Küresel Cinsiyet Eşitsizliği'nde Türkiye 153 ülke arasında 130. sırada!

CHP'li Sezgin Tanrıkulu, 2002-202 yılları arasında Türkiye'deki kadınların yaşam hakkı ihlallerini rapor haline getirdi

© AP
Küresel Cinsiyet Eşitsizliği'nde Türkiye 153 ülke arasında 130. sırada!

CHP İstanbul Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu'nun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne ilişkin hazırladığı raporda, 2019 yılında en az 474 kadının yaşam hakkı ihlaline dikkat çekilirken, Türkiye'nin 2020 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği'nde 153 ülke arasında 130. sırada yer aldığı açıklandı.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu'nun "2002-2020 Yılları Arasında Türkiye'de Kadın Hakkı İhlalleri" raporunda Türkiye'de kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddet ve cinsel tacizin her geçen yıl artarak devam ettiği vurgulandı.

AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye'de öldürülen kadın sayısı 66 iken 2019'da en az 474 kadının yaşam hakkının ihlal edildiğine dikkat çekilen raporda, "Kadın hakkı ihlalleri 2020 Ocak ayında 27, Şubat ayında ise 22’ye ulaşmıştır." ifadeleri yer aldı. 

Sezgin Tanrıkulu'nun hazırladığı rapor şöyle: 

2019 verileri incelendiğinde kadınların daha çok güvenli alanlarında, tanıdıkları kişiler tarafından öldürüldüğü ve kamuya açık alanlarda tanımadıkları kişiler tarafından tacize uğradığı tespit edilmiştir. Öldürülen kadınların %41’i anne, %2’si hamiledir. Geçen yıllara oranla 2019'da nehir ve göl kıyılarında ölü bulunan kadın haberleri sayısı artmış, cinayetlerin yaş aralığı da düşmeye devam etmiştir.

Öldürülen kadınların cesedinin ya da suça dair cansız beden üzerinde eşleşen DNA örneğinin bulunmaması için cesetlerin failler tarafından yakıldığı ya da parçalara ayrılmasına ek olarak yangın veya intihar süsü verilmiş kadın cinayetleri de daha önceki yıllara oranla artmıştır. 2019 yılında en çok karşılaşılan haberlerden biri de koruma altında ve boşanma davası çıkışında; koruma kararı istediği halde verilmediği için öldürülen veya yaralanan kadınlar olmuştur.

101 kadının nasıl öldürüldüğü tespit edilemedi
Kadınların 185’i ateşli silahlarla, 101’i kesici aletle, 29’u boğularak, 6’sı kimyasal ilaç, 27’si darp edilerek, 6’sı yakılarak, 19’u yüksekten düşerek öldürülmüş ve 101’inin nasıl öldürüldüğü tespit edilememiştir.

8 Mart 2019’da İstiklal Caddesi’nde her yıl düzenlenen ve kadınların ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ adını verdikleri gösteriye polis tarafından müdahale edilmiş ve çok sayıda kadın gözaltına alınmıştır.
Şili’de kadına karşı şiddeti protesto etmek için gerçekleştirilen Las Tesis performansı diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de düzenlenmiş ve yalnızca Türkiye’de sakıncalı bulunan dans gösterisi nedeniyle kadınlar gözaltına alınarak adli kontrolle serbest bırakılmıştır.

Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporunda Türkiye 153 ülke arasında 130. sırada
Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi araştırmasına göre kadınlar için yaşam kalitesinin en yüksek olduğu 167 ülke arasında Türkiye 114. sırada, Dünya Ekonomik Forumu'nun hazırladığı 2020 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporunda ise Türkiye 153 ülke arasında 130. sırada kendisine yer bulabilmiştir.

Kadınların öldürülme nedenleri
Şüpheli ölüm: 115
Nedeni tespit edilemeyen ölüm: 218
Boşanmak istediği için öldürülen: 114
Ekonomik nedenler gerekçe gösterilen: 27

Türkiye'de kadın cinayetlerinin başlıca sebepleri faillere caydırıcı nitelikte cezalar verilmemesi, cezalarda uygulanan haksız tahrik ve iyi hal indirimleri, iktidarın eril söylemleri ve cinsiyetçi uygulamalarıdır. Kadınların yaşam hakkı ihlallerine dair sorunlarının çözümlerine yönelik sürdürülen politikaların, erkekleri korumaya daha yatkın olduğu ve kadınların devlet koruması altındayken de erkekler tarafından öldürüldükleri görülmektedir.

AKP iktidarında İstanbul Sözleşmesi'nin imzalandığı 2010 senesi ve kadınların eşitliksiz yaşam koşullarına karşı bir araya gelip seslerinin çıkmasıyla bazı uygulamaların kaldırıldığı 2017 son çeyrek dönemleri olmak üzere kadına yönelik şiddetin diğer dönemlere oranla azaldığı tespit edilmiştir. Devletin attığı somut adımlar bu örneklerden de görüldüğü üzere kadınların yaşam haklarına saldırıları azaltmaktadır.

Devlet kurumları gerekli adımları atmıyor
İktidarın ve mensuplarının kadınlara yönelik kullandığı ötekileştirici ve cinsiyetçi dil de kadına yönelik şiddete alt yapı oluşturmakta; iletişim araçları ve bazı TV programlarında kullanılan sorumsuz söylemler ise bu ağır bilançoyu olağan göstermeye çalışmaktadır. Devlet kurumları, denetim mekanizmaları ve iktidar; sorunların çözümüne yönelik üzerlerine düşen görevlerde gerekli politikaları yürütmemekte ve somut adımlar atmamaktadır.

2015 yılında tecavüze direndiği için vahşice öldürülen Özgecan Aslan'ın ardından kamuoyunda "Özgecan Aslan Yasası" olarak bilinen, kadın cinayetlerinde haksız tahrik ve iyi hal indirimlerinin kaldırılmasını öngören düzenleme ise 2019 yılında da meclisten geçememiştir.

6284 Sayılı Koruma Kanunu ve İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin tüm yetkili kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi çağrıları kayıtsız kalmakta, ek olarak MEB tarafından bazı tarikatlarca basılan ve cinsiyet eşitsizliğini vurgulayan yayınların ilk ve orta dereceli okullarda dağıtıldığına dair haberler de basında yer bulmaktadır.

Siyasette ve iş dünyasında kadının temsili
Kadınların her alanda geri planda bırakılmaya çalışılması, çalışma hayatı ve siyasi temsilde de karşımıza çıkmaktadır. 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde kadınlar, erkek egemen siyasette kendilerine yer bulamamış 8.257 belediye başkan adayının sadece 652’si kadın olmuştur.

Günümüzde mevcut 1389 Belediyenin 3 büyükşehir, 2 il, 38 ilçe ve 2 belde olmak üzere 45’i kadın adaylar tarafından kazanılmış ve KHK ile ihraç edilen adaylara mazbata verilmemesi nedeniyle bu sayı 43’e düşmüştür.

Liderliğe ve siyasi aktörlüğe tarih boyunca erkeksi bir kimlik verildiği için kadınlar bu algıyı yıkamamış, hemen hemen bütün toplumlarda kadına aile içi eş ve anne olması görevi belirlenmiş olmasından kaynaklı yoğun tempo gerektiren siyasi faaliyetlerde kendilerine yer bulamamışlardır. Başta İskandinav ülkeleri olmak üzere birçok ülkede kadınları siyasete katmak için getirilen zorunlu kota uygulaması ise yine ülkemizde partilerin gönüllü uygulaması olarak kullanılmaktan öteye geçememektedir.

Kadınların siyasete katılımına en uygun yöntem olan nispi temsil seçim sistemi ise ülkemizde barajlı olarak kullanıldığı için siyasi katılımda yine engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerinde bulunamıyor oluşu bir sorun olarak görülmedikçe parlamento içerisindeki dengesiz dağılım ülkemizde uzun yıllar devam edecektir.

Çalışma hayatına gelindiğinde ise kadınlar tarih boyunca toplumsal üretimin dışında tutulmuş ve toplumsal cinsiyet, kadınlara doğurganlık ve ev içi çalışma görevlerini tanımlamıştır. Tarihsel süreçte ucuz ve vasıfsız iş gücü olarak görülen kadınlar, zamanla ekonomik nedenlerle ücret karşılığı çalışmaya başlamış, ekonomik özgürlükten kazandığı kimlikle de iş dünyasında kendilerine yer edinmeye başlamışlardır.

Bu durum yine ev içi emeğin kadına yüklenmesinden dolayı kadın istihdamını hizmet sektörüne, parça başı üretime, yarı zamanlı çalışmaya ve tarım işçiliği alanlarına yoğunlaşmıştır. Kent ve kırsal alanda farklılık göstermekle birlikte iş gücüne katılım ülke genelinde 2019 yılı Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre erkeklerde iş gücüne katılma oranı yüzde 72.6, kadınlarda ise yüzde 34.9 olmuş ve değişiklik göstermemiştir. Cinsiyet ayrımcılığının eğitime yansımasının bir sonucu olarak günümüzde üst düzey yöneticilik konumları kadınların en düşük oranla çalıştıkları meslek olarak kalmıştır.

Eylül 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 2.2 puan artarak, yüzde 36 olmuş, tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1.6 puan artarak, yüzde 23.6 olmuştur.

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2020, 14:39
SIRADAKİ HABER