Yeniden 'barış müzakeresi' zamanı mı?

Türkiye Cumhuriyeti, eğer son müzakere döneminde barış yapsaydı şu anda Türkiye,

© AA
Yeniden 'barış müzakeresi' zamanı mı?

Türkiye Cumhuriyeti, eğer son müzakere döneminde barış yapsaydı şu anda Türkiye, Ortadoğunun en önemli ülkesi ve hatta Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biri olacaktı. Böyle bir şansı kullanmadığı için bugün, sırat köprüsü üzerinde, tehlikeli manevralar yapmak zorunda kalan, bir denge ve dengesizlik politikasına mahkum kaldı.

İstanbul seçimi ‘şırraktanaktan’ bir etki ortaya bırakıp geçti ama her şey, yani esas maç şimdi. Bu durumun en önemli sonuçlarından biri, seçim öncesi haftayı sarsan, dört bir yandan yorumlar yağan, ‘Öcalan’nın mektubu üzerine’ macerasının devamının ne olacağı. Yani insanların yeniden yüreğini şöyle pırpır ettiren ‘Barış müzakeresi’ olasılığı var mı ? Ya da eğer HDP, bir yoruma göre, ‘tarafsız’ kalsaydı, barış müzakeresi başlayacak mıydı? Veyahut şu seçim sonuçlarıyla, yeni bir barış müzakeresi sayfası mı açılacak ?

1996-1997 yılından itibaren, Guatemala, URNG gerillalarının barış sürecine, Meksika’da Zapatistaların ateşkes sürecine, El Salvador’da FMLN gerillalarının yine barış sürecine ve ardından iktidara gelişlerine, Kolombiya FARC gerillalarının müzakere ve barış sürecine tanıklık etmiş, doğrudan katılmış birisi olarak, sokağın bana öğrettiklerinden, bazı notlar yazmak istiyorum. -Söyleyeceklerimin Öcalan’nın mektubundan hareketle aklıma gelenler ama ondan bağımsız ve ayrı olduğunu altını çizerek-

Öncelikle hemen şunu söylemeliyim ki barış, ‘çatışan taraflar’ arasında olur. Siyasi nezaketi kenara koyduğumuzda, yani daha çarpıcı ve açık söylersek, barış ‘düşmanla’ yapılır. Yoksa çatışmanın tarafları olmayanlar sadece arabulucu, temenni eden ve mümkünse kolaylaştırıcı olabilirler. Bu yüzden hangi durumda olursa olsun, geçmişte neler yaşanmış olursa olsun, muhataplar onlardır. Mesela en son Kolombiya’da FARC gerillası ile barış anlaşması imzalayan Devlet Başkanı Santos, bir önceki dönemin savunma bakanıydı ve birçok faili meçhulun, öldürmelerin, hepsinden politik olarak sorumluydu.

Yani o kadar yaşanılanlardan sonra nasıl olur da, iktidarla temas kurulur diye bir şey denilemez.

Barış müzakeresinde kimsenin samimi olması beklenmez. Neden beklensin ki ? Kimse ‘iyi’ olduğu için barış müzakeresi yapılmıyordur. Taraflar karşılıklı olarak yenişemediklerinden bir masanın etrafına oturmuşlardır. Bu yüzden kimsenin yüzü suyu hürmeti değil, karşılıklı güçleri oranında müzakere yürür.
 
El Salvador Gerilla komutanı ve barış anlaşmasının imzacılarından Roberto Canas’la konuşuyordum. Sosyal demokrat Guillermo Manuel Ungo ile yaptıkları ittifakın sonuçlarını anlatıyordu: “…Bu şekilde bütün dünyanın bizi daha rahat anlamasını ve güvenmesini sağladık. Bizim neden mücadele ettiğimizi anlamalarını sağladık. Bütün dünya artık El Salvador’da ne olduğunu biliyordu. Bunu anlatabilmek için dünyadaki entellektüellerle, Nobel ödüllü yazarlarla barış için temasa geçilmeli. Her iki tarafta ancak müzakereye bu şekilde ikna edilebilir” diyordu.

Kolombiya FARC Genel Sekreteri, barışın müzakerecilerinden Ricardo Telles ile konuşuyordum: “… FARC’la diyalog sırasında, hükümet ateşkesi kabul etmedi. Biz görüşmeleri, bombalar, askeri saldırılar, baskılar altında yaptık ama bu durumda 5-6 kez ateşkes ilan ederek, bir anda Kolombiya hükümetinin elinden politik inisiyatifi aldık. Böylece hükümetin bizim politikamızı bozmasına, savaşın devamına engel olduk. Birçok zaman ateşkes ilan ederek, silahsız güçlerle toplantılar yaparak, uluslararası diplomasiyi kullanarak, büyük bir etki yarattık. Bu birçok uluslararası platformda, parlamentolarda etki yarattı. Avrupa Birliği Parlamentosu, Vatikan, Başkan Obama, Latin Amerika ülkelerinin hepsi, halkları, medya bütün bunların hepsi bu sosyal adalet mücadelesinin haberlerini paylaştılar. Bu hükümetin politikasını değiştirmesini etkiledi. Ne zaman ki hükümet savaşa devam etmek istedi o zaman biz politikayı elimize alarak, ateşkes ilan ettik, silahsız güçlerle toplantılar düzenledik, uluslararası diplomasiyi harekete geçirdik ve savaşmak isteyenin kim olduğunu teşhir ettik.”
 
Buradan yine bize dönersek, bir fiili sosyal demokrat ittifak ortamı, dünyanın her şeyi daha rahat anlamasını ve güvenmesini sağlamaz mı ?

Mesela içeriği ne olursa olsun ‘mektup’, politik inisyatifin ele geçirilmesi değil midir ?

Sonuç olarak şunu samimiyetle söyleyebilirim ki hiçbir devleti sevmem ama Türkiye Cumhuriyeti, eğer son müzakere döneminde barış yapsaydı şu anda Türkiye, Ortadoğunun en önemli ülkesi ve hatta Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biri olacaktı. Böyle bir şansı kullanmadığı için bugün, sırat köprüsü üzerinde, tehlikeli manevralar yapmak zorunda kalan, bir denge ve dengesizlik politikasına mahkum kaldı.

Yani sayın kurumsal devlet, muhtemel siz de beni sevmiyorsunuz ama dediklerimi hesaba katın. Siz avantajlı çıkarsınız.

Barış da bizim yanımıza kâr kalır…
Gazete duvar yazarı. Metin Yeğin

SIRADAKİ HABER