Mültecilik Kapitalist Emperyalist Sistemin Yarattığı Sonuçlardır

Bilindiği gibi mültecilik son yüzyılımızın yaşanılan bir gerçekliğidir. Savaşlardan, devlet saldırılarından, çeşitli politik ve ekonomik sorunlardan dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalan insan topluluklarına mülteci denilmektedir.

Mültecilik Kapitalist Emperyalist Sistemin Yarattığı Sonuçlardır

Aslında mültecilik konusu son yüzyıllık bir mesele olmayıp tarihin çok öncelerine ait bir sorun olarak ta ele 
alınabilir. Bunu zorunlu değil de bazı doğal göçler olarak ele alabiliriz. Bugünkü 

Amerika kıtası son beşyüz yılda 
gerçekleşen doğal göçler sonucu oluşup bugünkü son şeklini aldı. Amerika kıtasına önceleri gelenler daha çok ta
bireysel göçler olup sadece kaba maddi, ekonomik sorunlara dayanıyordu. 

Ancak 1'inci ve 2'inci dünya savaşları bugün şiddetli bir şekilde yaşanılan mülteciliğin ilk çıktığı yıllar olmuştur.

Bu savaşlar Avrupa ve Afrika hatta dünyada heryerinde gerçekleşen emperyalist savaşlar olduğu için bu her yerden 
daha çok henüz o dönemler büyük emperyalist bir güç olmayıp ta daha yeni yeni gelişen ve belkide dünyanın 
çekim merkezi olmaya aday olan Amerikaya yapıldı. Zaten yüz yıl öncesine kadar 

ABD ne çok kalabalık bir ülkeydi
ne de bu denli emperyalist bir güç haline gelebilmişti. O dönemlerin büyük emperyalist güçleri bugün bile hala 
güçlerini önemli ölçüde koruyabilen Almanya, Fransa, ve İngiltere'ydi. 

Bilindiği gibi dünyanın ekonomi/politik devleri Başta batı Avrupa ve Amerikadır. Bu adı geçen ülkelerin dünyanın
bir çok ülkesinin ekonomi/politik yapılarını dizayn ettikleri ve kendilerine bağımlı hale getirdikleri de biliniyor.

Bu bağımlı hale getirmelerini biraz da sahip oldukları teknolojik güç, birazda siyasi ve askeri güçle yapıyorlar. Tabii sadece 
bu kadar da değil. Emperyalizm sadece sahip olduğu siyasi, askeri ve teknolojik güçle bunları yapmaz, bağımlı ülkeleri
ekonomik olarak borç bataklığına sokar, sonrada kendisine göbekten bağımlı kukla yönetimler kurarak uzun yıllara sarkan 
bir stratejiyi hayata geçirir.

Başta Asya, Afrika, Hatta latin Amerika ülkeleri ve Orta doğu bu adı geçen göbekten bağımlılığı derin bir şekilde 
yaşamaktadırlar. Bu ülkelerde eğer ki demokratik ve adaletli bir sistem olsa kendi kendilerine yetebilecek bir ekonomik 
güce ve verimliliğe sahiptirler. Çünkü adı geçen bu kıta ve ülkeler belli ölçülerde çeşitli zenginliklerin ve üretimin olduğu
ama demokrasi ve insan hakları fakiri olan ülkelerdir. Yani bir ülkede demokrasi ve adalet yoksa o ülke altın içinde de yüzse 
halk fakirliği yaşayacaktır. Afrika, elmas ve altın deposu olarak bilinen bir kıtadır ama açlığın ve fakirliğin en yaygın olduğu bir 
kıta olup en çok mültecinin geldiği devasa büyüklükte bir ülkeler kıtasıdır. 

Toprağı verimli olan, havası temiz olan, suyu ve üretimi olan bir ülkede demokrasi ve adalet varsa hiç bir zaman insanlar aç 
ve susuz kalmazlar. Ama adı geçen kıta ve ülkelerde durmadan insanlar her türlü tehlikeyi, yüzde elli belki de ölebileceğini de 
hesaplayarak Avrupa'ya gelmeye çalışıyorsa, kendi ülkelerinde çok ciddi sorunlar var demektir. Savaşlar, açlık
ve sefalet mültecileşmeyi insanlara dayatıyor. Kendi ülkesinde bir şekilde memnun olup ta refah seviyesi biraz olsun gelişkin 
olan hiç kimse hiç tanımadığı ve bir çok zorluğu yaşayacağı ve dahası aşağılanacağı, horlanacağı bir ülkeye ve ülkelere gitmez, 
gitmek istemez.

Adı geçen bu ülkelerde insanlar her gün Avrupa yolunu tutuyor. Bazıları da Akdenizin sularında kaybolup insanın yüreğini 
sızlatıyor. Bu ülkelerde gelen insanların hepside ya savaştan ya da kapitalist emperyalist sistemin yarattığı adaletsizliğin, 
savaşların açlık ve yoksulluğun sonucu

Avrupa'ya geliyorlar. Yani sorunun ürediği kaynağa geliyorlar ama burada da sorunları bitmiyor. Avrupa ülkelerinin abisi 
konumunda olan Almanya, İngiltere ve Fransa bu mülteci sorununa sınırlara asker koymak, polisiye tedbirlerle ve tel 
örgülerle çözüm bulmaya çalışıyor ama bunun önüne geçemezler. Çünkü bu adı geçen ülkelerde demokrasi ve özgürlükler 
, barış ve insanca yaşam olmadığı sürece bu insanlar mültecileşerek Avrupa'ya geleceklerdir. Ve Avrupa ne kadar önlem 
alırsa alsın bunun önüne geçemeyecektir. Bunun önüne geçmenin tek yolu var, o da, 

Avrupa'nın bu adı geçen ülkeleri 
sömürmekten, siyasetini ve ekonomilerini dizayn etmekten ve yönlendirmekten vazgeçmesidir. Ancak bu şekilde olursa 
hiç kimde ülkesini bırakıp ta binlerce kilometre uzağa gitmeye kalkmaz. Dolayısıyla 

Avrupa, ve Amerika bu mülteci sorununun kendi 
sömürü politiklarının bir sonucu olduğunu görmeliler. Çünkü mültecilik emperyalist, kapitalist, yayılmacı, sömürü politikaların 
bir sonucudur. Ben bunu burada bütün Avrupalı başbakan ve hükümetlere söylüyorum.

Mültecilik sizin kurduğunuz emperyalist düzeninin bir sonucudur. Bu düzeniniz var olduğu sürecede insanlar gelmeye devam edeceklerdir, ve 
siz buna engel olamayacaksınız... 
Gazeteci kemal söbe

SIRADAKİ HABER