Mehmet Ocaktan: İslami yönetimlerin tamamında adaletin tecellisi sultanın ya da padişahın lütfuyla mümkün olmuştur

"Nas’tan söz ederler ama uygulamada ‘Nas’ değil, otokratik kurallar geçerlidir”

© TWITTER
Mehmet Ocaktan: İslami yönetimlerin tamamında adaletin tecellisi sultanın ya da padişahın lütfuyla mümkün olmuştur

Karar yazarı Mehmet Ocaktan, Müslüman dünyasında adaletin nasıl arzettiğine ilişkin kaleme aldığı bugünkü yazısında, kişiselleştirilmiş bir adalet teorisinden bahsetti.

“Devletin adil olmasının tek şartı, yöneticinin adil olmasıdır. Bu kişiselleştirilmiş adalet teorisi, ne yazık ki tarihte gerçekleşmediği gibi bugüne miras olarak aktarılmamıştır. Adalet deyince Hz. Ömer başta olmak üzere kimi seçkin halife ve sultanların kısmi ve şahsi hikayelerini anlatmak marifet olmuştur” diyen Ocaktan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bahsettiği “Mas”ı hatırlatarak, “Nas’tan söz ederler ama uygulamada ‘Nas’ değil, otokratik kurallar geçerlidir” dedi.

Ocaktan, “İslam toplumlarının tarihsel süreç içerisinde ortaya koyduğu yönetim tecrübeleri de göstermiştir ki kurumsal bir hukuk sistemi inşa edilemediği için İslami yönetimlerin hemen tamamında adaletin tecelli edebilmesi Kur’an’ın tarifiyle değil, sultanın ya da padişahın lütfuyla mümkün olmuştur” değerlendirmesini yazdı.

“Evet dinin 'kurucu metinleri' elbette önemlidir, ancak hukuk, adalet gibi kavramları hiçbir güncellemeye tabi tutmadan ilk metinsel haliyle bugüne taşırsak, dinle günümüz dünya gerçeklikleri arasında bir çatışmaya vesile oluruz ki buna hakkımız olmamalıdır” diyen Ocaktan devamında da şunları kaydetti:

“Çağımızdaki Müslüman toplumların yaşadığımız dünyanın gidişatına ve değerlerine duyarsız kalması mümkün olmadığına göre, inandıkları dini hakikatlerin toplumsal uzlaşıyı engelleyici değil, tam aksine toplumların hayatını iyileştirici bir rol üstlenmesine katkı sağlamalıdırlar. Zira Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Hoca’nın da altını çizdiği gibi, “Hukuk ve siyaset, şekil ve yapı olarak vahyin ve dinin değil, aklın ve bireysel tercihlerden oluşan toplumsal iradenin ürünüdür. İslam’la demokrasiyi birbiriyle yarışan iki alternatif tez değil, aynı zeminlerde gelişen fakat birbirini destekleyen iki ayrı olgu olarak görmek, mutlakiyete ve saltanata din adına değil, özgürlük tutkunu bir birey olarak karşı çıkmak gerekir.” (Yüzleşme, s. 129)”

Yazının tamamını okumak için tıklayın.

SIRADAKİ HABER