Hukukçular, Erdoğan'ın 'milli-manevi değerler' genelgesini eleştirdi

Hukukçular Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın milli ve manevi değerlere aykırı yayınların önlenmesini isteyen "Basın ve Yayım Faaliyetleri" genelgesinin anayasaya aykırı olduğunu vurgularken, sansür uyarısında bulundu

© AA
Hukukçular, Erdoğan'ın 'milli-manevi değerler' genelgesini eleştirdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milli ve manevi değerlere uymayan yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayım faaliyetlerinin önlenmesini konu alan genelgesi tartışma yarattı. İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, Anayasa Hukuku Profesörü Korkut Kanadoğlu, genelgenin demokratik hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı olduğunu belirterek, "Hiçbir kanun da Cumhurbaşkanlığına bu konuda bir tasarrufta bulunma yetkisi vermemektedir" dedi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, genelgenin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını vurgulayarak, "amaç sindirmek ve susturmak" ifadesini kullandı. RTÜK üyesi İlhan Taşcı da bu genelgeyle "iktidarı eleştiren yayıncıların nefesinin daha da kesilmesi, zapturapt altına alınmasının hedeflendiğini" kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı "Basın ve Yayım Faaliyetleri" konulu 28 Ocak 2022 tarihli genelge, 29 Ocak'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. Genelgede, milli ve manevi değerlere uymayan yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayım faaliyetleri aracılığıyla aile kurumunu, çocukları ve gençliği hedef alan tehdit ve tehlikelerin yayılımının önlenmesi konusunda tüm kurum ve kuruluşlar tarafından gerekli hassasiyetlerin gösterilmesi, yöneticiler tarafından sürecin titizlikle takibinin ve gereğinin yapılması talimatı verildi.

Genelge, başta basın özgürlüğü olmak üzere temel hakları sınırlandıracağı gerekçesiyle tartışma yarattı. Peki, hukukçular genelgeyi nasıl değerlendiriyor?

DW Türkçe'ye konuşan İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, Anayasa Hukuku Profesörü Korkut Kanadoğlu, basın ve yayım faaliyetleriyle ilgili Cumhurbaşkanı genelgesinin demokratik hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı olduğunu söyledi. Bu aykırılıkları tek tek sıralayan Kanadoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Kamu hukukunun idareye verdiği yetki, kişisel arzulara bağlı değildir, hizmet amacına yöneliktir. Diğer bir ifadeyle işlem, yapanın kendi zihninde düşündüğü bir sebebe değil nesnel hukukun ortaya koyduğu bir sebebe dayanmalıdır. Bu genelgeye sebep oluşturduğu kabul edilen olay, nesnel hukukun kabul ettiği nedenler arasında dayanmadığı için genelgenin iptal edilmesi gerekir. Genelgenin konusu belirli ve nesnel değildir. Hukuk düzenimizde aile yapısını bozan, gençliğe zarar verici içerikler hakkında zaten yeterince belirli yasal hükümler bulunmaktadır."

"İşlev gaspı oluşturur"
Kanadoğlu, eğer söz konusu yasal düzenlemelerin yetersiz olduğu düşünülüyorsa bu konuda yetkili organın TBMM olduğunu kaydetti. Yasama organına ait bu işlevin yürütme organı tarafında yerine getirilmesinin bir işlev gaspı oluşturacağının altını çizen Kanadoğlu, ifade etti:

"Ayrıca hiçbir kanun da Cumhurbaşkanlığına bu konuda bir tasarrufta bulunma yetkisi vermemektedir. Aynı şekilde idare içinde de yapılan işbölümü gereği bu konuda doğrudan görevli ve yetkili olan RTÜK'ün idari özerkliği ve tabi olduğu idari vesayet denetimi aşılarak bir nevi yetki gaspı ortaya çıkmıştır. Genelgenin amacı, yani kendisinden beklenen gaye de belirsizdir. Asıl gaye, genelge metninde geçen ailenin ve çocukların korunması değil de medya kurumları üzerinde baskı ve sansür oluşturmak ise bu kez de ortaya bir yetki saptırılması çıkacaktır."

Yaman Akdeniz: Hukuki dayanağı yok
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bu tip genelgelerin herhangi bir hukuki dayanağının olmadığını söyledi.  Aynı zamanda İfade Özgürlüğü Derneği'nin kurucularından olan Akdeniz, şöyle konuştu:

"Temel hak ve özgürlüklere müdahale ancak kanunla yapılabilir, Anayasamız açık ve net bir şekilde bunu söylüyor. Kanımca Cumartesi günü yayınlanan Genelgeyi de Cumhurbaşkanı tarafından yapılmış bir uyarı olarak algılamak lazım. Herhangi bir hukuki dayanağı olmasa da 'milli ve manevi değerlere' aykırı hareket eden basın kuruluşlarına karşı yaptırımlar uygulanacağı anlaşılıyor."

Kaldı ki mevcut durumda sadece "milli ve manevi değerlere" aykırı hareket etmenin değil, hükümeti veya Cumhurbaşkanının eleştirildiği durumlarda da ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalındığını belirten Akdeniz, "Sedef Kabaş bir televizyon programında konuştuğu ve konuşması bağlamından kopartılarak bir algı operasyonu ve sosyal medya saldırısı sonucunda tutuklandı. Programı yayınlayan TELE 1 ciddi cezalarla  ve hatta kapanma tehdidi ile karşı karşıya. Dolaysıyla genel yaklaşım, amaç sindirmek ve susturmak. Bu arada genelgede 'milli ve manevi değerler' ile ne kast edildiği de belli değil. Kaldı ki yasayla öngörülmemiş herhangi bir yaptırım söz konusu olamaz" dedi.

RTÜK ne yapacak?
Bu genelgeye ilk olumlu tepki, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin'den gelmişti. Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Şahin, "Kültürel değerlerimizle aile, çocuk ve gençlerimizin zararlı yayın içeriklerinden korunmasında devletimizin tek bir vücut halinde hassasiyet göstermesi son derece önemlidir. RTÜK olarak bizleri bir millet kılan değerlerimize her daim sahip çıkacak, bu amaçla hareket eden tüm yayın kuruluşlarını da teşvik etmeye devam edeceğiz” demişti.

Gözler bu nedenle RTÜK'ün genelgeyi nasıl uygulayacağına çevrildi. RTÜK'ün bu konuda henüz bir çalışması olmadığını belirten RTÜK üyesi İlhan Taşcı bu genelgenin iki boyutunun olduğunu söyledi. "Bunlardan biri iktidarı eleştiren yayıncıların nefesinin daha da kesilmesi zapturaptaltına alınmaları hedefleniyor çünkü izlenirlikleri ve etkileri çok güçlü" diyen Taşcı, iktidarın devlet olanaklarıyla fonladığı kendisine yakın kanalları bu anlamda RTÜK dahil kimsenin izlemediğini kaydetti

İlhan Taşcı, genelgenin ikinci hedefinin ise sabah kuşağı programları olduğunu dile getirdi. Sabah kuşağı yayınlarının artık toplumun tüm kesimlerinde ciddi anlamda rahatsızlık yarattığını, dönem dönem de infiale neden olacak içerikler olduğunu belirten Taşcı, "İktidarın kendi içerisinde bile sabah kuşağı yayınları ciddi olarak bir tartışma konusu oldu. Bir boyutuyla da bu genelgeyle bu rahatsız kesimin gazını alma çabası" dedi. RTÜK'e gelen şikayetlerin yüzde 34'nün ATV'ye yönelik olduğunu belirten Taşcı, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Gerçekten milli ve manevi değerlere uygun yayıncılık hedefleniyorsa, RTÜK'ün bütün izleme uzmanları ile birlikte sabahtan akşama kadar sabah kuşağını izleyip her bir yayını raporlaması ve bu raporların da üst kurulda değerlendirilmesi gerekir. Ama şu anda RTÜK içerisinde bu sabah kusağı yayınları ile ilgili hazırlanıp, üst kurul gündemine getirilmiş tek rapor dahi yok. Başkan genelgenin hemen ardından 'biz göreve hazırız' diyerek aslında kendisini gösterme çabasını ortaya koydu. Yoksa bütün milli ve manevi değerlere aykırı yayınlarla ilgili adım atması söz konusu değil. Çünkü bu yayınların büyük bölümü iktidarıya yakınlığı ile bilinen kanallarda. Öyle ki dün geceki yayınlarda her üç şikayetten birisi ATV/Esra Erol yayınıyla ile ilgili geldi. Ama ATV ile ilgili üst kurul gündemine getirilen bir tane bile rapor yok."

Alican Uludağ

© Deutsche Welle Türkçe

Haber, değiştirilmeden kaynağından otomatik olarak eklenmiştir

SIRADAKİ HABER