Jeffrey: 15 Temmuz darbe girişimini Gülen'ciler gerçekleştirdi, ancak ABD'nin Fethullah Gülen'le hiçbir bağlantısı yok

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ABD’yi 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde rol oynamakla suçlayan açıklamalarına da yanıt veren ABD eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylerken, "15 Temmuz darbe girişimini Gülen'ciler gerçekleştirdi, ancak ABD'nin Fethullah Gülen'le hiçbir bağlantısı yok" dedi.

© AA
Jeffrey: 15 Temmuz darbe girişimini Gülen'ciler gerçekleştirdi, ancak ABD'nin Fethullah Gülen'le hiçbir bağlantısı yok

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Gara ilgili ilk açıklamasında "Eğer Türk sivillerin PKK tarafından öldürüldüğü hakkındaki haberler doğrulanırsa, bu yapılanı olabilecek en sert şekilde kınıyoruz” ifadeleri Washington-Ankara hattındaki tansiyonu yükseltti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve çiçeği burnunda mevkidaşı Antony Blinken arasındaki görüşmeden sonra yapılan açıklamada “eğer” ortadan kalktı ve ABD PKK’yı sorumlu tuttu.

ABD’nin kısa süre önce emekli olan en kıdemli diplomatlarından eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, T24’e yaptığı değerlendirmelerde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili ilk açıklamasına sert tepki gösterdi. “Eğer” ifadelerini içeren açıklamayı “aptalca” diye nitelendiren Jeffrey, bu ifadelerin kullanılmasını yeni dışişleri ekibinin tecrübesizliğine bağladı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ABD’yi 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde rol oynamakla suçlayan açıklamalarına da yanıt veren Jeffrey, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylerken, "Biz Cumhurbaşkanlığı’nı dinleriz, Dışişleri Bakanlığı’nı dinleriz ve Savunma Bakanlığı’nı dinleriz. En azından Trump ve Obama hükûmetlerinde biz böyle sesleri dinlemezdik” dedi.

Röportajın ilgili kısmı şöyle: 

'Dışişleri'nin aptalca ilk açıklamasını izah etmenin kolay bir yolunu bulamıyorum'
Sayın Jeffrey ilk olarak şunu sormak istiyorum; Gara’da 13 Türk vatandaşı öldürüldükten sonra ABD Dışişleri Bakanlığı katliamla ilgili bir açıklama yayınladı. İlk olarak ABD, PKK’yı direkt olarak suçlamaktan kaçınırken Çavuşoğlu-Blinken görüşmesinden sonra vatandaşların PKK tarafından öldürüldüğünü doğruladıklarını söylediler. Sizce ABD, bir NATO müttefiki tarafından yapılan açıklamaya neden böyle şüpheci yaklaştı? 

Bu çok iyi bir soru. Öncelikle tüm Türkiye’ye hayatını kaybeden 13 vatandaş ve 3 askeri için başsağlığı dilemek istiyorum. Sınırın ötesine götürülen rehineleri kurtarmak için ordunu kullanmanın yanlış hiçbir tarafı yok, bu doğru bir hareket. Hepimiz bunu biliyoruz, ABD de uzun süre boyunca Türkiye’yi bu konuda destekledi; Irak, PKK ile baş edemiyor ve Türkiye rutin olarak yol gösteriyor. Dediğim gibi ABD bu bölgedeki operasyonlarda uzun yıllar boyunca Türkiye ile çalıştı. 

Yapılan aptalca ilk açıklamayı izah etmenin kolay bir yolunu bulamıyorum. Okuduğumda şoke oldum. Bu durum iki şeyi gösteriyor, aslında 3 şeyi diyebiliriz. İlk olarak iyi haberden başlayalım: Hem Türk Hem ABD’li üst düzey yetkililer çok hızlı bir şekilde,öncelikle Büyükelçi Satterfield ve Dışişleri Bakanı Blinken olmak üzere Bakan Akar ve Bakan Çavuşoğlu’nun yardımıyla bu hatayı düzeltti. Bu iyi bir şey. 

İkinci olarak, yaşananlar yeni ekibin tecrübesizliğini gösteriyor. Beyaz Saray’daki örneğe bakalım. Sözcü Uzay Gücü’yle dalga geçmeyi başardı, ancak Başkan ertesi gün “Evet, Uzay Gücü’nü kapatmayacağız” demek zorunda kaldı. Bu tür şeyler her zaman olur, göreve yeni başlayan yönetimlerde görmeye alıştığımız şeylerdir.

Üçüncüsü de şu; bu konuya dikkat etmemiz gerekiyor. Yeni yönetimin bunu yaptığını biliyorum, umarım hızlı ve doğru bir sonuca varırlar. Bahsettiğim konu Türkiye ile ilişkimiz. Bu konuda iki tarafın da gördüğü birçok sorun ve mutsuz olduğu birçok konu var. İnsanlar aceleye getirilmiş basın açıklamaları yaptığında bu meseleler daha da büyüyor. Tabii bahsettiğimiz açıklama pazar günü yapıldı ve pazartesinin tatil olduğu uzun hafta sonuna denk geldi. İnsanların hızlıca ortaya bir şey çıkarması gerekti. Bu ve tüm yönetimlerde var olan Türkiye karşıtı görüşlü insanlar negatif davranacak ve ortaya soru işaretleri atacaktır. Yeni yönetimde şu anda bu basın açıklamalarına sızan, nadir olmayan ama azınlıktaki insanların negatif görüşlerini bastıracak kadar Türkiye’ye yönelik kapsayıcı bir ilişki yok. 

Basın açıklaması Türkiye’yi kınıyor veya PKK’yı destekliyor değildi. Problem, iki tarafı aynı seviyedeymiş gibi gösteriyor olmasıydı. Konu insanların hakkında çelişen duyguları olan ülkeler olduğu zaman böyle şeyleri sık görürüz. Yeni yönetimin İsrail’in müttefik olduğunu söyleyebilmesi neredeyse bir hafta aldı. Yani yeni yönetim hakkında bu konuda endişeleri olan tek ülke siz değilsiniz. Yaşananlar reddetme durumu göstermiyor, tecrübesizliği gösteriyor. İsrail, Türkiye veya Kuzey Akım konusunda Almanya gibi çok önemli bir ülke de olsa arada sürtüşme varsa bu tecrübesizlik, gördüğümüz iyi düşünülmemiş açıklama gibi bir sonuç verebiliyor. Bu nedenle özür diliyorum.

Teşekkürler. Siz ABD diplomasisinde Suriye’yi en iyi tanıyan insanlardan birisiniz. Türkiye’yi de çok iyi tanıyorsunuz, burada yıllarınız geçti. Şunu sormak istiyorum; ABD tarafından SDG'ye, YPG'ye verilen silahlar konusu Türkiye’nin sık dile getirdiği endişelerden birisi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bunu Türklere daha önce bin defa anlattım. Başkan Trump, Başkan Obama, Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı sırada Biden ve birçok dışişleri bakanı da açıkladı. ABD, kuzeydoğu Suriye’de IŞİD’e karşı SDG ile çalışıyor, bu bizim tekrar isimlendirdiğimiz PKK’nın yan kuruluşu YPG. Biz bu yüzden bu bölgeye girdik. 2014’te bölgeye girdiğimizde Türkiye’nin duruma karşı çok farklı bir tavrı vardı. Hatta hatırlarsanız ABD’nin gelip YPG’nin Kobani’yi savunmasına yardım etmesini göreceli olarak destekliyordu. 

'ABD'nin SDG ile iş birliğinde amacı Türkiye’ye karşı bir güç yaratmak değil'
2015’te durum değişti, bu doğru. Ancak ABD iki nedenle Suriye’de kalmaya devam ediyor. Birincisi IŞİD’in geri dönmediğinden emin olmak. İkincisi ise şu; bu resmi olmayan ve üstü kapalı ancak çok önemli bir görev. Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton kitabında bu konu hakkında detayları yazdı. Bu görev Esad ve Rusya’nın toprakların kontrolünü sağlamasını önlemek. Güneyde, Al Tanf’te da aynı şeyi yapıyoruz. Burada pek bir IŞİD varlığı yok ancak İran, Esad ve Rusya’nın topraklarda kontrol sağlamasını önlüyoruz. Böylece Suriye’deki savaşa diplomatik bir çözüm bulunması için baskı yapıyoruz.

Bunlar, Türkiye’nin İdlib’de yaptığından çok da farklı değil. Amaç, Türkiye’ye karşı bir güç yaratmak değil. ABD verdiği silahların ve birlikte çalıştığı hiçbir insanın hiçbir şekilde Türkiye’ye yönelik saldırılarda bulunmadığından emin olmak için çok çaba sarf ediyor. 2019’da bir istisna yaşandı. 2019’daki operasyon zamanları dışında kuzeydoğu Suriye’den Türkiye’ye saldırıldığını görmedik. O yüzden bu iş birliğinin Türkiye’ye zarar vermeyeceği konusundaki sözümüzü tuttuğumuzu düşünüyorum

'Ekip tecrübelendikçe o ilk basın açıklaması gibi hatalar yapmamayı öğrenecekler'

Geleceğe bakalım. ABD’de yeni bir yönetim var. Türkiye, yeni yönetimi anlamaya çalışıyor. Yeni yönetim Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarla başlangıç yaptı. Geleceğe baktığımızda Türkiye ve ABD’nin SDG ve PKK’nın statüsü hakkında fikir birliğine varacağını düşünüyor musunuz? 

Ben ilişkiler konusunda iyimserim. Bu ekip tecrübe kazandıkça birkaç şey olacak: Öncelikle o ilk basın açıklaması gibi hatalar yapmamayı öğrenecekler. Hatta bence bunu çok hızlı bir şekilde öğrendiler. Farklı hatalar yapacaklardır ama bence bu hatayı tekrar yapmayacaklar. 

Tüm yeni yönetimler gibi bu yönetim de her şeyi yapabileceğini düşünüyor. “Biz güçlü bir ülkeyiz, ülkelerin iç işlerinde Kanada gibi davranmasını sağlayabiliriz, İsrail’in Batı Şeria’da böyle davranmasını sağlayabiliriz. Aynı zamanda müttefiklere ihtiyaç duyabileceğimiz bir küresel güvenlik sistemi yaratabiliriz” diye düşünüyorlar. Biden yönetiminin merkezinde diplomasi ve müttefiklerimizle birlikte çalışmak var. Problem şu; aynı zamanda çok güçlü bir şekilde insan haklarını ve demokratikleşmeyi savunuyor. İran, Rusya ve Çin gibi asıl tehdit oluşturan ülkelere karşı ön cephede olan müttefiklerimizin iç işlerindeki davranışlarında problemleri var. Suudi Arabistan’da durum böyle, Mısır’da durum böyle, Avrupa Birliği ve bazı insanlar Türkiye’de durumun böyle olduğunu söylüyor, AB üyesi Polonya’da durum böyle, Hindistan’da durum böyle, Vietnam’da durum böyle, Filipinler’de durum böyle. Neyin daha önemli olduğuna karar veremezseniz uluslararası topluma gerçek tehdit oluşturanlara karşı size yardım edecek partneriniz kalmaz. Bence bu yönetim sonunda uluslararası düzeni korumak için partnerleriyle çalışmak zorunda olduğuna karar verecek. Bu vesileyle de Türkiye ile yakınlaşacağına inanıyorum. Ama bunun olması için Ankara ve Washington'ın bizim ilişkimize özel olan bir sorunu çözmesi gerekiyor: S-400’ler.

'ABD’nin 2016’daki darbe ile hiçbir bağlantısı yok'

Birkaç hafta geriye gidelim. İçişleri Bakanı Soylu 15 Temmuz darbesini ABD’nin desteklediği mesajını verdi. Darbe girişiminin başında, ordunun içine sızan Gülencilerin bulunduğu, general düzeyindeki bazı itiraflarla da saptandı. Fethullah Gülen’in ABD'den iade edilmemesini de düşünerek bu iddiaya nasıl yanıt verirsiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim; biz Cumhurbaşkanlığı’nı dinleriz, Dışişleri Bakanlığı’nı dinleriz ve Savunma Bakanlığı’nı dinleriz. En azından Trump ve Obama hükûmetlerinde biz böyle sesleri dinlemezdik. 

O yanılıyor, ABD’nin 2016’daki darbe ile hiçbir bağlantısı yok. Washington’da darbeyi Gülenistlerin yaptığını söyleyen ilk insanlardan biri olarak şunu diyebilirim; darbe girişimini onlar gerçekleştirdi ve ABD’nin Gülen ile hiçbir bağlantısı yok. Türkiye, Gülen’in iadesini talep etti, ABD bunu yapamadı. Bu karmaşık yasal bir soru. Bu duruma mahkemeler karar verecek.  Son yönetimde kimsenin mahkemelerle onun iadesi için konuşmadığını biliyorum.

'Suriye’nin kuzeydoğusunda ve Al-Tanf’ta ABD’nin askeri varlığı devam edecek'
Açıklık getirmek için soruyorum; Biden yönetiminin Trump’ın Suriye politikalarını çoğunlukla devam ettirmesini mi bekliyorsunuz? 

Hayır ben bunu söylemezdim. Öncelikle bilmiyoruz; Suriye politikalarına henüz fazla yoğunlaşmadılar. İkincisi, Trump’ın Suriye politikalarına dair kesinlikle bazı eleştiriler yapıldı. Sadece iki şey söyleyeceğim; Büyük ihtimalle Trump’ın Suriye politikasının iki önemli yanını devam ettirecekler, yetkililer de bunu söyledi zaten; Suriye’nin kuzeydoğusunda ve Al-Tanf’ta ABD’nin askeri varlığı devam edecek. İkinci olarak özellikle Caesar  yaptırımları olmak üzere yaptırım politikasını devam ettirecekler. Bu iki politika da ABD Kongresi’nin büyük bir bölümü tarafından destekleniyor ve ikisi de çok etkili oldu. 

Genel olarak Suriye politikası İran’a karşı uygulanacak politikaya; İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan gibi yerlerdeki varlığına karşı izlenecek politikaya bağlı. Aynı zamanda bir ölçüde Rusya politikasına da bağlı. Yeni yönetim Rusya’ya ve İran’a karşı genel politikalarını henüz tam belirleyemedi. Suriye’de ABD’nin askeri varlık ve yaptırımlar ötesinde ne yapacağı yeni yönetimin İran ve Rusya konusundaki kararların bağlı olacak.

SIRADAKİ HABER