Uzayda başka kim var?

Uzayda başka yaşam formlarını araştırmak amacıyla spiral ışığın kullanıldığı yeni bir uzaktan algılama tekniği oluşturuldu. Şimdi, Güneş Sistemi dışındaki potansiyel olarak yaşanabilir uyduları araştıracak araç tasarlanıyor.

© NASA
Uzayda başka kim var?

Kaptan Kirk’ün Uzay Yolu dizisini bilmeyen yoktur. Onun yönetimindeki Yıldız Gemisi Atılgan’ın mürettebatı yeni bir gezegenin etrafında yörüngeye girdiğinde, yaptığı şeylerden ilki, yaşam formlarını taramaktı. Bilim insanları da uzun zamandır, dış gezegenlerdeki yaşam belirtilerini saptamaya yönelik çalışmalar yapıyor. Peki ama araçları nedir? 
Tabii ki ışık! Işık, biyolojik moleküllerle etkileşime girdiğinde dairesel olarak polarize olur, yani spiraller oluşturarak hareket eder. Astrobiyologlar, ışık sayesinde bir gün, yabancı dünyalardaki hayatı algılayabilecek “yaşam tarayıcıları” oluşturabileceğimizi düşünüyorlar. 
Şimdi, ışığın belirli bir yönde spiral oluşturması ve belirgin bir sinyal üretmesine neden olan bir biyokimya fenomenine dayanan yeni bir uzaktan algılama tekniği sayesinde, bu hedefe bir adım daha yaklaşıldı. Astrobiology dergisinde yayımlanan bir makalede açıklanan yöntem, uzay temelli gözlemevlerinde kullanılabilir ve evrende bizim gibi canlılar olup olmadığını öğrenmemize yardımcı olabilir.
Uzaktan yaşam tespiti hangi gezegenin hangi tür kimyasalları içerdiğini analiz ederek başka gezegenlere ışık tutuyor. Bu teknik oldukça önemli. Zira araştırmacılar, canlı bir biyosfere bakıp bakmadıklarını kesin olarak gösterecek bazı göstergeler bulmak isterler. Örneğin, bir dış gezegenin atmosferinde aşırı oksijen bulunması, yüzeyinde bir şeylerin “soluduğu”na yönelik iyi bir ipucu olabilir. 
Yine de yanılma payı var.
ArXiv dergisindeki çevrimiçi yayımlanmış önceki çalışmalarında Fransnik ve arkadaşları, laboratuvarlarındaki taze toplanmış İngiliz sarmaşık yapraklarına baktılar ve klorofilin (yeşil pigment) dairesel polarize ışık ürettiklerini gözlemlediler. Yapraklar azaldıkça dairesel polarizasyon sinyali tamamen yok olana kadar zayıflıyordu.
Bir sonraki adım sahadaki tekniği test etmekti ve araştırmacılar Leiden Üniversitesi’ndeki binanın çatısına bu tür kutupsallığı tespit eden ve yakındaki bir spor alanını hedefleyen bir araç kullandılar. Snik, buranın yapay çim kullanan Hollanda’daki birkaç spor alanından biri olduğunu fark edene kadar dairesel bir şekilde polarize ışık göremedikleri için şaşkın olduklarını söyledi. Ancak dedektörlerini birkaç mil ötedeki bir ormana yönlendirdiklerinde, dairesel polarize sinyal yüksek ve net bir şekilde ortaya çıkmıştı.
Snik ve ekibi şimdi Uluslararası Uzay İstasyonu’na uçabilecek ve benzer bir sinyalin uzaktaki bir gezegenin ışığında nasıl görünebileceğini daha iyi anlamak için Dünya’nın dairesel kutuplanma sinyalini haritalandırabilecek bir araç tasarlıyor.
Bu çalışmaya katılmayan Kaliforniya Üniversite’den bir gökbilimci ve astrobiyolog olan Edward Schwieterman, Live Science’a, Güneş Sistemi’nin dışındaki bir gezegenin ışığını yakalamanın zor olduğunu ama gezegen canlıysa, ışığının sadece küçük bir kısmının dairesel polarizasyon sinyalini içereceğini söyledi.
Büyük UV Optik Kızılötesi Surveyor (LUVOIR) Gözlemevi gibi büyük uzay tabanlı teleskoplar bu hafif sinyali yakalayabilir. Ancak LUVOIR halen bir konsept; Hubble Uzay Teleskopu’nunkinden altı kat daha geniş bir ayna çapına sahip olacak ve muhtemelen 2030’ların ortalarında çalışacağı tahmin ediliyor.
Snik, dairesel polarizasyon tekniğinin, Europa veya Enceladus gibi Güneş Sistemi dışındaki potansiyel olarak yaşanabilir uydulara doğru yönlenen bir araç üzerinde daha da yaklaştırılabileceğini düşünüyor. Bilim insanları, bu donmuş dünyalarda böyle bir detektörle canlıların sinyalini görebilirler. Snik, “Belki de dünya dışı yaşamdaki ilk tespitimiz arka bahçemizde olacak” dedi.

Güncelleme Tarihi: 25 Ağustos 2019, 13:56
SIRADAKİ HABER