Avrupa'da miliyetçilik/ırkçılık ve solun durumuna ilişkin

Her ülkede az ya da çok ırkçı kesimleri görmek mümkündür. Bazı ülkelerde ırkçılık devlet politikası haline gelip, yaşamı ve ülkesini beterin beteri bir duruma sürüklemiş, sadece kendi ülkesine değil, dünyaya da büyük zararlar vermişlerdir. Bu ırkçı politikalar Türkiye, Almanya, ve İtalya'da devlet politikası haline gelip, getirilip, korkunç sonuçlara yol açtı. Aslında buna ırkçılığın en tehlikelisi olan, milliyetçilik dersek daha doğru bir tanım yapmış oluruz. Çünkü Avrupa ve dünyanın birçok yerinde ortaya çıkan ırkçı akım ve çevreler esasen katı ulus-milli devlet zihniyetinin bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

© AN
Avrupa'da miliyetçilik/ırkçılık ve solun durumuna ilişkin

Halkların kardeşliğini savunan sosyalist kesim ve siyasi çevrelerin iktidara ve ülke yönetimine sahip

olmasını engellemek için bizzat devlet, derin devletler tarafından devletin gizli derin mekanlarında

oluşan, oluşturulan bu milliyetçi fikirler devlet tarafından üretilen ve bazı kesimleri kullanarak piyasaya

sürülen, insanlık ve toplumsallık karşıtı anlayışlar olmaktadır. Bu katı ulus ve milliyetçi zihniyet 

Türkiye'de hala devlet iktidarında olup, Türkiye'yi tükenmenin eşiğine getirmiştir.

Avrupa sermaye çevreleri bu ırkçı zihniyetin faturasını ağır ödediği için, 2. dünya savaşı sonrası  bazı

demokratik adımlar atma ve belli bir siyasi ve ekonomik entegrasyonla beraber bu milliyetçi ve ırkçı

zinniyeti devlet politikası olmaktan çıkarıp yaşamın kenarına çektiler, tümden ortadan kaldırmadılar.

2. dünya savaşı sonrası AB'nin bu çerçevede kurulması adı geçen katı ulus zihniyetini en azından Kıta

Avrupası'nda etkisizleştirme girişimiydi. Kapitalizmin gelişim dönemlerinde katı ulusçuluk sermayenin

global hale gelmesine darbe vurur, sistemin yaşam alanlarını daraltır. Bu açıdan Avrupa'da 1950'ler

itibariyle farklı bir siyaset yaşama egemen oldu ama milliyetçilik tümden devletin hafızasının dışına

çıkarılmadı, bir kenarda bekletildi, kimi durumlarda kullanmak için. Bu milliyetçi zihniyet ve kesimler

bazen görünmeyen güçler tarafında hortlatılıyor. Avrupa devletleri eğer isterlerse bu milliyetçi kesim
ve çevreleri tümden ortadan kaldırırlar. Zaten bu çevrelerin öyle dikkate değer bir güçleri yok.

Katı ulus devletlerin ve vahşi kapitalizmin son hızla baş aşağı gittiği bir dönemden geçiyoruz. Artık yüz

yıl önceki vahşi kapitalizm ve buna bağlı olan milliyetçi zihniyetin eskisi gibi yaşama hakim olmasına

imkan kalmamıştır. Demokratik ulus çağına doğru gidiyoruz. Demokratik ulus koşullarında  milliyetçilik

yaşama hakim olamaz. Avrupa'da sol, sosyalist kesimler ve halkta da onlarca yıllık belli bir demokratik

atmosfer ve kısmi ekonomik rahatlık sonucu oluşan bir hantallaşma var. Bu siyasal hantallaşma aslında

ırkçı kesimlere prim veriyor. Sadece bazı ekonomik haklarla yetinen halklar bir süre sonra sistemin

yedeğine bile düşebilirler. Fransa'da son yıllarda yükselen, eylemler işçi grevleri, sistemi zorluyor. Bu

durum karşısında sözde sosyalist hükümet, grevleri yasakladıklarını bile söylediler. Ki sosyalist bir parti ve

yönetim için utanç bir durumdur. Avrupa'da sosyalist partiler hükümet olduklarında sağ hükümet-

leri bile geçiyorlar. Avrupa'da  başta halklar olmak üzere, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin

direnişleriyle yeni halkçı bir demokrasinin gelişeceği bir döneme doğru gidiyoruz.  Pasifize hale

gelen ve sistemin yedeğine düşen reformist sol ve sosyalist parti ve kesimleri bir kurtuluş aracı olarak

görmeyeceğiz.

Ancak halkların, işçi sınıfının güçlü direnişleri kısmen demokratik olan geleneksel devlet ve partiler

üzerinde etkili olur. Avrupa'da son zamanlarda bazı milliyetçi kesimlerin tekrar piyasaya sürülmesi

aslında  devletçileşen sol ve  sosyalist  hükümet ve yönetimlerin,  sistemin yedek bastonu haline

gelmesinin sonucudur. Avrupa'da halklar ve işçi sınıfı ve sendikalar çok güçlüler ama sistem içileşen

sol ve sosyalist partilerin sağ liberal ekonomik ve devletçi bir politika uygulamaları, solun gelişimine

ve halkın iktidara gelmesine değil, sağın ve kapitalizmin değirmenine su taşımıştır. Bu nedenle

Avrupa'da halklar yeni bir sol arayışına girecekler ya da geleneksel sol ve sosyalistlerin kendilerine

çeki düzen vermeleri gerekecek. Çünkü halklar ve işçi sınıfı, liberal ekonomik politikaların içine

hapsolan sol, sosyalist partilerle yollarına daha fazla devam etmeyeceklerdir. Meydana gelen bu

boşluktan nemalanarak bazı milliyetçi çevre, kesimler güç olmak isteyeceklerdir. 1. dünya savaşı

sonrası Almanya'da oluşan büyük yoksulluk ve siyasi istikrarsızlık koşullarında iktidara gelen

naziler gibi.

Çünkü mevcut zor ekonomik şart ve durumlarda halklar bazen kendilerine belki yeni bir yaşam

verebilirler düşüncesiyle milliyetçi partilere yönelebilirler. Nitekim Almanya'da Hitler bu boşluktan

faydalanarak iktidara geldi. Avrupa'da sol ve sosyalist hükümetler halkçı bir politika hayata geçirselerdi,

bugün Avrupa, Ortadoğu ve dünya farklı bir durumu yaşıyor olacaktı. Gelinen aşamada ırkçı ya da

milliyetçi zihniyetin devlete ve yaşama tümden hakim olmasının çağı geçti. Dönem ve çağımız

demokratik ulus-lar çağıdır. Bu açıdan halkların mücadeleyi daha çok geliştirmeleri ve halkçı bir sol

devrimci yapılanmayla yeni demokratik ulus ve yaşamı kurmak mümkündür. Avrupa'da fırtına gibi

esen halk ve işçi hareketleri yeni gelişmelere yol açacak bir niteliğe sahiptir. Milliyetçilik Avrupa'da

iktidara gelemez ama halk hareketlerini sindirmek ve dağıtmak için sermeyenin derin kesimleri

tarafından hortlatılmak isteniyor. Avrupa'nın demokratikleşmiş halkları 1 ve 2. dünya savaşı koşullarının

doğmasına yol açacak bir savaşa ve milliyetçi yükselişe izin vermezler. Avrupa halkları yüz yıl önceki

halklar değiller. Avrupa'da sol, aklını başına alıp  sermayenin yanında değil, halkların yanında yer alırsa,

sağ-milliyetçi zihniyetin tümden etkisizleşmesi barış ve tam demokratikleşme mümkündür.

Son zamanlarda başta Fransa'daki büyük eylemler ve protestolar olmak üzere, Avrupa'da bazı siyasi çalkantıların olması bu yönlü bir gelişimin ortaya çıkacağını ve olacağını gösteriyor. Milliyetçi

parti ve kesimler boşuna sevinmesinler, çünkü milliyetçilik vahşi kapitalizmin olduğu dönemlerde

sermayenin işine yarar. Demokratik toplumlarda milliyetçilik siyasi prim yapamaz. Solun halkla 

doğru bir bütünleşmeyi sağlaması lazım, çünkü Avrupa'da yeni bir dönemin kapısı açılacak. Yani

bundan sonra burjuva demokrasisi olarak bilinen Avrupa demokrasileri yerini halk demokrasilerine

bırakacak ve sermayenin etki alanları alabildiğine daraltıcalak ve Sosyalizme doğru gitmenin yoluna

girilecek. Avrupa halkları yeni bir devrim sürecine doğru  hareket edecek. Ama bu aralar tabi bazı

krizler yaşanılacak ve böylece yeni sürece gitmenin temeli hazırlanacak. Bütün bu gelişmeler tabiki

dünya halklarının mücadelesiyle beraber olacak. Kürtlerin mücadelesi ve Latin Amerika halk hareketleri

bu açıdan çok önemlidir...
Kemal Söbe

SIRADAKİ HABER