Seçmen sayısı 13 milyonu bulan Z kuşağı iktidara mesafeli: Vaatlere karınları tok

Seçimlerin 2023’te gerçekleşmesi halinde sayıları 13 milyonu bulacak olan Z Kuşağı siyasi partilerin gündeminde. Peki Z kuşağı ne istiyor? Kimi destekliyor?

© AA
Seçmen sayısı 13 milyonu bulan Z kuşağı iktidara mesafeli: Vaatlere karınları tok

Türkiye’de iktidar ve muhalefet partiler seçime odaklanmışken ard arda yayımlanan anket sonuçları gözleri Z kuşağına çevirdi. Yüzde 12’lik oy dilimine sahip olan Z kuşağın siyasi partilerin gündeminde. Seçimlerin 2023’te gerçekleşmesi halinde 7 milyonu aşkın yeni seçmen oy kullanma hakkına sahip olacak. Önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacaklarla birlikte sayıları 13 milyonu bulacak olan Z Kuşağı’nın siyasal tercihlerinin iktidara daha mesafeli olduğu yönünde. Uzmanlar, baskılar ve gelecek kaygısı nedeniyle gençlerin AKP’ye uzak olduğunu söylüyor: Sorunlarına gerçekçi çözümler bekleyen gençler yarının sahibi değil, bugünün parçası olmak istiyor. İktidarın baskıcı politikalarından rahatsızlık duyan Z kuşağının temel sorununun işsizlik, gelecek kaygısı ve ekonomik sıkıntılar olduğu görülüyor. Öte yandan kendini muhalefet partilerinin içinde tanımlamaktan da uzak bu kitle daha çok AKP ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden tutum geliştiriyor.

‘ONLARA GÖRE GENÇLER HEPİMİZİ KURTARACAK’

Konuyla ilgili BirGün’e konuşan uzmanlar ise yoksulluk, işsizlik ve yoğun gelecek kaygısı taşıyan gençlerin, asıl taleplerinin sorunlarına gerçekçi çözümler bulunması olduğuna dikkat çekiyor. “Siyasetin gençlere iki uç yaklaşımı var” diyen Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi (TEAM) Araştırma Direktörü Ulaş Tol, “Her dönemde mevcut düzenin ve değerlerin devamını isteyenler, gençleri yozlaşmış bularak, onları kurtarılması gereken bir kesim olarak görüyor. Tersine mevcut işleyişin, hâkim olanın değişmesini isteyenler ise gençlere kurtarıcılık misyonu yüklüyor. Onlara göre gençler hepimizi kurtaracak. Bu iki uç beklenti ve buna uygun siyaset tasarımı gençleri siyasetten uzaklaştırıyor. Oysa gençler, ne toplumu batıracak ne de kurtaracak bir güce ya da özelliklere sahip değiller, üstelik buna motive de değiller” ifadelerini kullanıyor.

‘GENÇLER BUGÜNÜN PARÇASI OLMAK İSTİYOR’

‘Gençler geleceğimizdir’ sözünün aksine gençleri geleceğin özneleri değil bugünün özneleri olarak görmek gerektiğini vurgulayan Tol, “Gençler, yarının sahibi değil, bugünün parçası olmak istiyor. Bugün onların hayatında barınma, aileye bağlı kalmadan eğitim alabilme, çalışma yaşamına geçişteki zorluklar vb. hangi sorunun nasıl çözüleceğini duymak istiyorlar” diyor.

“Siyasetteki hâkim olan yaş almış erkek egemen kültür, gençleri cezbetmekten çok uzak” yorumunu yapan Tol, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Neredeyse tüm partiler, siyasi oluşumlar, sivil toplum yapıları gençleri çekememekten şikayetçi. Çünkü çekmek istedikleri yerin özellikleri, gençlerin ne var olmasına imkân veriyor ne de var olmak isteyebilecekleri özellikler taşıyor. Yani gençlerin siyasete ilgisiz olmasının nedeni bir iletişim sorunu değil. Soru gençleri nasıl çekeriz değil, siyaseti, partileri nasıl daha genç (en azından bir nebze) bir yer haline getirebiliriz olmalı.”

‘BU KUŞAĞIN İDEALİZE EDİLEN YANLARINDAN BİRİ ÖZGÜRLÜKÇÜ OLMALARI’

Siyasilerin Z Kuşağı’na mitler atayarak o mitlere uygun bir iletişimle desteğini alabileceğini düşündüğünü söyleyen Tol, son olarak şunları aktarıyor: “Gençler için ise konu iletişim değil. Bu kuşağın idealize edilen yanlarından biri özgürlükçü olmaları. Oysa daha çok kendine özgürlükçü bir eğilim taşıyorlar ve buna zarar veren gelişmelerden rahatsızlar. Bu yüzden gençler arasında muhalefeti destekleyenlerin oranı daha yüksek. Ama buradan gençlerin büyük bir oyun değiştirici kategori olduğu sonucu çıkmıyor. Gençlerin oy tercihi iktidarın ortalamasını yalnızca 1 puan kadar aşağı çekiyor. Kararsızların oranı ise diğer kuşakların iki katı kadar. Diğer kuşaklar gibi katı yargıları yok. Kendilerine konuşan değil, kendilerini dinleyen siyasetçilerle bağ kurmaya daha yatkınlar. Üç talep aksları var. İlki kişisel gelişim: Dünyanın dijital gelişimini yakalayabilmek ve İngilizce öğrenmek. İkincisi güncel sorunlarının çözümü: Barınma, mobilite, çalışma yaşamına geçişteki zorluklar, vb. Üçüncüsü de sosyalleşme imkanları.”

‘BIRAKIN TELEFONU, KİTAP ALAMIYORLAR’

Gençliğin sosyal ve siyasal eğilimlerini değerlendiren Sosyolog Deniz Bağrıaçık, “2000’li yıllarda doğan çocuklar zaten bir bilişim çağının içine doğdular. Bilişim çağının içine doğmakla kalmayıp, bütün dünyadaki ilişki biçimlerini, iktidar biçimlerini, sosyoekonomik bir şekilde dönüştüren, sosyal medya olarak adlandırdığımız bir dijital dönüşüm çağında kendi kimliklerini edinmeye başladılar” dedi.

Türkiye’deki siyasi partilerin en büyük açmazının birkaç kuşak olarak birlikte yaşayan, farklı siyasi görüşleri, farklı hassasiyetleri olan grupları bir arada konsolide etme çabası olduğunu ifade eden Bağrıaçık, “Ancak eski siyaset ile yeni siyaset arasında farklılıklar var. Böyle bir karmaşa içinde gençlere de ne yazık ki oy kaygısı üzerinden bakılıyor. ‘Size oy moy yok’ gibi hashtaglerde aslında gençlerin şu anda mevcut iktidara karşı durup, bir kırılma ile iktidarı indirebileceği düşünülse de bu gençlerin ne yazık ki kanalize olabilecekleri ya da kendilerine alternatif olarak gördükleri, yakın hissettiği lider olduğunu düşünmek çok da mümkün değil. Bunda liderlerin yaşının da etkisi var” değerlendirmesini yaptı.

‘SİYASET DİLİ AÇISINDAN KENDİ EŞİTİMİZ GİBİ GÖRMÜYORUZ’

Gençlere üstten, uzak ve yabancı bir bakış açısı geliştiğini söyleyen Bağrıaçık, “Çünkü iktidar ilişkisi üstünden bakıyoruz. Siyaset dili açısından kendi eşitimiz gibi görmüyoruz. Zannediliyor ki sosyal medya aracıyla ulaşıldığı zaman gençlerin gönlü fethedilecek. Buradaki asıl sorulması gereken soru neyi değiştirmek? Gençler neyin değişmesini istiyor, nelerin aynı kalmasını istiyor? Sahaya inmeden, uzaklaşarak, yabancılaşma ortaya çıkıyor. Eğitimle ilgili çok ciddi eşitsizlikler var, mevcut yönetimden dolayı da büyük bir adaletsizlik olduğunu görüyoruz. Parası olan, maddi koşulları olan kişiler farklı eğitim seviyelerine ulaşırken, farklı gelecek planları yapabilirken, bir kısmının çok dışlandığını görüyoruz. Bu dışlanan kesim aslında korona döneminde çok iyi ortaya çıktı” dedi.

Bağrıaçık sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençlerin yurtdışına gitme hayali olması çok doğal bir istek ama yüzde 90’ının geleceklerini başka bir ülkede görmesi artık sosyolojik bir vaka haline gelmiş oluyor. Zannediliyor ki herkesin elinde telefon var, bu çocuklar artık kitap dahi alamıyorlar. En büyük hayal kırıklığı da bu kadar eğitim sonucunda bunun karşılığını alamayacağını düşünmesi. Gençlik demek umut demek, umut olmayan bir yerde nasıl bir varlıkları olabilir? Araştırmalar yaparak onların ne istedikleri, onların en büyük kaygılarının ne olduğunu, artık hangi siyasi parti olursa olsun, bir yabancılaşma içine, bir uzaklaşma içine girmeden siyaset üretilmesi gerekiyor. Kuşkusuz yeni medya araçlarını kullanması gerekli ama yeterli değil.”

‘EN BÜYÜK DESTEĞİ CHP ALIYOR’

Gençlerin siyasal eğilimlerine ve oy verme davranışlarına dikkat çeken Yöneylem Araştırma Koordinatörü Doç. Dr. Derya Kömürcü ise, “Önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacak yeni genç seçmenler, monolitik bir kitle değil. Onları homojen bir toplumsal grup olarak görmek siyasal analizlerde hata yapmayı da beraberinde getirir” diyor. Ancak gençlerin hangi partiye ya da dünya görüşüne yakın olurlarsa olsun, dünyayla kurdukları ilişki anne-babalarının kurduğu ilişkiden ciddi biçimde farklılaşmış olduğunu vurgulayan Kömürcü, “Dünyada olup bitenleri çok daha iyi takip ediyor, ‘yerli-milli’ hamasetinden çok daha az etkileniyorlar. Bu durum kaçınılmaz bir biçimde siyasal tutum ve tercihlerine de yansıyor. Bu seçmen kümesinden en güçlü desteği CHP alıyor. Hem yaşamak istedikleri modern, Batılı, demokratik ülke hayali CHP’yle örtüşüyor, hem de muhafazakar-milliyetçi ailelerde yetişenler bile anne-babalarına göre çok daha az ideolojik bagaja sahip oldukları için farklı partilere oy vermek konusunda çekince sergilemiyorlar” değerlendirmesini yapıyor.

‘ÇOĞUNLUĞU ERDOĞAN KARŞISINDAKİ ADAYI DESTEKLEME EĞİLİMİNDE’

AKP’nin ise yeni seçmenler arasında kendi ülke ortalamasının altında oy aldığını söyleyen Kömürcü sözlerini şöyle sürdürüyor: “Erdoğan’ın genç seçmenler içindeki performansının da pek iç açıcı olduğu söylenemez. Cumhurbaşkanlığı seçimi bağlamında genç seçmenler Erdoğan’a çok daha eleştirel yaklaşıyor ve muhalefet adayını destekleme eğiliminde olduklarını ifade ediyorlar. Önemli bir çoğunluğu Erdoğan karşısındaki adayı desteklemek konusunda, isimlerden bağımsız olarak, tereddüt etmiyor. Bununla birlikte seçim sonrası ve ülkenin geleceği, kendilerinin geleceği konusunda son derece heyecansız, karamsar ve umutsuz oldukları da görülüyor.”

KUŞAK TANIMLAMALARI

Kuşak sınıflandırmaları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de tüm araştırmalarda genel hatlarıyla kabul gören doğum yıllarına göre yapılıyor.

Buna göre:

• 1981-1996 arası doğanlar Y kuşağı

• 1997-2012 arası doğanlar Z kuşağı

• 2013 ve sonrası doğanlar Alfa kuşağı olarak değerlendiriliyor.

SIRADAKİ HABER