Fehmi Koru: Levent Göktaş’tan İnan Kıraç’a uzanan bir yakın Türkiye siyaset tarihi

"Arandığı sırada holdingine uğradığında Levent Göktaş’ı da 'Burada ne arıyorsun?' diye kapıdan çevirmiş midir acaba İnan Bey?"

© TWITTER
Fehmi Koru: Levent Göktaş’tan İnan Kıraç’a uzanan bir yakın Türkiye siyaset tarihi

Fehmi Koru*

Türkiye’nin siyasi tarihi çoğu faili meçhul kalmış cinayetler ve ses getirmiş suikastlarla doludur.

‘Faili meçhul’ denilmesi lafın gelişi; yoksa yakınlarını o tür cinayetlerde kaybetmiş kişiler, aileler cinayeti kimin işlediğini veya işlettirdiğini bilirler…

Ses getirmiş suikastların çoğunun failleri diye de birileri yakalanmış, hatta hemen hepsinde fail diye gösterilenleri yargı mahkûm da etmiştir; ancak yakınlarını suikastlarda kaybetmiş kişiler ile ailelerin, kendilerine “Suikastı bu işledi” diye tanıtılanların gerçek failler olduğundan genellikle kuşku duydukları bilinir.

Uğur Mumcu suikastı (24 Ocak 1993) sözgelimi…

Türkiye’nin yakın tarihine kalın harflerle kazınan bu suikastın ‘failleri’ diye yakalanan tiplerin gerçek katiller olduğundan Uğur Mumcu’nun eşinin kuşku duyduğu kayıtlara geçmiştir. Dönemin içişleri bakanına bu kuşku aktarıldığında, acılı eşe, bir duvarın varlığından söz edilmiş, bir tuğlanın çekilmesiyle duvarın çökeceği büyük bir tehlike olarak belirtilmiştir.

Ahmet Taner Kışlalı suikastı da (21 Ekim 1999) öyle. Kardeş çocuğu yazar Hıncal Uluç kuşkusunu birkaç yazısına da taşımıştır…

Hrant Dink suikastine (19 Ocak 2007) fail olarak gösterilen tiplerin arkasında esas kimin veya kimlerin bulunduğu yolunda rivayetler muhteliftir. Aile fertleri kamuoyuna açıklanan resmi görüşü kabul etmediklerini her fırsatta tekrarlamışlardır.

Necip Hablemitoğlu suikastı (18 Aralık 2002) son günlerde yeniden ülke gündemine oturdu. Yakın tarihe kadar o suikastı planlayıp sonuca ulaştıran olarak gösterilenler ile şu sıralarda fail olarak adları faş edilenler tamamen farklı kişiler…

O olayda da aile fertlerinin resmi görüşten tatmin olmadıkları yolunda haberler alınırdı.

Hürriyet gazetesinde de bir dönem yayın yönetmenliği yapmış olan gazeteci Çetin Emeç de garip bir suikastta (7 Mart 1990) hayatını kaybetmişti. Onu öldürdü diye birileri yakalandı, yargılandı ve mahkum da edildi. Ancak o suikastın faili olarak gösterilen kişilerin gerçek failler olduğuna ailesi bir türlü inanamadı.

Örnek olması için Emeç suikastının faili olarak tanıtılanları ailenin kabulde zorlandığı konusunu biraz açayım.

Çetin Emeç’in eşi Bilge Hanım, suikasttan yıllar sonra -2011 yılında- o zamanlar çıkan Vatan gazetesinden Sanem Altan’a bir röportaj verdi ve orada “Yakalanan katilin gerçek olduğunu düşünmüyorum” diye bir cümle sarf etti. Bu röportajdan sonra önemli bir ismin arayarak “Bitmiş kapanmış bir konuyu neden açıyorsun?” diye Bilge Emeç’i azarladığını da yine Sanem Altan yazdı. 

Birbiri ardına bu suikastları sıralamamın elbette bir anlamı var. Bu hain eylemlerin hepsi, yalnızca değerli bir aydının hayatına son vermekle kalmadı, işlendiği döneme ait dengeleri bozmaya da yaradı.

Uğur Mumcu suikastından sonra CHP’nin ve o zamanki lideri Deniz Baykal’ın çizgileri keskin biçimde değişti.

Herbirinin ardından kitleler sokaklara döküldü ve suikasta uğrayana biçilen kimlik adına, onun vücudunu ortadan kaldırdıkları düşünülen kitleler ve onların fikriyatı aleyhine bir hava yaratıldı.

Oysa Hablemitoğlu suikastını planlayıp sonuca eriştirenler ile ilgili son bilgi doğruysa, onun vücudunu ortadan kaldıran grubun, Hablemitoğlu’nun fazla uzağında bulunmayan kişilerden oluştuğu anlaşılıyor.

İnfaz emrini Levent Göktaş vermiş.. Suikast öncesi hedef alınan kişinin günlük hareketlerini Nuri Gökhan Bozkır günlerce izlemiş.. Cinayeti de Tarkan Mumcuoğlu işlemiş…

Her üçü de Özel Kuvvetler Komutanlığı‘nın Muharebe, Arama, Kurtarma (MAK) grubu mensubu asker kimlikli kişiler…

Ulusalcı diye bilinen kişilikler…

Levent Göktaş, daha önce, ‘Ergenekon’ soruşturmaları sırasında gözaltına alınmış, bir süre cezaevinde de kalmıştı…

Arandığını öğrenince, kendisini gözaltına almak üzere kaldığı yere gelen ekibi yanıltarak kayıplara karıştığı anlaşılıyor Levent Göktaş’ın…

Kayıplara karıştığı günlerde en son İnan Kıraç’ın patronu olduğu Kıraça Holding binasına uğradığı da gelen haberler arasında.

İnan Kıraç..

Zaten, şu sıralarda ABD’de cezaevinde tutulan ve mahkemeye çıkarılması öncesinde FBI tarafından sorgulandığı bilinen Sezgin Baran Korkmaz (SBK) olayı ilk patladığında, elinde bulunan şirketine ait hisse senetlerini geri almak için, İnan Kıraç’ın Levent Göktaş’ı aracı olarak SBK’ya gönderdiği öğrenilmişti.

İşin ilginç tarafı şu: Hablemitoğlu suikastini planlayıp infazı gerçekleştirdiği iddiasının muhatabı olan grubun lideri Levent Göktaş’ı SBK ile ihtilafını çözme işinde aracı tayin eden ve arandığı sırada en son holdinginde onu ağırlayan İnan Kıraç, yukarıda Çetin Emeç’in uğradığı suikastla ilgili kuşkularını gazeteciyle paylaştığı için Bilge Emeç’i azarlayan ‘önemli kişi’ydi de…

Acısı kuşkularla daha da büyüyen eşe “Bitmiş kapanmış bir konuyu neden açıyorsun?” dediği biliniyor…

Arandığı sırada holdingine uğradığında Levent Göktaş’ı da “Burada ne arıyorsun?” diye kapıdan çevirmiş midir acaba İnan Bey?

Kendi gazetecilik deneyimlerimden biliyorum, başka bazı her fırsatta kendisinden söz edilmesinden hoşlananların aksine, fazla ortalarda gözükmek istemeyen, gölgede kalmayı yeğleyen iş insanı tipine örnektir İnan Kıraç…

Daha Hablemitoğlu suikastı ile Levent Göktaş arasında doğrudan ilişki olduğu iddiası haberlere dönüşmemişken, SBK ile ihtilafını çözsün diye onu avukatı olarak devreye soktuğu duyulduğunda bu sebeple çok şaşırmıştım.

“O kadar avukat arasından neden Levent Göktaş?” sorusu eşliğinde…

Hiç karşı karşıya gelmedik ama İnan Kıraç ile Kulis yazarınızın tanışıklığı eskilere dayanır.

Bayağı eskilere…

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

SIRADAKİ HABER