Gazete Duvar yazarı Talu: Bugün Tatlıses’e ödül veren bu uzun ve talihsiz tarihte, kadın ya da erkek, hatta çocuk; haber, manşet, yazı, fotoğraf şiddetine maruz kalmış niceleri yatıyor

Gazete Duvar yazarı Umur Talu, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü'nde 'Yaşam Boyu Onur Ödülü'nün kadına uyguladığı şiddetle gündeme gelen İbrahim Tatlıses'e verilmesini köşesine taşıdı.

© TWITTER
Gazete Duvar yazarı Talu: Bugün Tatlıses’e ödül veren bu uzun ve talihsiz tarihte, kadın ya da erkek, hatta çocuk; haber, manşet, yazı, fotoğraf şiddetine maruz kalmış niceleri yatıyor

Talu, "Bugün Tatlıses’e ödül veren bu uzun ve talihsiz tarihte, kadın ya da erkek, hatta çocuk; haber, manşet, yazı, fotoğraf şiddetine maruz kalmış niceleri yatıyor" değerlendirmesini yaptı.

Talu yazısında,  "Bazıları artık nefessiz, hakikaten yatıyor. Ahmet Kaya, kadın değildi. Ama manşetten hedef gösteren bir şiddete uğradı. Hrant Dink, kadın değildi. Ama manşetten hedef gösteren bir şiddete uğradı. Hem de açık şiddete çıkarılan davetiyelerle. Hem de bazı kadın gazetecilerin de pek sevdiği gayet medeni, çok eğitimli, yumuşacık üsluplu beyfendiler marifetiyle. Yanlarında kimi kadın gazeteci de varken!" düşüncesini dile getirdi. 

Talu şu ifadeleri kullandı: 

"Bu devlet gazetesidir” denerek yola koyulmuş bir tarih, erkek-kadın tiraj rekorlarına giderken, bu topraklarda ve dışındaki nice şiddete de, barışa inat, yataklık ve yaltaklık yapabilmişti.

Gazetecilik anlayışında süreklilik yok zannettiğimiz bu tarihî yolculuğun ortak paydası, devlete ve şiddete tabiiyet anlayışındaki devamlılıktır. Kendi çalışanına ekonomik şiddet…

Başka inanç, düşünce ve eylemlere karşı manşet şiddeti… Bugünün Cumhurbaşkanı’nı 2002 seçimleri öncesi aşağılayan bir manşet şiddetinden, bugün onun gölgesinde, başka her umuda, her düşünceye, her varoluş biçimine vuran bir şiddet! Tabiata bile şiddet!

Belki yıllarca bu konularda da yazdığım için, sayıyorum hemen: Etnik, millî, dinî şiddet ve nefretin…

Erkek çocukların her yoluna boncuk takan, her nanesine tapan annelerin… O çocuklara anneleri, kız kardeşleri üzerindeki şiddetleriyle idol olan babaların… Çocukları erkek-kız demeden tokatlayan, döven ellerin… Sopalı, otoriter, baskıcı, ezberci, cezacı dinî ya da laik eğitim ortamlarının…

Kadının zayıflığı üstüne kurulup kadınları ağlatan dizilerin…
Baştan aşağı hakaret, ceza, aşağılama, bir alttakini ezme, hor görme şiddetine dayalı erkek askerliğin Maço liderlerine tapan kadın siyasetçilerin… En modern işyerlerini bile kadın için (erkekler için de tabii) cehenneme çevirebilen erkek (ve kadın) yöneticilerin

İşçiyi köle, memuru emir kulu görüp erkeği ezen, kadını daha çok ezen; işsizlik tehdidi ve mobbinge yaslanmış şirketlerin… Kendi ezilirken, bir alttakini, evindeki kadını, kızı, çocuğu ezmeyi dert etmeyenlerin… Başka şiddetlere karşı siyaset yaparken dahi kadını içten içe hor gören aidiyetlerin…

Erkek şiddetini hoş gören devlet ve inanç zihniyetinin… Asker ve polisin hakkını değil, haksızlığını gözeten bir devlet-siyaset sisteminin kesif bir sis, koyu bir duman, daimî bir zehir gibi çöktüğü şaşkın dünyamızın onuru da idolü de böyle olur. Çünkü Yaşam Boyu böyledir!Değiştirmek, Yaşam’ı değiştirmekle ilgili olabilir! Onur’u kazanmak, tek kişilik tek mevzulu mesele olmayabilir!"

SIRADAKİ HABER