Kapitalist düzen partileri demokrasiyi getirmezler-getiremezler

Türkiye'de son günlerde düzen partileri, AKP-MHP iktidarına alternatif üretebilecek, üst üste çeşitli toplantılar yapıyorlar. Bu toplantılar ortak bir platformda ortak bir katılımla yapılıyor. Başkanlık sistemine karşı, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmeyi tartışıyorlar. Parlamenter sistem zaten görünüşte de olsa vardı ve Türkiye'nin sorunları yine vardı, başkanlık sistemine geçildi ama sistem yine aynı, sorunlar çözülmedi ve daha da kötüye gitme var. Bu partiler Kürt sorunu hariç, Türkiye'nin bütün sorunlarını masaya yatırıp tartışıyorlar, sözde çözüm de üretiyorlar ama en önemli sorunların yanından bile geçmiyorlar. Halbuki Türkiye'de Kürt sorunu çözülmediği, Kürtler ulus olarak kabul edilmedikleri için, devlet demokratikleşmiyor. Kürt sorunu çözülse, devlet demokratikleşir ve bütün sorunlar çözüm yoluna girer. Anlaşılan, bu düzen partileri daha çok bu tür toplantılar yapmaya devam edecekler. HDP'nin davet edilmediği bir toplantıda demokrasi ve özgürlük çıkmaz. Bırakalım düzen partilerini, kendilerine sol diyen bazı partiler bile, HDP'nin yanından geçmeyi bile, kendileri için tehlikeli buluyorlar. HDP devletin hedefinde olduğu için, kendileride hedef haline gelmek istemiyorlar. Türkiye'de bedel vermeden demokrasi-özgürlük ve hiçbir hak kazanılmaz.

© TWITTER
Kapitalist düzen partileri demokrasiyi getirmezler-getiremezler

Kapitalist düzen partileri kapitalist sistemin azalan kanını tazeleme provaları yapıyorlar. İnsanlar sokaklara kitlesel olarak çıkmadan, alanları titretmeden ne demokrasi kazanılır ne de sorunlar çözülür. Sokaklarda bireysel şikayetlerle, sorunları dile getirmekle, zam oluyor, zulüm oluyor demekle, hayat pahalılığı var demekle, sıvı yağa zam geldi, petrole zam oldu demekle hangi sorunlar çözülmüş? Kapitalizmin ne olduğunu bilmeyenler, düzen partilerinden, sorunlara çözüm beklerler. Düzen partileri fakirden alıp zengine verirler. Kapitalizmde bu kural değişmez. Düzen partileri, çoğu kez pastadan pay kapma savaşına girerler. Bazende beraber çeşitli toplantılar yaparak, toplumu nasıl kandırmaya devam edeceklerinin planlarını yaparlar. Düzen partileleri, devletin-sistemin sivil siyasi sözcüleridir ve bu sivil siyasi sözcüler, devletin çizdiği sınırların dışına çıkmazlar, devletin istemediği birşeyi konuşmaya ve yapmaya cesaret etmezler, edemezler ve yapmakta istemezler. 
***
Kapitalist düzen partilerinin, toplumun sorunlarını çözme gibi bir hedefleri de yok. Bu partiler, alanlara toplumun karşısına umud vaad ederek çıkarlar, adaletten, demokrasiden, özgürlükten bahsederler ama iktidara geldiklerinde ise, söylediklerinin tam tersini yaparlar. Kapitalist partiler, kapitalizmi nasıl yaşatabilirler? Birisi halk partisi, birisi, adalet partisi, birisi demokrat parti, diğeri sol parti maskesi takarak toplumun karşısına çıkarlar. Ama bunların hepside sermayenin sözcülerinin farklı maskelerle toplumun karşısına çıkmalarıdır. Kapitalist düzen partileri, kendilerini ülkenin partileri, toplumun hizmetçileri gibi gösterirler. Toplumda emek, sınıf ve politik kültür ve bilinç gelişmediği için, bunlara inanırlar, bunları kendi partileri olarak görürler. Yoksulluk arttıkça, zamlar hayatı zorladıkça, sofralardaki yiyeceklerde azalma oldukça, faturalar yüksek zamlı geldikçe, toplum, bu partilerden şikayetçi olmaya başlar ama yinede bunlardan çözüm bekler. Anlaşılan o ki, insanlar kuru ekmek bile bulamayacak duruma geleceklerki, sistemin iç yüzünü tanısınlar. 
***
Türkiye'de toplumun yüzde doksan dokuzu, kapitalizmin ne olduğunu bilmiyor, bilseler zaten bu partilerden bir beklenti içine girmezler. Bütün dünyada, toplumlar, açlıktan ölecek duruma gelmeyene kadar, seslerini çıkarmazlar, arayışa girmezler, sistemle karşı karşıya gelmezler. Türkiye'de son yıllarda çok cılız sesler çıkmaya başladı ama siyasi iktidar bu sesleri duymuyor ve herşey yolunda diyor. Bir siyasi iktidar her şey yolunda diyorsa, bilinki her şey çok kötüdür ve bir hükümet-iktidar, benim icraatlarım kötüdür, ben ülkeyi kötü yönetiyorum demez, diyemez, derse, kendi ipini kendi eliyle çekmiş olur. Emek ve sınıf bilinci olmayan toplumlar. çözümün nerden, nasıl ve kimden geleceğini bilmezler. Halbuki çözüm, sınıf ve emek bilincine sahip halkın kendi ellerindedir. Türkiye'de toplum apolitiktir, politikadan anlamıyor ve devletin geleneksel etkisi hala toplumu yönlendirmeye devam ediyor. Şovenizm dalgası hala prim yapıyor, suni gündemlerle ülkenin gerçek sorunlarının üstü kapatılıyor. Kapitalist düzen partileri, farklı zaman ve koşullarda farklı maskelerle ve renklerle toplumun karşısına çıkarlar. 

***
CHP, İyi Parti, Deva Partisi, Saadet Partisi ve bu gibi partiler, toplumun kanını alıp, sermayeye veren asalak kenelerdir. HDP'nin bu partilerin toplantılarına davet edilmemesi, Kürt sorununun çözümünün kendi programlarına alınmaması, bu partilerin gerçek bir demokrasiyi getirmeyi hedeflemediklerinin bir işaretidir. Türkiye yıllardır Kürtlere karşı savaşıyor, Kürdistan'ın her tarafı işgal edilmiş. Ukrayna savaşına karşı çıkıp, barış diyenler, Kürtlere karşı savaşa devam dedikleri sürece, Türkiye'ye demokrasi gelmez. Bu partilerin hepsi özel savaş partileridir ve hepsininde ellerinde Kürt kanı var. Elleri kan kokanlar demokrasiyi getiremezler ve sahte barış savunucularıdırlar. Türkiye'de iktidara gelmek, Kürt düşmanlığı yapmaktan geçer, bu bir gerçektir. Kürt düşmanlığı ve Kürtlere karşı savaş, bu düzen partileri için bir iktidar olma aracı olarak görülüyor. Kandan beslenenler, demokrasinin ve barışın olmasını istemezler. Bundan dolayı,  HDP'yi kendileri için, bir tehlike olarak görüyorlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, HDP bu düzen partilerinin defterini dürecektir. HDP belki biraz daha bedel verebilir ama demokrasiyide inşa edecek bir birikime sahip olmuştur. 
***
Toplum, sorunlara çözüm istiyor, ekmek istiyor, iş istiyor, umut istiyor, aş istiyor. Bu kötü koşullarda, bedel verenler ve toplum sorunlarına pratik çözüm üretebilenler demokrasiyi getirebilirler. Türkiye'nin sorunu başkanlık ya da başbakanlık sorunu değil, Kürt sorunu başta olmak üzere, bütün sorunların çözümünün olmasıdır. Türkiye'nin sorunu gerçek demokrasi sorunudur. Gerçek demokrasi olursa, devlet halka hizmet ederse, yerel yönetimler güçlendirilirse, ülke ister başkanlık sistemiyle, ister parlamenter sistemle yönetilsin, önemli değil, önemli olan demokrasinin gerçek anlamda varlığıdır. Kaldıki, başkanlık sistemiyle yönetilen bazı ülkelerde, demokrasi belli ölçülerde var, yerel yönetimler güçlüdür ve parlamento güçlüdür ve başkanlık sistemi üzerinde kontrol edici bir rolü var. Yani başkanlık sistemi, bütün yetkilerin tek kişinin elinde olduğu, zulmün olduğu, halkın perişan olduğu, parlamentonun göstermelik olarak var olduğu koşullarda tabiki diktatörlüktür ve kabul edilemez. Ancak demokrasinin olmadığı, halkın yoksulluk içinde kıvrandığı, baskıların zirve yaptığı parlamenter sistemin de bundan bir farkı yok ki. Türkiye onlarca yıldır zulmün yaşanıldığı bir ülkedir. Bir ülkede zulüm olduktan sonra, ha başkanlık sistemi, ha parlamenter sistem, hepsi aynıdır. Yani demokrasi yoksa, gerisi zulümdür, yoksulluktur. Gerçek demokrasinin olduğu ve halkın barış ve refah içinde yaşadığı koşullarda da, ha başkan devletin başında olmuş ha başbakan ülkeyi yönetmiş, farketmez. Çünkü gerçek demokrasilerde ülkeyi devlet-hükümet yönetmez, halk yönetir. 

Kemal Söbe

SIRADAKİ HABER