hakimiyet kurmaya çalışmanın savaşını verirken, toplumlarda özgür olabilmenin ve insanca yaşayabilmenin, emeğinin karşılığını alabilmenin direnişlerini vermişlerdir. İnsanlık, ilkel komünalizmden sonra, günümüze kadar sınıflı sistemlerden geçerek gelmiştir ama sınıflı sisteme karşı çeşitli direnişler verdiysede, sınıfları hala ortadan kaldıramamıştır. Kapitalizm, insanlılğın yaşadığı en son ve derin sınıflı sistem olmaktadır.

© AA
1 Mayıs direnişi nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?

Kapitalist ideologlar, kapitalizmi, özgürlüklerin olduğu sistem olarak gösterselerde, insanlığın yaşadığı paylaşım ve sömürü savaşlarının olması, buna bağlı olarak sistemin yapısallığından kaynaklı sömürü ve eşitsizliklerin, yoksulluğun olması, kapitalizmin, söylendiği gibi hiç te, özgürlüklerin olduğu bir sistem olmadığını gösteriyor. Kapitalizmin toplum üzerinde meşrulaşması için, bu tür propagandalar ve toplumu yanlış bilgilendirmeler olduğunu biliyoruz. Feodalizmin tasfiye edilmeye başlandığı koşullarda, kapitalizm, bir noktaya kadar, yani feodalizme karşı iktidarını sağlamlaştırıncaya ve geniş kitlelerden destek almak için, ilerici bir rol oynamış olabilir yada ilerici görünmüş olabilir. Sermayeye/Pazara ve mülkiyete dayalı bir sistemin insanlığın geleceğini olumlu şekillendirmesine imkan yoktur.

Sanayinin gelişmesi, beraberinde bir dizi direnişi de, geliştirmiştir. 1 Mayıs'ın, ortaya çıktığı koşullar, günümüz koşullarından biraz farklıydı. En azından Avrupa'nın, günümüz koşullarından daha farklıydı. 1 Mayıs direnişine yol açan koşullar, korkunç boyutlarda sömürünün olduğu ve hiçbir hakkın olmadığı kölelik denecek koşullardı. 1 Mayıs direnişiyle işçiler, iktidarı almayı ve değiştirmeyi değil, ama sistem içi bazı haklara sahip olma mücadelesi veriyorlardı. Yani kapitalizmi demokratikleştirme ve daha iyi şartlarda yaşamayı sağlamayı hedeflemişlerdi. Şimdiki 1 Mayıs direnişleri, sadece bazı hakları kazanmayı değil, iktidarı ele geçirmeyi ve emeğini sömürtmemeyi hedeflemelidirler. Çünkü, kapitalizmin dahilinde çok iyi şartlarda yaşam koşulları oluşsa da, işçi sömürülmeye devam eder. Üretim araçları, birinin mülkiyetine ait olduğu sürece artı değerin sermayeye dönüşmesi kaçınılmaz olur. 

Zaten sömürü dediğimiz olay da, artı değerin gaspıdır. Sınıflı sistemde, işçinin emeğinin büyük bir bölümü patronun cebine girer, çok küçük bir bölümü de, işçiye verilir. İşçiye verilen asgari ücret, aslında ertesi gün tekrar çalışabilmesi için verilen karın tokluğu parasıdır, emeğin gerçek karşılığı değil. Demekki patron, çalışarak zengin olmuyor, işçiyi çalıştırarak ve işçinin ürettüği artı değeri gaspederek palazlanıyor. Demem o ki, kapitalizm, demokratikleşse bile, işçiler iyi şartlarda yaşasa bile, sömürü bitmiyor, devam ediyor, sadece işçiler biraz daha iyi şartlarda yaşama imkanlarına ve bazı haklara sahip oluyorlar. İnsanlar, iyi şartlarda yaşanıldığında sömürünün olmadığını ve emeklerinin karşılığını aldıklarını düşünürler ve sonrasıyla hiç ilgilenmezler. İşte bu durum, sömürü sisteminin toplum üzerindekli devamlılığına ve sonrasında ortaya çıkacak sorunlara yol açıyor. 

Çünkü, kapitalizmde hiçbir hakkın garantisi yoktur. Kriz, kaos, çatışma ve emek sermaye çelişkisi üzerine inşa edilen bir sistemde hiç bir hak garantisi yoktur. Sistem sürekli kriz yaşar, krizlerde savaşlarla sonuçlanır. Ve günümüzde hala egemenlik savaşları yürütülmektedir. İşçi sınıfı ve emekçi halklar, sadece bazı haklara sahip olup iyi şartlarda yaşamayı hedeflememeli, iyi şartlarda yaşamayı kazanmakla beraber bizzat sistem üzerinde hak sahibi olmayı, sistemi değiştirmeyi ve yönetmeyi hedeflemelidir. Son iki yüz yılda, işçi sınıfı ve halklar aslında sistem dahilide bazı haklara sahip olmayı hedeflediler, sadace işçi sınıfının politik önderliği iktidarı hedeflemiştir. İşçi sınıfının politik önderliği, işçi sınıfının ve halkın, iktidarı nasıl ele geçirmesi gerektiğini ve kendi kendini nasıl yönetmesi gerektiği bilincini işçiye ve halka vermelidir.

 Bazı sosyalist devrimlerde, sosyalist devlet yönetimi, işçiyi ve halkı yönetimin dışında tuttular, sosyalizmi partinin ve devletin tekeline aldılar ve bu durum, bir süre sonra siyasal açıdan yozlaşmaya ve sosyalist partinin-devletin halktan, işçiden uzaklaşmasına ve halk karşıtı hale gelmesine ve bilinen akıbete yol açtı. Sosyalist parti, iktidarı kendisi için değil, halk için almalıdır. Dolayısıyla halkın ve emekçilerin iktidardan uzak tutulduğu bir sisteme sosyalizm dememize imkan yoktur. İşçi sınıfı ve halk, öyle bir sistem kurmalı ki, bir daha ne grev yapsın nede iyi şartlarda yaşamak için ücret artışını talep etsin. İşçi sınıfı, iktidarı ele geçirirse, birilerinden ücrete zam yapılsın diye sokaklara çıkmaz, sermayenin kolluk güçleriyle karşı karşıya gelmez. Bu açından, 1 Mayıs direnişleri, politik-ekonomik hedeflerini genişletmeli, sınıflı sistemi aşmanın mücadelesini vermeli ve bizzat sınıflı sisteme alternatif üretmek zorundadır. Çünkü, sınıflı sistemde çalışanlar ve değer üretenler zenginleşmiyorlar, üretim araçlarına sahip olanları zenginleştiriyorlar.
 
Bu, modern köleliktir. Köleler de, yemek yerlerdi, uyurlardı, elbise giyerlerdi ama birilerinin malı-mülküydüler. Kapitalizm, ücretli köleliktir. İşçi sınıfı, düşük bir ücretle kendi beden gücünü-emeğini maddi üretim için, üretim araçlarına sahip patrona kiralıyor satıyor. İşçi sınıfı, kapitalizmde bir canlı makinedir. İşçinin kurtuluşu, bir ücret artışıyla, biraz daha iyi şartlarda yaşamayla olacak iş değil. 1 Mayıs direnişi Newroz ruhuyla, iktidarı ele geçirmek ve insanlığı bir bütünen kurtarmak için olmalıdır. Emeğin pazar konusu olduğu yerde özgürlük ve insanlık olmaz. Çünkü, insan emeğiyle insandır. Emeğin kaybolduğu bir yerde, bütün değerler kaybolur. Önce, emeğin kurtuluşu gerçekleşmelidir. Kapitalizm var oldukça, üretici güçler emeğine yabancılaşmayı yaşarlar, basit bir ücret artışı için sokaklarda devletle-polisle karşı karşıya gelirler. Bundan dolayı, işçinin yapması gereken, ürettiği maddi değerleri yönetmek ve emeğine sahip çıkmak olmalıdır...

Kemal Söbe

SIRADAKİ HABER