Batasuna'dan bata çıka kayyumlara

Cumhurbaşkanına bu akılları bu konuşma notlarını her biri yekdiğerinden yetkin Ömer Çelik’ler, İbrahim Kalın’lar, Mahir Ünal’lar, Fahrettin Altun’lar mı veriyor bilemem. O billur kafalarda Bask deyince Franco canlanıyordur belki

© AA
Batasuna'dan bata çıka kayyumlara

Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır, Mardin ve Van’a kayyum atanmasıyla ilgili konuşuyor: “İspanya’dan Fransa’ya benzer işlemler yapılırken…” Madem serde ıskarta hariciyecilik var ve madem iyi kötü konuşulan Fransızca ve İngilizce de var serde, her ne kadar sözümün “demircinin yestehlenmesi” tıynetinde olduğunu bilsem de malum mahfillerde ve belki genelde de, kelin perçemini bir de buradan tutmayı deneyeyim istedim.

Ben Dışişleri’nde göreve resmen 1992 yılı Aralık ayında* başladım. Bilmeme tabiatıyla imkân yoktu ama 1993, herhalde şimdinin vatan kurtaran yavru arslanlarını aratmayacak ağadayılarının, cumhuriyetimizin alnına kara değil kıpkırmızı kan çaldığı en karanlık yıllardan biri oldu. Pek çok kez yazılarımda ve yayınlarımda değindim, yeniden 1993’e dair ayrıntıları sıralamayacağım. Ancak İspanya bahsine kısaca bakalım.
 
Akın Özçer hariciyede İspanyolca’yı bihakkın bilen herhalde tek tük diplomattan biriydi. Peugeot 404 otomobili ve bej trençkotuyla Fransız polisiyelerinden fırlamış bir karakter gibiydi. Yüzünde sürekli yalnızca kendinin anladığı bir şakaya dayanan bir çarpık gülümsemeyle dolaşır, sesini hiç yükseltmeden konuşurdu. 1990’lı yılların ikinci yarısında Madrid Büyükelçiliği müsteşarı olarak görev yapmıştı. Dönemin başbakanlarından Çiller’in talebi üzerine Bask Modeli Raporu’nu onun hazırladığı anlatılırdı. Bu yönüyle de gözümde ayrıca saygı uyandırmıştı.

Nitekim, Özçer Madrid’den merkeze döndüğünde “Euskal Herria: İspanya Siyasi Tarihinde Bask Milliyetçiliği” adlı iki ciltlik bir kitap yayımladı. Sonra, bazı yerlere başkonsolos olmanın aşağı yukarı terfian kızağa alınmakla eşdeğer addedildiği dönemde, 2001’de Lyon Başkonsolosu yapıldı ve bekleneceği üzere büyükelçilik payesini alamadan emekli edildi**. Kürt konusunda aradan on küsur sene sonra bendenizin doğrudan deneyimleyeceği üzere devletteki “dokunan yanar” ilkesi o zaman da harfiyen işledi.

Anımsayalım o başbakan Çiller, 10 Ekim 1993′te Avrupa Konseyi toplantısı için bulunduğu Viyana’da, basına verdiği demeçte “İspanya’nın tecrübesinden biz de yararlanacağız” diyerek çözüm için ‘Bask Modeli’ni işaret etmişti. “Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz” vecizesiyle maruf Cumhurbaşkanı Demirel durur mu: “Çözümü İspanya’da arama” diyerek ilk takozu koymuştu. Haddimi aşmayayım diyorum ama, bugün olsa acaba, sizce Sayın Kılıçdaroğlu ne tepki verirdi?

Hemen ardından Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Aydın, 22 Ekim 1993’te Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde uzun namlulu silahla uzak mesafeden alnından vurularak öldürüldü. Üzerine Lice basbayağı yandı. Resmi rakamlara göre çoğu sivil 17 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı, 74 kişi gözaltına alındı, 400 ev ve iş yerinde ağır hasar meydana geldiği kaydedildi.

Sar ileri, “oynat Uğur’cuğum”: Kayyum faciasının hemen ardından ise, te 2019 yılının (aradan geçmiş 16 yıl) 20 Ağustos’unda, aldı sazı AKP Sözcüsü Ömer Çelik, ETA ile ilişki içinde olan Batasuna Partisi’nin 2003’te İspanya Yüksek Mahkemesi’nce kapatılmasının ardından başvurulan AİHM’nin verdiği ret kararını hatırlattı.

Ben de Sayın Çelik’e hatırlatayım: Orada 1978’de yürürlüğü giren anayasa, çeşitli diller ve kültürleri barındıran ve bunlara saygı gösteren birleşik bir İspanya ilkesine dayanıyor. Ülkede, doğrudan seçimlerin yapıldığı ve kendi kendini yöneten 17 ayrı bölge var. Her bölgeye tanınan özerklik yetkileri birbirlerinden farklı düzeylerde ve Bask Bölgesi kendi dili ve hakları ile özel bir statüyü haiz. Bunlara meclis, hükümet, güvenlik gücü ve vergi dahil. Ekleyelim, aman abdestler bozulmasın, anayasasına göre İspanya sümme haşa federasyon değil.

Devam edelim, Batasuna’nın ilintili olduğu için 2003’te kapatıldığı ETA 1959’da kuruldu, 52 yıl sonra 2011’de silâh bıraktığını açıkladı. Dönemin İspanya Başbakanı Zapatero 2004’te ETA ile gizli pazarlığa girişmiş, İspanya hükümetleri ETA ile görüşüldüğünü kamuoyu önünde sürekli yalanlamışlardı. Çelik’in kararına atıfta bulunduğu aynı AİHM, 28 Aralık 2013 tarihli kararıyla da ETA’nın 830 cinayetinden üçyüzünden fazlasının sorumlusu olan ve her biri ortalama 25’er yıl hapis yatmış 63 yöneticisini İspanya’ya serbest bıraktırmıştı.

Yoruldunuz mu, Fransa’ya da bakalım mı? Cezayir Savaşı’nı, De Gaulle’ü, beşinci cumhuriyeti, 1968 Mayıs’ını, “kurşun yıllarını”, Korsika’yı, güncel durumda yine (evet, evet sakın korkmayın cumhuriyetimizin esinlendiği) üniter devlet Fransa’daki yerinden yönetim koşullarını ve cumhurbaşkanlığı sisteminin niteliklerini inceleyelim mi? Yok bence, deveye zorla hendek atlatmaya uğraşmayalım, bu kadarı yeterli. Dileyen Aziz Gogul’a danışıverir. Bakmışken, AB ülkelerinde terörün yasal tanımına filan da deeermişim, adam sende, kim uğraşacak he mi?

Sözün özü, cumhurbaşkanına bu akılları, bu konuşma notlarını, her biri yekdiğerinden yetkin Ömer Çelik’ler, İbrahim Kalın’lar, Mahir Ünal’lar, Fahrettin Altun’lar mı veriyor bilemem. O billur kafalarda Bask deyince Franco canlanıyordur belki. Bana da “bu ülkede zaten ne atarsan gider birader hiç çeneni yorma” mı dersiniz, onu da bilemem. Bildiğim, uğraşıyorum, deniyorum, öğrenmeye çabalıyorum ama yüzüme tükürüldüğünde, önce kırlaşmış sakallarımı sıvazlayıp, sonra ellerimi göğe açıp “ya Rabbi şükür, ne güzel yağıyor maşallah” demeyi bir türlü beceremiyorum. Mümtaz anamuhalefet bu işlere ne der, onu da merak eder gibi yapıyorum işte.

*Dışişleri’nde hasbelkader yirmi sene ne yapmışım, merak edene İletişim Yayınları’ndan Mayıs ayı ortasında çıkan “Gözden Irakta” başlıklı kitabımı acizane öneririm.
duvar yazarı Aydın Selcen

SIRADAKİ HABER