Trump krizi ve Kürtlerin yüzyılı

Amerika Başkanı Donald Trump, geçen hafta Suriye’de bulunan güçlerini çekeceğini duyurunca Kürdistan kamuoyunda henüz etkileri geçmemiş derin bir şok yaşandı. Oysa Trump, bir süredir Amerika’nın “Ortadoğu polisi” olmadığını vurguluyor ve bölgedeki stratejik değişikliğin ipuçlarını veriyordu. Fakat yine de çekilme kararı bütün cephelerde şaşkınlıkla karşılanmış görünüyor.

© IMAGES
Trump krizi ve Kürtlerin yüzyılı

Öyle ki Trump’ın Savunma Bakanı Jim Mattis bu karar üzerine istifasını vermek zorunda kaldı. Mattis ki Amerika kamuoyunda ve devlet erkânı içinde “efsane” olarak tanımlanıyor ve hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar arasında saygı duyulan bir isim olarak biliniyor. Bu istifayı Amerika’nın IŞİD’le Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk’ın istifası izledi. McGurk, Kürtlerin yakından tanıdığı bir isimdi.

Bu gelişmeler, geri çekilme kararının yalnızca Kürtleri ekseninde tutan bir durum olmadığını, Amerika’nın kendi içindeki bir değişimin yahut çelişkinin sonucu olduğunu gösteriyor. Nitekim Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri de Mattis’in istifası üzerine, derin kaygı duyduklarını belirten açıklamalar yaptılar. Yani kaygıya düşenler sadece Kürtler değil.

Amerika, bütün hallerde bürokratik işleyişini ve takvimini bozmayan bir devlet geleneğine sahiptir. Ne var ki istifası üzerine normalde Şubat ayında görevden ayrılması gereken Mattis’in, istifa mektubundaki sert eleştiriler ve suçlamalardan dolayı, görevden 1 Ocak’ta ayrılacak olması da krizin büyüklüğünü açıklamaya yetiyor.

Elbette nevi şahsına münhasır bir başkan profili çizen Trump’ın Amerika yönetiminde yarattığı kriz sürekli bir hal almıştı fakat bu şekilde su yüzüne çıkacağını kimse beklemiyordu. Örneğin Mattis, özellikle Amerika’nın geleneksel ittifakları ve NATO’yu ilgilendiren konularda Trump ile sık sık ters düşüyordu ve bu durum seçim sonrası çeşitli şayialara konu olan Rusya etkisi olarak yorumlanıyordu. Fakat bugün NATO’nun Mattis’in istifası üzerine derin üzüntü duyduğunu belirten bir açıklama yapmış olması devlet ile hükümet arasındaki çelişkinin iyi bir şekilde okunacağı başka bir alan yaratmış görünüyor.

Elbette Trump başkan olarak büyük yetkilere sahip olabilir fakat sadece Mattis’in konumu ve istifası üzerinden Amerikan kamuoyunda ciddi bir kesimin, Kürtlerin yüzüstü bırakılmalarına karşı çıktığı da ortada. Bu da önümüzdeki sürecin yeni krizlere gebe olduğunun göstergelerinden biri olarak yorumlanıyor. Son birkaç gündür hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat senatörler, Trump’ı Suriye kararından vazgeçirme çabasını sürdürüyordu fakat müstafi bir Savunma Bakanı olarak Mattis, pazartesi günü çekilme kararını imzalamak zorunda kaldı.

Çekilme kararına en sert tepki Fransa’dan geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da dahil neredeyse bütün Fransız yetkililer Kürtlerle ilgili kaygılarını dile getirdiler. Bir önceki bölüşüm kavgasında Kürdistan’ın güneybatısını kontrolüne alan ve burayı Suriye’ye bağlı hale getiren Fransa, ABD’den boşalacak yerleri dolduracağını söylüyor. Oysa Fransa’nın Kürdistan’ın batısında yaklaşık 200 askeri bulunuyor. Bu sayı Kürt güçleri ve Amerika ve hatta İran’ın bölgedeki güçleri karşısında devede kulak kalır. Amerika çekildikten sonra Fransa elbette ki nüfuzunu arttıracaktır zira burayla ilgili tarihsel bir arkaplana ve iddiaya da sahip ve bu topraklar Sykes-Picot’da Fransa’nın payına düşmüştü. 

Ortadoğu’nun şüphesiz en önemli aktörü İsrail ise şimdiye kadar Suriye’ye çokça hava saldırısı düzenledi ve bunların çoğu İran’ın Suriye’deki askeri varlığına yönelikti. Başbakan Benjamin Netanyahu, son açıklamasında Amerika çekilse bile İran’a karşı mücadeleye devam edeceklerini, gerekirse daha geniş çalışmalar yürüteceklerini açıkladı.

Bir süredir ülkedeki tüm ipleri eline geçirmiş olan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’de ise bütün sular bulanık gibi. 15 Temmuz 2016 sonrası başlayan süreçle ülkesi bir tökezleme cereyanı yaşayan Erdoğan; adalet, ekonomi ve siyasi iflasın eşiğinde olmasına rağmen hala çok güçlü ve devleti var eden güçlerin, üzerinde ittifak yaptığı tek isim olarak kudretini koruyor. Erdoğan, muhalefet dâhil bütün oyuncuları ülkenin bekasına dair bir süreçten geçildiğine ikna etmiş görünüyor. Dahası ülkesine pompaladığı milliyetçi duyguların ve Osmanlı hayalinin bir nebze de olsa Rojava’ya yapılacak operasyonla karşılık bulacağını bildiğinden süreci iştah ile takip ediyor. Mart ayının sonunda yapılması planlanan seçimler için bulunmaz bir propaganda fırsatı olan bu durum, hiç değilse Türkiye’nin batısındaki büyük şehirlerde ittifak yapması beklenen CHP-HDP’yi de ayırmanın bir yolu olarak kayda geçecek. Rojava’da atılacak her adım Erdoğan’a Suriye Fatihi olarak oyunu arttırma fırsatı sunacak. 

Şu an Türkiye-ABD ilişkisi daha çok Erdoğan-Trump ilişkisine dönmüş durumda. İyi bir tüccar olan Trump, Rahip Brunson olayında ters düştüğü Erdoğan ile artık daha uzun vadeli hesaplar yapıyor. Öyle ki Almanya, Trump’ı Kürtleri Erdoğan’ın insafına bırakmakla suçluyor. Yani üzerinde anlaşılmış bir operasyon var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin muhtemel bir itirazı olmazsa Türkiye’nin yeni Kürt topraklarını işgali de an meselesi.

Öyle görünüyor ki bunda Türkiye’nin 1999’da Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasına yönelik yaptığı sınır taarruzunun bir benzeri olan “Kuzey Suriye Operasyonu”ndaki ısrarı başarılı oldu. Birden düzelen Trump-Erdoğan çekişmesi, yerini İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Türkiye ziyaretinden bir gün önce imzalanan Türkiye’ye Patriot füzelerinin verilmesi kararına bıraktı. Erdoğan Trump ile ticari ilişkilerden Suriye’deki gelişmelere kadar birçok konuda eşgüdümlerini arttırma noktasında mutabık kaldıklarını söylediği bir telefon görüşmesini Trump’a da özenerek Twitter hesabından duyurdu.

Amerikan medyasında çıkan haberler, Amerikan düşünce kuruluşları ve önemli bir siyasi kesim IŞİD tehlikesinin devam ettiğini ve Kürtlerin bu vahşi örgüte karşı önemli bir mücadele yürüttükleri için bölgede yalnız bırakılmaması gerektiği yönünde fikir beyan etse de Trump’a bakılırsa bu görev Suriye’nin komşularına devredilecek. Birkaç gün önce Suriye’deki iç düzen oturana kadar kalacağız diyen Amerika’nın böyle bir manevra yapması anlaşılır değil ama Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada Suriye’deki operasyona hazır olduklarını, sahaya ineceklerini ve IŞİD ile mücadele edeceklerini söylüyor.

Peki taraflar durumu manipüle ederek üzerinde ortaklaştıkları başka bir operasyonu kastediyor olabilirler mi? Örneğin bu, İran’a veya hiç değilse İran’ın Suriye’deki varlığına yönelik bir operasyon olabilir mi? Zira ABD’nin Suriye’den çekilmesinin olası bir sonucu da Rusya’ya Suriye sathında geniş bir alanın açılacak olmasıdır ve akıldaki soru Trump’ın neye karşılık Rusya’ya böyle bir kıyak geçtiğidir. Evet, Suriye krizinin ta başından bu yana ABD ile Rusya hiç karşı karşıya gelmedi ve aralarında ciddi bir sorun yaşanmadı ama bir anlaşmaya vardıkları da söylenemezdi. Bu ipuçları iki gücün İran’a yönelik operasyonda artık hemfikir oldukları şeklinde yorumlanabilir mi ve Türkiye de bu operasyonun bir parçası olarak mı Suriye’ye giriyor?

Trump’tan dolayı bundan sonraki Amerikan-Kürt ilişkilerinin nasıl şekilleneceği biraz kafa karıştırıcı görünüyor. Zira Kürtler bu önemli çağa birlik halinde girmedikleri gibi ortak bir stratejik hedefe de sahip değiller. Ülkeleri kadar parçalanmış durumdalar. Fakat Amerika’nın geleneksel ittifaklar üzerine kurulu Ortadoğu siyaseti düşünüldüğünde, Trump’a rağmen Kürtlerle işbirliğinin devam edeceği yönünde işaretler var.

En büyük işaret, Amerikan kamuoyunun Trump’ın Suriye’den çıkma kararına verdiği tepki. Trump’ı destekleyen isimler bile çekilme hamlesi ile Suriye’de Rusya, İran ve Esad rejimi ile birlikte, bir yüzyıl önce Ortadoğu’ya gömülen muhayyel Osmanlı’yı canlandırma meraklısı Erdoğan’ın güçleneceğini söylüyor. Normal şartların gerçekliğinde ABD bunu asla kabul edecek bir ülke değil.

Fakat bizim için bir gerçek de şu ki ABD’nin, Güneybatı Kürdistan’da hayali devrimler gerçekleştiren, kazandıkları zaferleri mesela Castro’ya armağan eden, yegane gücünü Kürtlerden almasına rağmen milli Kürt birlikteliğine düşman kesilmiş bir güçle ittifakını sürdürmeyeceğidir. Şimdiye kadar böyle gelmiş olabilir ama bundan sonrasında eğer Kürtler gerçekten bu bölüşümden paylarını almak istiyorlarsa başka şeyler yapmalılar; örneğin ABD’nin PYD’yi dönüştürmesi yerine gerçeklikten kopmamış bir Kürt gücünü tesis etmeliler.

Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, geçen hafta Atlantic Council’de yaptığı konuşmada “Devletsiz unsurlarla daimi bir ilişkimiz olmaz” diyor; peki Kürtlerin devletleşmesine karşı çıkan bir yapıyla bir müttefiklik ilişkisi olabilir miydi? 
K24 yazari İbrahim Halil Baran

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2019, 23:11
SIRADAKİ HABER