Fehmi Koru: Siyasetin iktidar cephesinde bir yanlışlık kendini belli ediyor

“Erdoğan’ın ilk gençliğinden başlayarak uzun yıllar boyunca siyasi hayatta kazandığı deneyimle edindiği karaktere ters bir durum bu”

© TWITTER
Fehmi Koru: Siyasetin iktidar cephesinde bir yanlışlık kendini belli ediyor

Fehmi Koru*

Bir televizyon reklamında, evden pantolonsuz çıkan dikkatsiz adam etraftakilerin kendisine dönük şaşkın bakışlarını görünce, “Bir yanlışlık var, ama ne?” diyordu.

Günümüz siyasetini gözlemlerken böyle bir farkında olamama durumu görüyorum.

AK Parti lideri de olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çok uzun yıllardan beri siyasi hayatın içerisinde. Bir partinin gençlik kollarında başladığı siyasi hayatına il başkanlığı ile, sonrasında da belediye başkanlığı, parti liderliği, başbakanlık ve en son cumhurbaşkanlığı ile devam etti Erdoğan…

Neredeyse şimdiye kadarki hayatının dörtte üçü siyasette geçti…

Onun kadar uzun yıllar boyu siyasi hayatın içerisinde bulunan kişilerin karakter yapısını siyasete yakın duran herkes bilebiliyor.

Burada derinlemesine bir Tayyip Erdoğan karakter tahlili yapacak değilim; yalnızca son zamanlarda gündemi meşgul eden önemli olaylarla ilgili tavrının kendisinin temel bir özelliği ile örtüştüğünü belirtmek isterim.

Görevden aldığı bir bakanla ilgili soruşturma açılmasına izin vermemesi de, devlet tarafından kendisi için ‘suç örgütü lideri’ sıfatı kullanılan bir kişinin iddialarına muhatap bir başka bakanını korumasını da şahsen yadırgamıyorum.

Tipik güç kullanmayı seven Tayyip Erdoğan tavırları bunlar…

Tersine davranışı ‘surda açılan gedik’ olarak görüyor o.

Yadırgadığım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir siyaset adamı olarak bugüne kadar sergilediği çok daha önemli bir başka özelliğini bu kez görememem.

Güç kullanımı konusunda sergilediği özelliğini…

Kendisinin siyaseten yeterince güçlü olmadığı dönemlerde daha farklı davranırdı Tayyip Erdoğan; birlikte olduklarından da daha hassas davranmalarını beklerdi… En son ‘Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ ile birlikte hemen bütün devlet yetkilerini şahsında toplayınca, önceleri belli etmekten kaçındığı niyetlerini tek tek gerçekleştirmeye başladı.

Hep biliyoruz; siyasette güç kullanılır.

İktidar o demek zaten.

Peki, neden bakanlar konusunda kendisinden daha farklı bir davranış beklemekteydim?

Gücü var ve onu bakan atadığı kişileri korumak ve kollamak için kullanıyor işte…

Öyle kullandığı belli de, bugün geldiği noktada siyasi gücünün hayli zayıfladığını görmesi ve bakanlar konusunda o durumu göz önünde tutarak davranması gerekirdi diye düşünüyorum.

Tayyip Erdoğan bugün hem iktidar partisinin genel başkanı hem de cumhurbaşkanı, değiştirilmiş anayasadan kaynaklanan çok geniş yetkileri de var. Amenna. Ancak bugün son 20 yılın belki de gücünün en zayıf olduğu günlerde bulunuyoruz.

Eskisi kadar güçlü değil iktidar ve bu durum ister istemez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da etkiliyor.

Siyaseten ayakta kalabilmek gücünün farkında olmakla çok yakından ilişkilidir ve bunu en iyi bilebilecek durumda olan siyasilerin başında Tayyip Erdoğan geliyor.

Ancak, işte görüyoruz, Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun farkında değişmiş gibi davranıyor.

Böyle davrandığı için de, zaten zayıflamış olan gücü daha da azalıyor.

Sorunlar büyük ve daha da büyüyor

İktidar medyaya hakim, ancak o hakimiyet bugün fazla bir işe yaramıyor. Gazeteler okunmuyor, taraflı TV kanalları izlenmiyor.

Ülke insanları -AK Parti tabanında yer alanlar da- gözleri ve kulaklarını dışarıdan gelen seslere açık tutuyorlar.

Artık AK Parti’nin karşısında tarihin derinliklerinde kalmış hatalı politikalarını günümüze taşıyıp suçlayabileceği tek bir muhalif yapı yok; kendi tabanına sıcak gelecek mesajlar verebilen en az dört muhalif parti daha var.

Yeni sistemin dayattığı ittifak yapılanması da ilk seçimde muhtemelen muhalif ittifak cephesinin işine yarayacak.

İktidarda kalabilmek için kendi oluşturduğu ittifakın küçük ortağı da kendi içinde çıkan bir başka partinin muhalefetine muhatap ve o da kan kaybediyor.

Siyasi hayattan kaybolsa iktidarın çok mutlu olacağı bir parti var ve ne yapılırsa yapılsın oylarının azalması sağlanamıyor.

Siyasi alandaki bu durum günlük işleyişi de olumsuz etkilemekte. Ekonomik dengeler bozuldu ve pahalı hale gelen günlük hayat -geçim sıkıntısı- herkesi etkisi altına almakta.

Aşılamada gecikmenin de bir faturası elbette olacak.

Böyle bir ortamda bakanlığının ihtiyacını kendi şirketinden tedarik etmiş bir bakanın soruşturulması talebini reddetmek, ağır ithamları göğüslemekte zorlanan bir başka bakanın durumunu görmezden gelmek bir güç yansıtması gibi algılanmıyor.

Tam tersine, bu tavırlar güçten bir miktarını daha erozyona uğratıyor.

Güç açısından, AK Parti’nin yüzde 10 barajına takılan partilerin sağladığı avantajla fazla yüksek sayılmayacak bir oyla iktidara geldiği 2002 seçimi sonrası dönemine benzer bir durum var bugün ve AK Parti bunun farkında değilmiş hissini veren bir tavır sergileyerek Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile kazanılmış olağanüstü yetkilere dayanan bir güç yansıtmasını topluma dayatıyor.

Haklı olduğu dönemlerde elde ettiği olağanüstü güç bugün AK Parti’nin aleyhine işliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ilk gençliğinden başlayarak uzun yıllar boyunca siyasi hayatta kazandığı deneyimle edindiği karaktere ters bir durum bu.

Hiç değilse bana öyle geliyor.

Güç tek başına yeterli değildir siyasette, o gücü kullananın haklı olması ve halk tarafından haklı bulunması da gerekir.


*Bu yazı fehmikoru.com adresinden alınmıştır.

SIRADAKİ HABER