Fehmi Koru: Medya düzeni şimdilerde farklı çalışıyor...

"Kişilerin ‘önemli’ olup olmadığını kamuoyu değil, medyaya hakim bir veya iki kişi belirliyor ülkemizde"

© Twitter
Fehmi Koru: Medya düzeni şimdilerde farklı çalışıyor...

Fehmi Koru*

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran medya olayı, hiç kuşkusuz, Rusya’nın öndegelen medya kuruluşlarından Sputnik haber grubunun Türkçe yayın yapan radyosu RS‘in en çok izlenen yayınlarına evsahipliği yapan Yavuz Oğhan ile onun bir programına sürekli katkıda bulunan İsmail Saymaz ve Akif Beki‘nin görevlerine son verilmesiydi.

Ahmet Davutoğlu‘nu konuk etmek istemişler, radyo yönetimi izin vermeyince, aynı üçlü onunla mülakatlarını YouTube üzerinden görüntülü yayınlamış.

Radyo yine de üç gazeteciyi kovdu.

Medya canibinden gelen tepkiler üzerine, grubun yayın yönetmeni, “Biz Ahmet Davutoğlu’nu önemli görmüyoruz” açıklamasında bulundu.

Türkiye ile Rusya liderler düzeyinde de ilişkileri iyi olan iki ülke; Rusya adına ülkemizde yayın yapan radyonun bu tavrını herhalde şaşırtıcı bulamayız. Sonuçta Ahmet Davutoğlu da hem başbakanlığı döneminde hem de şu yakınlarda yaptığı açıklamalarla Moskova’nın sevdiği isimler arasına giremeyecek biri…

“Davutoğlu önemli değil” denmesi yine de akıl durduracak bir gerekçe.

Ahmet Davutoğlu halen AK Parti içerisinde, fakat partinin yönetilme tarzına ve uygulanan bazı politikalarına itirazları var. İtirazlarını bir ay önce 15 sayfalık bir manifesto ile duyurdu. Beklediği anlayışı parti yönetiminden görmezse yeni bir parti arayışına girebileceği de söyleniyor.

Hiç kuşkusuz, böyle biri medya için ‘önemsiz’ değildir.

Yeni oluşumların işi zor
Olayın bize dönük yüzü daha da hazin.

Başbakanlık yapmış, partileşme ihtimali sebebiyle kamuoyunun ne yapacağını merak ettiği birinin ‘dünyanın en fazla haber kanalına sahip ülkesi’ unvanı olan Türkiye’de, kendisini anlatabileceği bir televizyon kanalı bulamaması hazin gerçekten.

Ali Babacan ve onun kuracağı partinin medya sansürü açısından durumunun da farklı olmayacağı şimdiden belli.

“Neden?” sorusuna medyada söz sahibi birileri onun için de “Önemli biri değil” gerekçesini kullanabilir.

Kişilerin ‘önemli’ olup olmadığını kamuoyu değil, medyaya hakim bir veya iki kişi belirliyor ülkemizde.

Yalnızca televizyon kanallarına ve gazetelere tahakküm etmiyor o bir-iki kişi, çok sayıda gölge internet sitesi ile sayılarının binleri bulduğu söylenen sosyal medya hesabını (bunlara o dilde ‘bot’ deniliyor) da görevlendirdikleri paralı adamları vasıtasıyla yine aynı kişiler yönlendiriyor.
 
Doğrusunu söylemem gerekirse, Konunun ciddiyetinden haberdardım ancak doğrusunu söylemem gerekirse, durumun ne denli vahim olduğunu ‘Al Jazeera’ sitesinde yer alan dört bölümlük bir yazı dizisini okuduğumda anladım.

Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir grup ülke ile Türkiye karşıtı bilinen bir çok ülke birbirleriyle de sosyal medya üzerinden savaş yürütüyorlar Al Jazeera‘ya göre. Site, konunun uzmanlarını konuşturarak, etrafımızda meydana gelen sıcak gelişmelerden hareketle iki gün önce burada soruya dönüştürdüğüm ‘savaş’ ihtimalinin, medya ve sosyal medya üzerinden çoktan başladığı iddiasında.

Cemal Kaşıkçı‘nın İstanbul’da Suudlu ajanlarca öldürülmesi sonrasında sosyal medya hesaplarından karşılıklı atışmalar başlamış. Sitenin gazetecileri bunlardan tam 1 milyon 800 bin Twiti tek tek incelemiş, bunların büyük bölümünün değişik ülkelerin görevlendirdiği kişiler tarafından açılmış gölge hesaplardan yapıldığını tespit etmişler. [Bağımsız bir kuruluş da ayrıca 2 milyon 400 bin Twit mesajını incelemiş. Haberlerde o kuruluşun tespitleri de yer alıyor.]

Al Jazeera incelemeleri değerlendirdiğinde “Böyle bin kadar gölge hesap (bot) var” sonucuna varmış. Bilinen birinin attığı bir Twiti bu bin kadar gölge hesap derhal kendi takipçilerine yeniden iletiyormuş. Bizim bölgemizde etkileyici konumda 281 isim varmış ve bunlar Twit trafiğinin yüzde 80’ini oluşturuyorlarmış.

Dünyada en bilinen ‘etkileyici siyasi isim’ Donald Trump. Twitter sayesinde aracısız politika uygulaması yürütüyor Trump; bakanlarına mesajlarıyla hiza verdiği gibi başka devletlere de yine oradan meydan okuyor. Al Jazeera her iki kamptan ‘etkileyici’ saydığı isimleri de veriyor yazı dizisinde.

Tabii, yakın zamanda bizim sitelere yönelik yapıldığı türden, gerçekleri duyurma açısından tehdit olarak değerlendirilen sitelere dönük siber saldırıları da bu tabloya eklemek gerekiyor.

CHP İstanbul’u kazandı, ama…
Dışarıdaki savaş böyle de, her ülkede görevlendirilmiş kullanıcılar (bunlara da ‘trol’ deniyor) içeride de kesinlikle hakimiyet savaşı yürütüyorlar. Birileri aslı astarı olmayan bir konuyu hakimiyet alanı içerisindeki bir sitede yayınlatıyor, o yalan haberi yüzlerce-binlerce trol Twitter üzerinden yaymaya başlıyor.

Habere konu olan kişi/ler ne olduğunu anlayana kadar uyduruk haber zihinlerde gerçekmiş gibi yer alıyor.

Son zamanlarda öyle birkaç haber içerisinde benim de adım geçtiği için biliyorum.

Durum buysa 31 Mart İstanbul seçimini CHP nasıl oldu da açık ara farkla kazandı?

Galiba aynı yoldan giderek. CHP de kendi sosyal medya ordusunu kurdu ve asılsız haberleri anında yalanladığı gibi, duyurmak istediklerini de yine aynı yöntemle yaygınlaştırmayı başardı.

Konuya ilişkin değerlendirmeleri okudukça yeni dünyanın medya düzeninin ne kadar insafsız olduğu kanaati bende pekişiyor.

RS radyo çok izlenen üç programcısına yol verdi; ardından pek çok başka medya organının, televizyonlar ve radyoların, onlara “Gelin, programınızı bizde yapın” daveti çıkaracağını sandım.

Böyle bir gelişme şu ana kadar yaşanmadı.

SIRADAKİ HABER