MİT TIR'ları davası | Can Dündar'ın avukatları: Duruşmaya katılmayacağız

Yarın duruşmanın son oturumu yapılacak

© REUTERS
MİT TIR'ları davası | Can Dündar'ın avukatları: Duruşmaya katılmayacağız

MİT TIR'ları davasında yargılanan Can Dündar'ın avukatları 23 Aralık'taki son oturuma katılmayacaklarını mahkemeye bildirdi. Duruşmanın avukatları, "14. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda savunma yaparak önceden zaten belirlenmiş siyasi bir hükme hukuki meşruiyet kazandırma pratiğinin parçası olmak istemiyoruz" dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren MİT TIR’ları davasının son duruşma oturumu yarın (23 Aralık) yapılacak. Can Dündar'ın avukatları, yargılama sürecinde yaşananlar nedeniyle duruşmaya katılmayacaklarını bildirdi.

Duvar'da yer alan habere göre, mahkemeye dilekçe sunan Dündar'ın avukatları Bahri Bayram Belen, Tora Pekin ve Abbas Yalçın, "Mahkeme heyetinin süreklilik gösteren tutum ve davranışları, işlem ve kararları nedeniyle mevcut mahkeme heyeti karşısında -bu aşamada- esasa dair bir savunma yapmayı uygun, gerekli ve doğru bulmuyoruz" dedi.

Tarafsız ve bağımsız görünüm vermeye bile gerek duyulmuyor; sık sık oturum yapılıyor"
Avukatlar duruşmaya katılmama gerekçelerini şöyle sıraladı:

Mahkeme heyetinin;

* Adil bir yargılama yapmamakta ısrar etmesi,

* Tarafsız ve bağımsızlık bir yana hiç olmazsa böyle bir görünüm vermeye özen gösterme gereği bile duymaması,

* Heyetin bakmakta olduğu diğer dosya ve yargılamalarla kıyaslandığında açıkça görüleceği gibi diğer dosyalar için en erken 2-3 aylık duruşma ertelemesi yapılırken bu dosya ve yargılamaya özgü mahkeme heyetince özel bir ayrımcılıkla savunmanın bilgisi ve katılımı olmaksızın sık sık resen duruşma oturumları yapması,

* Önceki mahkeme heyetince son olarak 18 Şubat 2021 tarihine ertelenen duruşmanın, yeni mahkeme heyetince değiştirilerek (8 Eylül, 17 Eylül, 7 Ekim, 14 Ekim, 4 Aralık 2020 tarihlerinde duruşma yapılması ve nihayet 23 Aralık 2020 tarihine yeni bir duruşma günü verilerek son savunmaların yapılması için kesin süre verilmesi) belirlenmiş duruşma oturumundan önce altı ayrı duruşma yapılması suretiyle bir an önce mahkumiyet hükmü kurmaya yönelik acelecilik ve etkinliği,

* Açık kanun hükmüne (CMK 307/2. madde) ve bu yöndeki yerleşik ve istikrarlı Yargıtay içtihatlarına göre mutlak bozma nedeni sayılmasına karşın bozma ilamına karşı sanığın beyanlarını almadan bir an önce hüküm kurmakta ısrar etmesi, kanunda yazılı olduğu şekilde istinabe suretiyle sanığın beyanlarının alınmasına yönelik talepleri reddetmesi,

* Bu dava ve yargılamayla ilgili olarak daha önce tutukluluk nedeniyle yaptığımız bireysel başvuruyu görüşerek yargılama konusu eylem olan haber nedeniyle sanık hakkında uygulanan tutuklama kararının kişi özgürlüğü ve güvenliği ile basın ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiği yönündeki Anayasa Mahkemesi kararını görmezden gelen yargılama pratiği,

* Anayasa, AİHS ve CMK’da açıkça belirtilen duruşma ve yargılamanın aleniyeti ilkesine aykırı olarak yargılamayı sürekli olarak kapalı ve gizli oturumlarla devam ettirmesi,

* Savunmayı yargılamada yalnızca göstermelik ve şekli bir figür olarak görmesi,

* Bağlantılı dosyada (2016/205 E.) Enis Berberoğlu ile ilgili verilen Anayasa Mahkemesi'nin kararını dahi tanımayan hukuka aykırı işlemi,

* Bu davaya ve sanığa yönelik olarak yargılama konusu haberin bedelini ödeyeceğine dair siyasi iradenin kamuoyuna duyurduğu beyan ve isteğinin bir mahkeme kararına dönüşmesi için gösterdiği çaba.

Bu hususları sıralayan avukatlar "14. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda savunma yaparak önceden zaten belirlenmiş siyasi bir hükme hukuki meşruiyet kazandırma pratiğinin parçası olmak istemiyoruz" dedi. Avukatlar şunları kaydetti:

"Can Dündar 'medeni ölü' olarak görülüyor"
Nazi rejiminin yargısı, Yahudilerin “medeni ölü” olduğuna karar vermişti. Bununla kast edilen, normların bazı yurttaşlar için geçerli olduğu, “istenmeyen” yurttaşlar için ise geçerli olmadığı, onların yasa önünde hiçbir hakkının bulunmadığıydı. Bugün siyasi iradenin müvekkil Can Dündar’ı bir “medeni ölü” olarak gördüğünü, onun ve hatta ailesinin hiçbir hakkının tanınmayacağını anlıyoruz. Buna müvekkilin yaşama hakkının da dahil olduğu, uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşananlarla ortadadır. Hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir ülkede böyle bir yönelime karşı bağımsız ve tarafsız yargı koruması devreye girer. Şu an İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamuoyunun denetiminden uzak, kapalı kapılar ardında yapılan yargılamada karşılaştığımız manzara ise ne yazık ki tam tersidir.

Bu nedenle, müvekkilimiz sanığın da bilgisi ve onayı doğrultusunda güvenimiz olmayan taraflı bir heyet karşısında savunma yapmayı uygun bulmadığımızı beyan ediyoruz.

Önceden siyasi otoritece belirlenmiş olup yargı tarafından da bir an önce tescil ve ilan edilmesi istenilen bir kararın hukuki, vicdani ve tarihi sorumluluğuyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini baş başa bırakıyoruz.

SIRADAKİ HABER