Ahmet Türk: Kürtlerin eli güçsüz değil

Ahmet Türk: Kürtlerin talebi Türkiye'yi bölmek değil demokratik özgür eşit olan demokratik bir cumhuriyetin oluşması için mücadele. Şimdi bunlar kabul gördüğü zaman sorunları çözmek o kadar zor değil. Kürtler de seküler bir halk. Demokrasiye inanan bir halk.

© HDP
Ahmet Türk: Kürtlerin eli güçsüz değil

HDP Mardin Belediye Başkan adayı Ahmet Türk, T24’ten Şirin Payzın’a verdiği röportajda, “Kürtlerin elinin güçsüz olduğunu söylemek doğru değil. Bugün Kürtler en örgütlü dönemi yaşıyor. PYD en güçlü dönemi yaşıyor. Suriye’nin geleceği ile ilgili Kürtlerin talepleri demokratik bir Suriye’de Kürtlerin kendini özgürce ifade edebileceği, otonom, federal bir sistemin oluşturulması ve demokratik bir anayasa etrafında buluşması…. Ama gerçekten Kürtlerin taleplerini görmezlikten gelen, bunları ortadan kaldıran bir yaklaşım olursa Suriye hükümetiyle de bir araya gelme, uzlaşma şansı yok” dedi.
 
Türk’ün açıklamalarından bir bölüm şöyle:

Şimdiki mevcut durumu kısaca analiz edecek olursak; kimi değerlendirmelere göre PYD, Suriye Kürtleri’nin eli en güçsüz dönemde ve bir an evvel Şam’la görüşecek ve ittifaka gitmesi gerek. Bu görüşe katılıyor musunuz,  buna ne dersiniz? Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapmak istediği operasyon, yapabilir mi?

Kürtlerin elinin güçsüz olduğunu söylemek doğru değil. Bugün Kürtler en örgütlü dönemi yaşıyor. PYD en güçlü dönemi yaşıyor. Suriye’nin geleceği ile ilgili Kürtlerin talepleri demokratik bir Suriye’de Kürtlerin kendini özgürce ifade edebileceği, otonom, federal bir sistemin oluşturulması ve demokratik bir anayasa etrafında buluşması…. Ama gerçekten Kürtlerin taleplerini görmezlikten gelen, bunları ortadan kaldıran bir yaklaşım olursa Suriye hükümetiyle de bir araya gelme, uzlaşma şansı yok. Başında da söyledim; projeler üzerinden ancak gelecekle ilgili bazı adımlar gerçekleştirilebilir. Suriye’nin önüne koyduğu projeleri net olarak bilmiyoruz. Duyduğumuz, anladığımız kadarıyla evet, demokratik anayasada evet, yerelde Kürtlerin kendilerini ifade edebileceği seçimlere katılacağı bir ortamın sağlanması evet, bunun dışındaki şeylerde silahların Suriye hükümetine bırakılması gibi talepler Kürtler tarafından bence kabul görecek bir talep değil. Böyle bir şey olursa mesafe alınmaz. Suriye’nin demokratik geleceği için yapılacak her adımda Kürtler buna destek verir. Türkiye’de de durum bu. Kürtlerin talebi Türkiye’yi bölmek değil demokratik özgür eşit olan demokratik bir cumhuriyetin oluşması için mücadele. Şimdi bunlar kabul gördüğü zaman sorunları çözmek o kadar zor değil. Kürtler de seküler bir halk. Demokrasiye inanan bir halk. Dünyanın her tarafına bakın tüm ülkelerde ciddi radikal gruplar çıkasına rağmen Kürtler’de böyle radikal bir grup asla oluşmadı. Hem de sol-sosyalist ve demokrasiye inanan bir yapısı var. Bu nedenle burada sorunların çözümü Şam rejimiyle yapılacak görüşmeler elbetteki onurlu bir gelecek için olabilir. Türkiye aslında rolünü oynasaydı Suriyedeki gelişmeleri de etkileyebilecek bir güçte olurdu. Irak’taki gelişmeleri etkileyebilecek bir güçte olurdu.

“Rolünü oynasaydı” Kürtlerle görüşseydi…

Evet Kürtleri kucaklayacak bir siyaset… Şimdi Kürtler kardeşlerindi… Kıbrıs’ta Türkler kardeşindir onlarla ilişkin başkadır, buradaki Kürtlere yaklaşımın başkadır. Bu nasıl bir kardeşliktir.

ABD dedi ki “Kürtlerin katledilmesine asla izin vermeyeceğiz. Oradan çekiliyoruz ama bunun önlemini alırız” dedi. Ankara çok sert tepki verdi. Kürtleri kim daha fazla seviyor ve koruyor üzerinden bir tartışma devam ediyor. ABD çekileceğine inanıyor musunuz? Orada güvenlikli bir bölgeden bahsediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD’nin bölgede Kürtleri sattığını düşünüyor musunuz?

Orta Doğu önemli bir bölge. Orta Doğu’yu kontrol etme konusunda Rusya ve ABD birbirine alan bırakmak istemiyor. Türkiye’de bir taraftan NATO ülkesi, ABD ile müttefik. Diğer taraftan Rusya ile çok farklı… Türkiye eski bir halk tabiri var; “İki karpuzu bir koltuğa sıkıştırmak.” Türkiye öyle bir siyaset izliyor. Türkiye bir gün bu siyasetle tıkanacağını herkes görüyor. Hem Rusya’yı idare etme hem ABD’yi idare etme… Siyasetin başarılı bir siyaset olmadığını zaman içinde anlayacak. Bugün biraz zaman kazanabilir. “Aman aman Türkiye ABD’ye çok bağlanmasın” diye Rusya biraz tavizkar davranıyor. ABD biraz “Rusya’nın kucağına atmayalım” diye tavizkar davranıyor ama sonuçta bu siyaset doğru bir siyaset değil. Sonuç alıcı bir siyaset olmaz. ABD’de Kürtlerin kaşına gözüne aşık değil. Burada bir denge politikası… Ama sonuçta Kürtler… Bir vicdan var.  Kürtler IŞİD’ın bu topraklardan silinmesinde en büyük rolü oynayan, en büyük güç olarak ortaya çıktı. IŞİD’e karşı gerçekten mücadele etti. Türkiye daha düne kadar burada beş kişilik yeni yeni kadroları gözaltına alındı hep. Fırsatlar verildi. Kimse diyemez ki Türkiye radikal İslamcı gruplarla mücadele etti. Asla böyle bir şey olmaz… Biz biliyoruz ki; bir çok radikal gruplar sınırdan elini kolunu sallayarak Suriye’ye giriyordu. Burada bir denge politikası yürütülüyor bu dengeler değil… Ama tabii ki Kürtler de artık bir aktör, dünya bunu görmeye başladı. Kürtler artık Suriye’de bir aktör. Radikal İslamcı gruplara karşı bir güç, korunması gereken bir güç. Şimdi yarın Kürtlerin satılıp satılmayacağını bilemiyoruz. Geçmişte de gördük ABD o dönemlerde İran şahını ikna ettiler, Barzani’ye destek verdiler. Sonra siyaset değişti. İran Şahı, Barzani’ye karşı bir ambargo uyguladı. Kürt mücadelesi orada bir dağınıklığa uğradı. Bugünkü ilişkiler uluslararası menfaat ve ilişkiler çok farklı bir noktada yürüyor. Geçmişte bir demokrasi, insan hakları konusunda duyarlılık eskisi gibi değil, kalmamış… Türkiye’nin yürüttüğü bu göçmen politikası… Bir tehdit unsuru olarak şey olur… Almanya ya da Avrupa çok, Erdoğan’a hayran olduğu için değil, göçmen politikasındaki şeyinden dolayı ödün vermek zorunda kalıyor, taviz vermek zorunda kalıyor. Mesele göçmenlerin oraya gitmesi değil. Göçmenlerin gidişiyle o iktidarlar, iktidarlığını kaybedebilir, o etkiyi yapabilir. Bundan dolayı göçmenler gelmesin her türlü tavizi vereyim. E bu Türkiye’nin politikasını benimsemek, Türkiye’yi desteklemek anlamına gelmiyor… Geçici olarak, böyle bir tedbir alarak kendini bu süreçte ayakta tutmaya çalışan bir Avrupa anlayışı gelişti. Demokrasi, insan hakları özgürlükler ikinci planda. Uluslararası ilişkiler ve menfaatler ön plana çıktı günümüz dünyasında. Özellikle 21. yüzyılın başlarında farklı bir Avrupa profili ortaya çıktı, farklı bir Avrupa çıktı. Uluslararası ilişkiler ve menfaatlerin her şeyin önüne çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Bunların hepsi geçicidir. ABD’nin bugün Orta Doğu’daki rolü ne olacak, nasıl bir siyaset izleyecek belli değil. Şam’la Türkiye arasındaki yarın, bir yıl sonraki ilişkiler ne düzeyde olacak onu da bilemeyiz.

Sizce barışacak mı? Şam’ı tanıyacak mı?

Gidişatı ben öyle görüyorum. Çok direnmeyecek yavaş yavaş alttan görüşmeler de yapılıyor aslında ama… Dediğim gibi Şam’ın şu andaki pozisyonu çok bağımsız bir siyaset yürütmek noktasında değil. Rusya’nın, Avrupa’nın, bir çok yerin etkisiyle Şam biraz Rusya’nın ortaya koyacağı projelerin dışına çıkma şansına sahip değil.

Önümüzdeki kısa dönemi okuduğunuzda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna bir operasyon yapması ne gibi bir sonuç doğurur? Yaparsa ne olur? Trump dedi ki, “Türkiye ekonomik olarak büyük zarar veririm, çökertirim” dedi bunu siz nasıl algıladınız?

Bu aslında caydırıcı olmaya çalışıyor Trump… Bir operasyonun yapılmaması konusunda caydırıcı olmaya çalışıyor. Ben ABD ve Rusya izni olmadan Türkiye’nin Suriye’ye gireceğini sanmıyorum. Buradaki hazırlıklar, son dönemlerde söylemler de değişti. İşte “Sınırı güvence altına alma” gibi bir söylem gelişti. “Gideriz, yıkarız” yerine, “Sınırları güvence altına alıncaya kadar her türlü tedbiri alacağız” gibi söylemde, satır aralarında bir değişiklik görüyorum. Ama sonuç olarak şöyledir bazı liderler her zaman çılgın olabilir, çılgınlıklar yapabilir. Bu çılgınlıkların faturası da ağır olur. Gelecekle ilgili, ilişkileri açısından, kendi yurttaşıyla ilişkileri açısından, bundan sonra Kürtlerle olan ilişkisi açısından..

Bir operasyon olursa tamir olmayacak…

Tamir olayacak bir noktaya götürür yani…

Kürtlerle ilişkisini…

Evet. Hâlâ tüm olumsuzluklara rağmen acaba bir barış süreci gelir mi, bir dialog süreci gelişir mi, başlar mı diye sabahtan beri tartışıyoruz. Böyle bir operasyon bütün kapıların kapanmasına neden olur.

Bu operasyona fikri MHP kaynaklı olabilir mi? Siz Devlet Bahçeli’yi de iyi tanıyorsunuz. Bugün bu tip operasyonlar ve radikal ve milliyetçiliğin aşırı dozda olduğu bir döneme girdik. Bu Erdoğan politikası mı yoksa MHP’ye artık mecbur olmuş o yüzden MHP’nin politikalarını sürdüren bir Erdoğan mı?

Bu politikaların MHP’nin mi, Avrasya grubunun mu, derin devletin mi Ergenekon’un mu projesi olduğu konusunda çok geniş bir bilgiye sahip değilim. Ama açıkçası bugün Türkiye’yi Batı’dan koparmaya çalışan bir grubun siyaset üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Burada, bu kesime karşı Erdoğan’ın tavrı ileride ne olur şimdiden kestirmek… Ama bu seçimlerde başarısızlık olursa MHP’nin kendini ayakta tutamayacağı ve MHP desteğiyle Türkiye’yi yönetemeyeceği ortaya çıkar.

Bu seçimler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da özgürleşmesi için bir fırsat mıdır?

Fırsat da olabilir. Bugün gelen siyasetin sonuç alıcı olmadığını görmek zorunda. Bir lider, bir siyasetçi… Bütün bu gelişmeleri sağlıklı bir şekilde değerlendirmek zorunda. Bunu yapmadığı takdirde dediğim gibi sonu felaketle karşı karşıya kalırız. Ama umut ediyorum ki bütün bu gelişmelerin yürütülen politikaların hem Türkiye’nin ortak demokratik değerlerini çürüttüğünü, yapılan bu yanlışlıkların toplumda bir çürümeye neden olduğunu görür ve yeni bir yol haritası veya yeni bir siyaset anlayışıyla kendini tamir etmeye çalışır ama bunu söylerken de çok umutlu değilim. Dediğim gibi bazı liderler var ki gelişmeler üzerinde çok ciddi bir yoğunlaşmayı yaşar. Bunun faturasını önüne koyar, hesaplarını yapar ve ona göre bir değişikliğe, yenilenmeye gider. Ama Cumhurbaşkanının biliyorsunuz hem öfke, hem duygusal yapısı maalesef bütün bunları müdahale edecek ya da bunları görerek bir politika üretmesine engel olarak değerlendiriyorum.


 
Sizinle hiç teması yok değil mi?

Hayır.

Bir görüşme, fikir alışverişi…

Yok. O barış sürecinden sonra hiçbir görüşme olmadı.

İktidarın ama özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir iddiası var, bunu dile getiriyor; “Diyarbakır başta olmak üzere bölgedeki şehirlerde kayyımlardan halk çok mutlu, HDP’li belediyeler hiç çalışmıyordu ve kayyımların getirdiği hizmetten çok mutlular…

Tabi ben onun cevabını vermek istemiyorum bir gazeteci gözüyle veya insan gözüyle dolaşmanızı istiyorum. Esnafa her tarafta… Bugün yürütülen ihalelerin nasıl yapıldığını, ihalelerin kimlere verildiğini, bugüne kadar hangi şirkete, hangi şehirdeki adamlarına… Halk bütün bunları tartışıyor, biliyor bunları. Bizimle ilgili de çok spekülatif haberler yapıldı. “Ahmet Türk 690 trilyon borç bıraktı” diye. Ben geldim gün, ilçelerden gelen borçlar, hepsi büyükşehire devredildi. 2 yıllık belediye başkanlığım döneminde köylerin içme suları kesiliyordu. Orada 55 milyonluk bir iller bankasından kredi almışız onu da bana vermemiş şirketin kendisi devreye girmiş… Hükümetin yakını olduğu için böyle bir kredi vermiş. Köylerin bu içme suyu kuyularının elektriği kesilmesin diye o borcu ödemişim. İller Bankası’ndan da sadece araç ve gereç için 15 milyon para almışım. Bunun dışında yaptığım tüm ihalelerin, söylüyorum açıp kontrol edebilirler, bütün ihalelerin paralarını peşin vermişim, ve ayrıldığım gün 94 milyon lira bütçemde vakıflar bankası hesabımda para vardı. Gelen borçların hiçbiri benim değil. Ben geldiğim gün Mardin, büyükşehir olduğu için ilçelerin bütün borçları büyükşehire devredildi. Böyle bir şey. Halk bunu iyi biliyor. Ama şimdi bütçede 5 kuruş para yok. Trilyonlarca ihaleler yapılmış… İhalelerin parası verilmemiş… Verdiği ihaleleri de hepsi 2019’un sonuna bırakmış, ödenmek üzere.  (Söyleşinin tamamı)

SIRADAKİ HABER