Piyasalar durgun, insanlar mutsuz-umutsuz

Geçenlerde Türkiye'ye tatile geldim, şu an hala Türkiye'deyim. Geldiğim günden beri çarşıyı, pazarı geziyorum, dolaşıyorum, piyasayı takip ediyorum.

© AFP
Piyasalar durgun, insanlar mutsuz-umutsuz

Herşey sıfır değil hayat bir şekilde devam ediyor ama piyasalar çok durgun, insanlar mutsuz ve umutsuz, geleceğimiz ne olacak korkusuyla yaşıyorlar. 


Esnaflarda ve resrorauntlarda yeterli müşteri bulmak çok zor. Bazı restaurantlarda saatlarce masaların boş olduğunu gözlemledim, müşteri yok, 
masalar bom boş bekliyorlar. Her restaurantta en azında 3-5 kişi çalışıyor. Az sayıda veya normal sayıda müşteri gelse bile bu kime yeteceki kira ve 
faturalar bir tarafa, restaurantta çalışanların ücretleri, masrafları nasıl karşılanacak? Bazı saatler arasında müşterilerin geldiğini ama bunun yeterli 
olmadığı konusunda bütün esnaflar şikayetçidir. Ancak karın tokluğuna çalışıyoruz diyenlerin sayısı oldukça yüksektir. Sahillerde, plajlarda eskiye kıyasla 
ne yerli turist nede yabancı turist var. 


2013-2015 yazında da Antalya'ya gelmiştim, o tarihlerde çarşı-pazar, sahiller ve plajlar hem yerli hemde yabancı turist kaynıyordu. Çoğu yerde o kadar 
kalabalık sayıda turist vardı ki iğne atsan yere düşmezdi. Günden güne ekonomik yaşamın eridiği, kötüye gittiği konusunda insanlar hemfikirler. 2-3 yıl 
öncesine kadar Akp'ye oy verenlerin hiçbiri şu an Akp'den hiç memnun değiller ve 23 


Haziran'da Akp iyi bir ders aldı diyorlar. Ekonomik yaşamdaki kötüye 
gidişatı, insanların ruh halinden anlayabiliyoruz. Avrupa ülkelerinde bir işçi bir günlük ücretiyle 6 kilo kırmızı et alabiliyor. Türkiye'de bir işçi bir günlük 
ücretiyle 1 kilo değil 800 gram alabiliyor. Çünkü şu an Türkiye'de etin kilosu 90 TL olmuş. Asgari ücrete son yapılan zam aylık 2020 TL'dir. Yani günlük 67 Lira 
yapıyor. Son yapılan zamlar ise, toplumu tam olarak bunaltmaya başlamış durumdadır. 


İnsanlarda şimdilik sessiz bir bekleyiş var. İnsanlar ne hükümetten nede mevcut sistemden memnunlar. insanlarda sosyal ve siyasal darlığın olması, sistemi iyi 
tanımamaları, insanları, sorunların çözümü konusunda ne gibi bir çare bulacakları konusundada maalesef alternatifsiz bırakmıştır. Sistem gerçekliğini bilmemek, 
insanları kısır bir döngüye koymuş durumdadır. Yani insanların mevcut durumda, her türlü sorunlarına nasıl çözüm üretecekleri konusunda bir planları yok. 


Çözüm üretici bir planın olmaması, insanları mevcut düzen partilerinin etki alanında bırakmaktadır. İnsanlar mevcut gidişattan hiç hoşnut değiller ama bu 
kötü gidişattan nasıl kurtulunacağı konusundada bir alternatif arayışı yok. Bu durumda mevcut siyasal ve ekonomik gidişat daha çok kötüye giderek devam 
ediyor-edecek. Bireysel şikayetler toplumsal sorunlara çözüm üretmez-üretmiyor. 


Bu aslında mevcut kapitalist sistemden kaynaklanan bir durumdur. Yani hümümet ve ülkeyi yönetenler ciddi çözüm üretici bir siyeset geliştirmezlerse, gidişat 
tam bir krizle sonuçlanır. Toplum şu an aslında sinir küpüne dönmüş durumdadır. Her an patlamaya hazır gibidir. Ne zaman içini dışa döker artık yeter der, 
bilemeyiz ama hükümetten ve sistemden hoşnutsuzluk diz boyu diyebiliriz. Hiçbir 


Avrupa ülkesinde halk buna tahammül etmez. Fransa'da mazota yapılan kısmi 
zam karşısında, sarı yelekliler olarak bilinen gruplar ve Fransız halkı, hükümeti tit tir titretti. Bir toplum nasıl yaşayacağına ve kaderini nasıl çizeceğine kendisi 
karar verir ama toplumun her bakımdan bu düzeye sahip olması gerekir. Yani bazı şeylere sahip olmak yada bazı şeyleri bilmek yetmez. Bilinen bazı şeyleri 
uygulamak ve hayata geçirmek gerekir. Ağlamayan bebeğe meme yok diye bir ata sözü var. Siz kötü şartlarda yaşasanızda halinizden memnun olursanız, yada 
sesinizi çıkarmazsanızi gidişattan memnun olmadığınızı pratikte dile getirmezseniz, sizi yönetenler, bu sistemi böyle devam ettirirler. Türkiye, özellikle son 38 
yıldır zamlarla-enflasyonla ve hayat pahalılığıyla boğuşuyor. Hayat günden güne kötüye gidiyor, yaşam standardı her gün düşüyor.Alım gücü yok, paranın zamlar 

karşısında değer kaybı var. Yani insanlar çalışsalar bile kötü şartlarda yaşıyorlar. Birkaç yıl öncesine kadar asgari ücretliler durumlarından şikayetçiydiler, şimdi ise 
esnaf ve orta halli yani durumları biraz iyi olan kesimlerde durumlarından şikayetçiler. İşte şikayetçi olmakla sorunların çözülemeyeceğini, çünkü toplumsal 
sorunların ancak toplumsal bir hareketlilikle çözülebileceğini bilmiyorlar. Sadece sandıkta ders vermeklede sorunlar çözülmüyor. Türkiye'de yıllardır birike birike 
neredeyse kangren olma noktasına gelmiş sorunlar ancak köklü bir toplumsal müdahaleyle ve köklü bir demokratikleşmeyle çözülür. Ne bireysel şikayetler nede 
sessiz şikayet ve memnuniyetsizlikler sorunları çözebilir. Çözümü kendinizde arayacaksınız, memleketi bu duruma getirenlerden değil. Sorunların çözümünü 
sorunların ürediği yerde aramaya devam ederseniz, bu gidişat böyle devam eder, bugün hala bulduğunuz bu kuru ekmeği bile yarın bulamazsınız. 


Devletin malı deniz yemeyen domuz zihniyeti çok korkunç bir şekilde devam ediyor. Artık buna dur demenin zamanı gelmedi mi? Çare halktır. Çare sizsiniz. Sizin sorunlarınızı 
ancak siz çözersiniz. Kaz dağlarına binlerce- onbinlerce insan yürüyünce , maden şirketi geri adım atmak zorunda kaldı. ama 195000 bin ağaç kesildi. Bu ağaçlar 
kesilmeden önce bu toplumsal yürüyüş olsaydı, bu kadar ağaç kesilmezdi. Kaz dağları kelleşmiş, çöl gibi olmuş bazı yerleri. Bütün toplumsal sorunlarda böyle 
hareket edilirse, çözüm gereçekleşir. Memleketin bütün sorunlarının kalıcı çözümü için ayağa kalkmak gerekiyor. 
Kemal Söbe

SIRADAKİ HABER