Kavala'nın tutuklu olduğu Gezi davası: 'Bu savcının eğitim programını AB fonlamıyor mu?'

"Savcılık makamı değil, onun temsil ettiği güçler bize 'Teslim olun' diyor"

© AA
Kavala'nın tutuklu olduğu Gezi davası: 'Bu savcının eğitim programını AB fonlamıyor mu?'

Birleştirilmiş Gezi davasının üçüncü duruşması bugün görülecek. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi hakkında "Soros artığı" ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala bugünkü duruşmaya da katılmadı. 

Dava öncesi adliye önünde yapılan açıklamada, “Gezi direnişinin anayasal bir zeminde gerçekleştiği yargı kararıyla iki kez tescil edilmesine rağmen hukuka ve geleceğe aykırı, tümüyle mesnetsiz iddialarla yeniden yargılanmak isteniyor. Toplumsal muhalefetin en temel hak ve talepleri suç unsuru gibi gösterilmek, barışçıl direnişin, tarihsel ve meşru gerçekliği ısrarla çarpıtılmak isteniyor. 9 yıl 3 yıl onlarca duruşmada söylediğimizi yeniden söylüyoruz; Gezi’yi kirletemezsiniz.” denildi.

Duruşmada Gezi davası sanıklarından Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mine Özerden ve Yiğit Ali Ekmekçi ile bir kısım Çarşı davası sanığı hazır bulundu. Duruşmada CHP Milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Prof. Dr. Ayşe Buğra izleyici olarak yer alıyor. Ayrıca Fransa, İtalya ve Belçika Başkonsolosu, Avrupa Birliği Elçi müsteşarı ABD ve Norveç konsolosluk temsilcilikleri, Hollanda'dan bir milletvekili ve İsveç Konsolosu da duruşmayı takip ediyor. 

"Bu savunma değil, size 'Gezi'yi anlatacağız' demiştik"
İlk sözü alan Can Atalay, “Bu savunma değildir. Size 'Gezi'yi anlatacağız' demiştik. Çok şey konuşuluyor ama Gezi direnişi konuşulmuyor. Bu yargılama bir çete faaliyetinin ürünüdür; karşımıza yamalı bir yalan bohçasıdır. Bu dava Gezi Direnişimizi anlamama, anlamamazlıktan gelme hali. İddianameniz, Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından biri olan Gezi Direnişimizi onca yıldır karalamaya çalışan siyasi iktidarın tarih tezidir; hukuki değil siyasi bir metindir.” dedi.

Atalay şöyle devam etti:

“Savcılığın temsil ettiği güçleri su gibi beyaz olan duru olan Gezi direnişimizi tarih karşısında karalamaya çalışıyor. Ve her gün siyasi iktidarın bu ülkede sıradan insanlara salladığı parmağın aynısını yapıyor savcılık.

Bu eklektik tarih tezi Gezi Direnişimizi hiçbir dayanak ve ötesi delil olmaksızın bir uluslarası komplo olarak niteleme aczine düşmüştür; çaresizdir ve başarısız kalmaya mahkumdur.

"Savcılık makamı değil, onun temsil ettiği güçler bize 'Teslim olun' diyor"
Savcılık makamı değil, onun temsil ettiği güçler bize "Teslim olun" diyor. Asıl siz teslim olun. Biz teslim olmayacağız.

Gezi direnişinin gücü karşısında çaresiz kalan Adalet Kalkınma Partisi seçkinleri ve Fethullahçı çete, ve onların koalisyonu onu nasıl karalayacaklarını bilememişler anlaşılan. Çaresizlik nelere kadir; en sonunda milyonlarca yurttaşın kendi kaderine sahip çıkma iradesini hiçe sayarak Gezi’yi uluslararası bir komplo olarak tasvir etmeyi deneyecek kadar düşkünleşilmiştir.

"Gezi direnişinin tek bir kör kuruş ile ilişkilendirilmesi mümkün değil"
Gezi direnişinin tek bir kör kuruş ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Gezi Direnişi’nde sokaklarda anayasal demokratik haklarını kullanan milyonlarca insanı fon kullanımı ile suçlamak hiçbir kişinin ya da kurumun haddi değildir. Biz yahut tek bir Gezici bir tek kör kuruş ile dahi ilişkilendirilemezken bu iddianameyi yazan Savcının meslek içi eğitim seminerleri Avrupa Birliği tarafından fonlanmaktadır.

Haklar ve özgürlüklerle ilgili maddelere dair tek bir söz söylemeden, yurttaşların bu hakkı kullanımına ilişkin maddelere ilişkin söz söylemeden hangi anayasal düzenden bahsediyorsunuz?

"Biz kimsenin tebaası değiliz"
Biz kimsenin tebaası değiliz. Biz kimsenin iki dudağının arasındaki söze bakan yurttaşlar olmayacağız. Siyasal iktidar, bu anayasal görevlerini yerine getirmemiş tam aksine yurttaşların sadece yükümlülüklerinden söz edilen ama hakları tasfiye edilen bir cendereye sıkıştırmaya çalışmıştır.

Kadın kurtuluş hareketini bu denli güçlü kılan biraz da siyasi iktidarın –o tarih itibari ile- 11 yıllık performansı değil midir? O gün kadınlar “benim bedenim benim kararım” sloganı ile sokaklara, caddelere meydanlara sığmıyordu… LGBTİ bireylerin gün be gün çoğalarak hakikatlerini görmek istemeyenin gözüne, işitmek istemeyenin kulağına ulaştıran Onur Yürüyüşleri'ni yasaklanmasını konuşmadan Gezi direnişi konuşabilir miyiz?

İstiklal Caddesi’nden hınca hınç dolduran internet yasaklarına karşı itiraz, hayvan haklarına sahip çıkmak için onbinler olup sokağa çıkanlar, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününü 1 Mayıs alanı Taksim’de kutlamak için akan milyonları, sınav sorularını çalan Fethullahçıların suçüstü yakalanmalarına karşın onları savunan dönemin Başbakanı Erdoğan’a itiraz eden milyonlarca öğrenciyi, Emek Sineması’nın yıkımına itirazın mekanda süren sınıf mücadelesinin en yüksek kürsüsüne dönüştüren direnci unutarak Gezi direnişinden bahsetmeyeceğiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi tipi dini siyasete alet eden kapkaççı, ahbap çavuş kapitalizmine karşı tüm yurttaşlar haklarına sahip çıktı, itiraz etti ve tüm bu itirazlar Taksim Gezisi vesilesi ile yan yana, omuz omuza geldi.

"Sözünü söylemek isteyen Taksim Cumhuriyet ve Emek Meydanı'na çıkar sözünü söyler"
Görünür olmak isteyen, sözünü söylemek isteyen Taksim Cumhuriyet ve Emek Meydanı'na çıkar sözünü söyler. Siyasi iktidar, bu meydanı kendi kamu yararına aykırı kamusal tahayyülüne uygun “tasarlamaya” çalıştığı için itiraz buradan doğuştur.

İddianamenizin sahibi siyasi iktidar, 1969 16 Şubat’ında önce ABD Donanması’nın 6.Filosunu kıble alıp namaz kılan daha sonra ise emperyalizme ve sömürüye karşı yürüyen yüzbinlere yine polis destekli saldırıp iki sosyalist işçiyi öldürenlerin geleneğinin takipçisidir. Tüm hak mücadelelerinin, toplumsal-politik eylem ve etkinliklerin en önemli mekanını halka kapatmaya çalıştı.

"Taksim Meydanı kime söz verildi de bu kadar hırçınlaşıldı, Türkiye bu kadar gereksiz bir sınava sokuldu?"
Savcı şunu sormalıdır: Taksim Meydanı kime söz verildi de bu kadar hırçınlaşıldı, Türkiye bu kadar gereksiz bir sınava sokuldu? Recep Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu bir ve beraberken olan Cevizli Tekel dayanışması bizimdir. Bir ağaca sarıldığı için dövülen gencin neden milyonları bir araya getirdiğini anlayamazsınız. Türkiye'nin her yerinde insanlar buna itiraz ediyor. Bunların tümüne aykırı olarak parka bir gece vakti çökülmesine de itiraz etmiştir.

Taksim Dayanışması adına söz alan sanıklar hem Gezi’nin akla ziyan komplo teorileri ile organize edilebilir bir toplumsal hareket olmadığını hem de kimsenin bunu finanse etme haddinin olmadığını açıkladılar. Savcılık bu iddiada ısrar edecekse  kanıtlamak zorunda.

Barışçıl gösterilerle hükümeti protesto etmek, kent hakkını savunmak, şiddetsiz eylem ya da sivil itaatsizlik gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçunu oluşturur mu? İddianame oluşturur, diyor. Ama bunu yaparken uygarlık tarihini, demokrasi tarihini, toplumsal mücadeleler tarihini tamamen devreden çıkarıyor. Kendi kendine birtakım varsayımlarla yurttaşların en temel hak arama özgürlüklerine ipotek koymak istiyor.

Amerikalı düşünür Thoreau’yu, sivil itaatsizlik kavramın çıkış noktasının Thoreau’nun köle kullanan bir yönetime vergi ödemeyi reddetmesi olduğu, bu nedenle cezaevine girdiğini hatırlamanız gerekir Bunu daha çok özgür Amerikalı’nın yapması halinde köleliğin kaldırılabileceğini söylüyordu. Nerede burada suç?

Modern Hindistan’ın kurucusu Gandhi’yi ve onun Hint halkıyla birlikte şiddet içermeyen mücadelesini, o mücadeleyle Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığını hatırlaması gerekir savcı beyin.

Polis şiddetine karşı insanların sokağa dökülmesinden suç çıkaracaksanız, o zaman Martin Luther King’i, ırkçılığa karşı siyahların beyazlarla eşit haklara sahip olduğunu savunan ve bu hakkı şiddetsiz eylemlerle kazanan Amerikan yurttaş hareketini hatırlamak zorundasınız

Tabii o zaman ırkçı yasayı çiğneyerek, otobüste yerini bir beyaza vermeyi reddeden ve bu yüzden hapse atılan Rosa Parks’ı anımsamalısınız. bu yargılama kendisini beyaz adamın yanında konumlamaktadır. Biz Rosa Parks'ın yanındayız. Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki ırkçı yönetime, Apartheid’a karşı mücadele veren Nelson Mandela’yı, o mücadelenin sonunda elde ettiklerini ve tüm Dünya’nın kendisine duyduğu saygıyı hatırlamalısınız. Çevreye yönelik müdahalelere, başta tüm Dünya’nın geleceğini ilgilendiren nükleer santrallere karşı oluşmuş toplumsal hareketleri görmezden gelerek protestoyu suç gibi gösteremezsiniz. 70’lerden gelen o mücadele bugün Sinop ve Mersin’de gördüğünüz mücadeledir.

Arjantinli kayıp annelerinin Majo Meydanı eylemlerinden burada Cumartesi Annelerine uzanan çizgiyi tartışmadan, “kaos yaratma amaçlı eylemler” şeklinde cümleler kuramazsınız. Bergamalı köylülerin,dayak yemeyi, hapsedilmeyi göze alarak, siyanürle altın elde edilmesine karşı verdiği şiddetsiz mücadeleyi hatırlamak zorundasınız. Yoksa, sivil itaatsizlik 2013’te OTPOR tarafından Türkiye’ye getirildi gibi deli zırvası şeylerle meşgul olursunuz.

Bergama’da başlayan mücadelenin Artvin’e, Çanakkale’ye, Munzur’a uzandığına anımsamazsanız, itiraz etmenin demokrasinin bir hak kadar ödev olduğunu da anlamazsınız.

"Bir savcının görevi demokratik bir toplumsal hareketi değersizleştirmek olamaz"
Bir savcının görevi demokratik bir toplumsal hareketi değersizleştirmek, aradan dokuz yıllık bir süre geçtikten sonra ona yeni bir hikâye uydurarak yurttaşlara parmak salamak olmaz.

Hiçbir şey söylemesek, hiç savunma yapmasak bile kolektif hafızamız, sadece en bilinenlerini andığım isimleri bize hatırlatır ve bu yersiz çabayı boşa çıkarır. Başta da söyledim bu yamalı yalan bohçası, siyasi tarih tezi başarısız kalmaya mahkûmdur.

İddianame binlerce kafa travması, 50'nin üzerinde göz kaybı olmak üzere; İstanbul Başsavcılığının önündeki hâlâ takipsizlik kararı taraflarına tebliğ edilmeyen 5 binden fazla etkili eylem soruşturmasının hâlâ açık olmasından ve hiçbir şey yapılmamasından söz etmiyor.

"İddianame 10 Eylül 2013'ten bahsediyor ama Ahmet Atakan'dan bahsemiyor"
İddianamede 2013 Aralık ayında İstanbul Kent Mitingi yapılması suçlulaştırılmaya çalışılıyor, ancak o gün Kadıköy’de akla ziyan yoğunlukta gaz kullanımı ile öldürülen Elif Çermik ablamızdan bahsedilmiyor. İddianame 10 Eylül 2013'ten bahsediyor ama Ahmet Atakan'dan bahsemiyor.

"Ethem Sarısülük'ten bahsetmeden Gezi direnişini anamazsınız"
İddianame Eskişehir’in bir ara sokağında dövesiye öldürülen Ali İsmail’i düşlerimizden çıkarmaya çalışıyor ama Mevlüt Saldoğan isimli katili Gezi davasının zarar göreni, müştekisi olarak yutturmaya çalışıyor. İddianame Berkin’in cenazesi ile ilgili bölümlerle dolu, ama bir çocuğun öldürülmesinin sorumlularının sistematik olarak kayırılmasından ve daha da acısı o çocuğun annesinin inancı gerekçesi ile miting meydanlarında yuhalatılması rezilliğinden bahsetmiyor. Ethem Sarısülük'ten bahsetmeden Gezi direnişini anamazsınız.

İddianame; bin dereden su getiriyor ama 3 Haziran’da Türkiye’nin iki ucunda ölen iki kardeşimizi, Mehmet Ayvalıtaş’ı ve Abdullah Cömert’i unutturmak istiyor. İddianame 28 Haziran tarihli basın açıklamasından söz ediyor ancak yıllar sonra Fırat’ın öte yakasındaki bir acıyı yüzbinlerce insanın sokakta sahiplenmesinden; Medeni Yıldırım’dan söz etmiyor. 

"Artık sabrın sonu selamet değil"
Biz tutuklu değiliz, bu dosyanın bir tutuklusu var. Artık sabrın sonu selamet değil. Bu dosyanın tutuklusuyla ilgili olarak siyasi iktidar düzenli olarak miting meydanlarından, Meclis grup toplantılarından dış güçlere parmak sallıyor.

"Ben sıradan bir yurttaş olarak kendi kaderimi kendim tayin etmek istiyorum"
Taksim Gezisi’nde bir anda beliren o pankartta yazdığı gibi: mahalleme, meydanıma, ağacıma, suyuma, toprağıma, evime, tohumuma, ormanıma, köyüme, kentime, bedenime, benim bir insan olarak kaderime dokunma. Ben sıradan bir yurttaş olarak kendi kaderimi kendim tayin etmek istiyorum. Olmadık sözlerle düşmanlaştırılmak istemiyorum. Haklardan bahsetmeden yükümlülüklerden bahseden hukuk düzenine itiraz ediyorum.

Emeği ile geçinen yurttaşlar hangi dili konuşuyor olsalar da, hangi inancı yaşıyor olsalar da, hangi görüşten olsalar da bu kadar kardeşleştiği başka bir pratik yaşamadık. Gezi’nin bu kadar güzel anımsanmasının ve geleceğimizle ilgili anımsanması bu yüzdendir.

"Gezi, insanın kendi kaderini eline alma iradesi, kararlılığıdır"
Gezi, insanın kendi kaderini eline alma iradesi, kararlılığıdır. Gezi, bu memleketin, bu toprakların, Orta Doğu'nun karanlıktan çıkacağının somut işaretidir.

Gezi, eşitlik, özgürlük ve adalet imkanıdır, umududur. Biz haklıyız, biz kazanacağız. Hep birlikte mücadele edecek, hep birlikte kazanacağız."

"İstanbul'un mahvına neden olacak her projeye karşı olmaya devam edeceğiz"

Can Atalay’ın ardından söz alan Tayfun Kahraman, "Yarın yine siyaseten ortaya çıkacak olan, İstanbul'un mahvına neden olacak ya da Taksim Meydanı gibi yegane mekanı halkın elinden alacak her projeye karşı olmaya devam edeceğiz.  O gün ağaçlara ve alana yönelik müdahaleyle birlikte gördüğümüz polis şiddetidir bu olayların nedeni.” diye konuştu.

"Hiçbir güç, para, otorite 80 ilde insanların sokağa çıkıp insanların haklı haykırışlarını söylemesini organize edemez"
Kahraman şunları kaydetti:

“O gün sokağa çıkan toplumun vicdanı oldu. Bu ülkenin gençlerinin parkına, ağacına, kuşa sahip çıkmasıydı. Ben o gün gördüğüm şiddeti hayatımın başka yerinde yaşamadım.  Hiçbir güç, para, otorite 80 ilde insanların sokağa çıkıp insanların haklı haykırışlarını söylemesini organize edemez. Gezi direnişi sadece bizler değiliz, milyonlardır.

Siyasi iktidarın kışkırtıcı diliyle beraber tansiyonun yükselmesiyle kendiliğinden başlayan hareketin organize olduğunu söyleyemezsiniz. Protestonun merkezine yerleşen sadece anayasal hak talepleridir.

"Gezi'nin yüzü aydınlıktır, karartamazsınız"
Polis şiddeti ile arkasında birikmiş itirazlarıyla birlikte insanların sokağa çıkmasıdır. Burada tarih yeniden yazılmaya çalışılıyor, ama biz anlatmaya devam edeceğiz. Gezi'nin yüzü aydınlıktır, karartamazsınız.

Taksim Dayanışması olarak bu sürecin ilerlemesiyle birlikte sadece Gezi Parkı ile değil, buradaki insanların haklı taleplerini dile getiren bir işlev de üstlendik. Hükümetle yapılan toplantılarda da basın açıklamalarında da bunları ifade ettik. Bu nedenle hükümeti devirmeye teşebbüs ya da benzeri suç unsuru çıkarmak mümkün değildir.

Taksim Dayanışması bileşenlerinin tek gündemi demokratik hak taleplerinin takipçisi olmak olmuştur. Gezi Parkı'nı savunmak üzere bir araya gelen insanların başkaca niyetleri bulunmamaktadır.

Dayanışmanın sekreteryasını yürüten meslek odasının başkanı olarak, akademisyen ve yurttaş olarak ben de Gezi Parkı'ndaydım ve savunmaya devam edeceğim. Bu alanın kullanıcılarından alınmasına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bizler İstanbul'un yanında olmaya devam edeceğiz, buradan suç çıkartmak mümkün değildir. Bu sürecin Gezi'nin aslında hak olduğunun, yargılanmak istenenin bu hakkın kullanılması olduğunun altını yeniden çizmek isterim."

"Sanki sizlerle birlikte sahneye konmuş, sonu beli bir oyunun figüranları gibiyiz"

Mücella Yapıcı, “2015'ten beri yargılanıyoruz, saçma sapan iddianameler var mahkemeler değişiyor, heyetler değişiyor. Şöyle bir kanıya vardım: Sanki sizlerle birlikte sahneye konmuş, sonu beli bir oyunun figüranları gibiyiz. Sizin meslek alanınızda yanlış uygulama varsa idareleri uyarmakla yükümlüsünüz der anayasa. Biz mesleki görevimize, kurumsal görevimize uygun davrandık. Biz arsaların üzerine onla bunla anlaşıp imar kararı verip mal varlığı edinmeye çalışmadık" ifadesini kullandı. 

Yapıcı şunları söyledi: 

"Mesleğimizin evresel ilkelerine, kentin ve kamuoyunun yararına uygun davranıyoruz. Diplomaları alırken böyle yemin ettik. Sizler de herhalde ediyorsunuzdur, çünkü sizinki her şeyin üstünde bir meslek, sizin mesleğiniz evrensel etiğin kurallarına uygun hareket edilmediğinde değil kent, hiçbirimizin yaşamı güvende olmaz. Bir gece yarısı gelir parkı keser yaya yolunu açarız dediler. İşte o zaman halk başlattı.  Kalktık gittik kurum başkanlarıyla. Bakın ben ölüyordum. Benim her tarafım sarıldı ağaca sarıldım diye. İnanılmaz bir gaz... Ondan dolayı KOAH hastasıyım.

"45 kişi gözünü kaybetti, 8 çocuk öldü, kediler, köpekler, kuşlar öldü"
Gece bütün çadırları, içinde çocuklar varken çadırlar yakılmaya kalkıldı. Yapılan şey usulsüzlüğün de usulsüzlüğüydü. 45 kişi gözünü kaybetti, 8 çocuk öldü. Kediler, köpekler, kuşlar öldü. Bunlar bu halkın gözü önünde oldu.

"Ayağa kalkan halkın vicdanıydı"
Ayağa kalkan halkın vicdanıydı. Türkiye'de hiçbir siyaset, kişilik, lider 80 ilde siyasi görüşü bu kadar farklı olan insanı bir araya getirip de bu kadar müthiş bir empati ve kardeşlik yaratamaz.

"O nedenle şimdi Osman Kavala'yı rehin olarak kullanıyorlar"
O nedenle şimdi Osman Kavala'yı rehin olarak kullanıyorlar. Geziyi ciddi şekilde kriminalize etmeye çalışmaktadır birileri. Size demiyorum. Sizlere üzülüyorum, çünkü bize beraat veren hakim yok oluyor. Onun için size kolay gelsin.

"Gezi onurdur"
Gezi onurdur. Belki yeni nesillerin zihninde farklı bir kriminal Gezi yaratılmak isteniyor ama o tarihe geçti. Şimdi tarihe geçen başka şeyler var. Ben burada bir yüksek mühendis olarak hocalarımı dinleyerek ceza hukukunu anlamaya başladım.

"Kararı veren hâkimler hakkındaysa FETÖ davası var"
Atalay, Kahraman ve Yapıcı'nın avukatı Evren İşler de "Bu davanın soruşturma aşamasında iletişimin tespiti ve fiziki takip kararı alınıyor. Bu kararlar talep etmemize rağmen dosyada yok. Kararı veren hâkimler hakkındaysa FETÖ davası var." bilgisini paylaştı. 

SIRADAKİ HABER