NYT Türkiye'yi yazdı: Popülist liderler seçim yenilgisini ne zaman kabul eder?

ABD'deki Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Jan-Werner Müller

© IMAGES
NYT Türkiye'yi yazdı: Popülist liderler seçim yenilgisini ne zaman kabul eder?

ABD'deki Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Jan-Werner Müller, Türkiye'deki yerel seçim süreci üzerinden dünyadaki popülizm dalgasını masaya yatırdı. "Popülistler seçim kaybetmez. 'Hile yapılmış olmalı çünkü ben kazanmadım' iddiasında bulunurlar" diyen Müller, popülist liderlere seçim yenilgisini kabul ettirmek için üç yol da önerdi.

Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin tekrarlanması kararı dünya basınında geniş yer bulmaya devam ediyor. Son olarak, ABD’deki Princeton Üniversitesi’nde siyaset bölümü öğretim üyesi olan Jan-Werner Müller, Türkiye’de yaşananlar bağlamında popülizm üzerine bir makale kaleme aldı.

Müller, New York Times gazetesinde yayımlanan ‘Popülistler seçim kaybetmez’ başlıklı makalede, Türkiye’de yaşanan seçim sürecine bir dizi eleştiri getirdi; popülizmin seçim hilesi iddiaları ve komplo teorileri ile bağlantısını anlattı.
 
‘SEÇİMLERİ SADECE HİLE YAPILIRSA KAYBEDEBİLİRİZ’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sandıkta hırsızlık yapıldığı iddiasını ‘hükümet istediği sonuçları alana kadar seçim yapalım anlamına gelen, açık bir antidemokratik adım’ diye niteleyen Müller özetle şöyle devam etti:

“Bu kısmen bir reelpolitik meselesi: Erdoğan’ın partisi ve hatta yakın aile üyeleri, sadece Türkiye’nin iş merkezi İstanbul’da iktidarda olan kişilerin erişebileceği kaynaklara bel bağlıyor. Fakat bu durumun, otoriter popülistlere özgü bir mantığı da var.

Erdoğan gibi siyasetçiler, halkı gerçekten temsil edenlerin sadece kendileri olduğu iddiasıyla ayrışıyor. Seçimleri sadece, liberal elitler hile yaptığında kaybedebileceklerini öne sürüyorlar. Şu an, Macaristan Başbakanı Victor Orban ve ABD Başkanı Donald Trump da dahil, dünya çapında Erdoğan gibi çok lider var. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi geçen hafta bir söyleşide, Trump’ın 2020’de az farkla yenilgiye uğraması halinde, Erdoğan gibi, seçimlerin meşruiyetini kabullenmeyi reddedeceğinden endişe duyduğunu söylüyordu. Endişelenmek için haklı sebepleri var.

‘HALK BİZİZ SÖYLEMİ ÇOK TEHLİKELİ’

Yaygın inanışın aksine, popülistlerin tek ayırt edici özelliği elitleri eleştirmeleri değildir. Güçlüyü eleştirmekte yanlış olan bir şey yok; esasında bu, sağlıklı bir demokraside sık sık olur. Popülistlere özgü olan şey, genellikle ‘asıl halk’ olarak tanımladıkları kişileri tek temsil edenlerin kendileri olduğunu iddia etmeleridir. Burada sadece, iktidarın diğer tüm taliplerinin yolsuz ya da gayrımeşru olduğu ima edilmiyor, aynı zamanda, popülistleri desteklemeyen vatandaşların  da halka gerçekten ait olmadığı öne sürülüyor. Erdoğan’ın 2014’te bir parti kurultayında kendisinden ve destekçilerinden söz ederken açıkça söylediği gibi, “Halk biziz”. Erdoğan sonra kaygı verici şekilde şu soruyu sordu: “Siz kimsiniz?”

‘POPÜLİZM KOMPLO TEORİSİNE GÖTÜRÜR’

Eğer bu mantığa göre sessiz çoğunluğu sadece popülistler temsil ediyorsa, o zaman tanım itibarıyla, çoğunluğa konuşma hakkı verildiği sürece seçimleri her zaman onlar kazanacaktır. Popülistler sandıkta başarısız olduğunda, diğer siyasetçilerin normalde söyleyecekleri şeyden ibaret olamayacak bir izahat getirmeleri şarttır. “Bir sonraki seçimde vatandaşları ikna etmek için daha çok çalışacağız” demek yerine, popülistler üstü kapalı ya da açık olarak, sessiz değil susturulmuş bir çoğunluk olduğundan söz eder. Birilerinin, halkı tek hakiki temsilcilerini seçmekten alıkoymak için perde arkasında işleri manipüle ettiğini öne sürerler – popülizmin seçim hileleri ve komplo teorileri ile bağlantısı da budur.”

‘KURUMLARA KARŞI GÜVENSİZLİK TOHUMU’

Müller yazısının bu noktasında, ABD ve Almanya’dan örnekler verdi. 2016 seçimlerinde Donald Trump’ın destekçilerinin yüzde 70’inin ‘Clinton kazanırsa hile yapılmış demektir’ iddiasına inandığını belirten Müller, “Popülistler sistematik olarak mevcut kurumlara karşı güvensizlik tohumu ekerler” dedi. Müller, Almanya’da da faşist AfD partisinin yıllardır seçimlerde hile yapıldığını iddia ettiğini ama somut kanıt sunmadığını hatırlattı.

‘HİLE YAPILMIŞ OLMALI ÇÜNKÜ BEN KAZANMADIM’

Müller şöyle devam etti:

“Bir seçim sistemini hile yapıldığı, ‘karanlık para’ ile sonuçlara etki edildiği veya doğrulanabilir bir başka faktör nedeniyle eleştirmek ile bir popülistin kaybettiğinde ortaya sunduğu tek şikayet olan “Hile yapılmış olmalı çünkü ben kazanmadım” iddiası ile eleştirmek arasında önemli bir fark var.

‘İKTİDARDA OLMASINA RAĞMEN SUÇU BAŞKASINDA ARAR’

Otoriter popülistler yıllar boyu iktidarda olmalarına (ve büyük ihtimalle sistemi kendi lehlerinde bozmalarına) rağmen, gerçek çoğunluğa kendini ifade etme şansı tanımayan bir seçime dair bahaneler bulmakta sorun görmezler. Popülistlerin bir kez iktidara geldikten sonra ‘müesses nizam’ı eleştirmekten vazgeçeceğine dair saf bakış açısının aksine, her zaman ‘karanlık uluslararası seçkinleri’ veya başka güçlü yabancıları sonuçları etkilemekle suçlamaya devam ederler.

‘POPÜLİST LİDERLERE SEÇİM YENİLGİSİNİ KABUL ETTİRMENİN ÜÇ YOLU’

Peki hiçbir şey yapılamaz mı? İleriye doğru aşikâr yollardan biri, popülistleri, hile iddialarının abartılı görünmesini sağlayacak şekilde ezici farkla yenilgiye uğratmak. Bir diğer yol, -popülistlerin sonucu kabul edeceğinin garantisi olmasa da- uluslararası gözlemcilerin seçimleri daha da yakından izlemesi. Daha kuşkucu olan ama belki de bazen gereken yol ise popülistlere, bir seçimi kaybettiklerinde her şeylerini kaybetmeyecekleri bir çıkış yolu sunmak. Şu açık ki, başkanlık sarayı ile hapishaneden başka seçenek olmadığını hissettiklerinde, kleptokratlar için bir seçim yenilgisi varoluşsal bir tehlike anlamına gelebilir. Onların (ve en azından paralarının bir kısmı ile geniş siyasi ailelerinin) gitmesine izin vermek son derece rahatsız edici bir manzara. Fakat bazen bu, bir demokrasiyi yeniden tesis etmek veya korumak için ödenmeye değer bir bedeldir.”

SIRADAKİ HABER