CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: Asgari ücret 6770 lira olmak zorunda; Erdoğan'ın Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok

“Erdoğan böyle diyor da yemin ederim şu Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok. Bütçe açığı falan düşmüyor, bütçe açığı yine 278 milyar olarak kalıyor Erdoğan"

© AA
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: Asgari ücret 6770 lira olmak zorunda; Erdoğan'ın Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, asgari ücretin 6770 lira olmak zorunda olduğunu söyledi. Altay, "Ocakta asgari ücret 4253 TL yapıldığında, açlık sınırı 4013 liraydı; yani asgari ücretli, açlık sınırının 240 lira üstünde para alıyordu, yani yüzde 6 daha fazla para alıyordu.. Açlık sınırı 6391, üstüne de yüzde 6 koyacaksın; asgari ücreti temmuz ayında 6770 lira yapacaksın. Milletin sırtına 925 milyar liralık vergi ve zam yüklerken, asgari ücreti burada tutamazsın. Bu asgari ücret 6770 lira olmak zorunda" dedi. 

Erdoğan’ın ek bütçe ile ilgili “giderler 880 Milyar TL, bütçe açığı 200 milyar TL azalacak” sözlerine tepki gösteren Altay, “Erdoğan böyle diyor da yemin ederim şu Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok. Bütçe açığı falan düşmüyor, bütçe açığı yine 278 milyar olarak kalıyor Erdoğan. Bunu biliyor da bunu yapıyorsan millete yalan söylüyorsun” diye konuştu. 

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Altay, şunları söyledi:

“Bugün Anayasa Mahkemesi’ne gidiyoruz gene. Niye gidiyoruz? Bunların artık ‘bu kadarda olmaz’ dediğimiz her şeyi yaptıkları bir döneme girdik. Pes demekten biz yorulduk, bunlar yorulmadı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda690 şirket var. Bu fon yaklaşık 80 milyar TL paraya, 30 bine yakın insana, personele hükmediyor. El konulmuş şirketlerin başına bir kayyum atıyorlar, yöneticilerini atıyorlar. Bunlar şirketleri satıyor, kiralıyor, malları yurt dışına gönderiyor, şirketin içini boşaltıyor, arpalık gibi kullanılıyor, vesaire vesaire... Beyler geçenlerde bir kanun getirdiler Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve şöyle bir hüküm eklediler. 6755 sayılı kanunun 37'nci maddesi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden hemen sonra çıkarılan bir hüküm ve hüküm tam olarak şu: ‘15 Temmuz 2006 tarihinde gerçek gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan ve görevlerini yerine getiren kişilerin, bu karar göre ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali, cezai sorumluluğu doğmaz.’ Yani 15 Temmuz gecesi darbeyi bastırmak için hukuki, mali, idari, cezai olarak mesul tutulmama kararını TMSF yöneticileri için de uyguluyorlar. Buna hakikaten pes denir. Yani hırsızlık yapacaksın; 15 Temmuz gecesi darbeyi bastırmak, önlemek noktasında mücadeleden asker, polis, sivile sağlanan imtiyazdan yararlanacak. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok ve değerli arkadaşlar umarım Anayasa Mahkemesi de hukuku ve ahlaka sahip çıktığını gösterecektir.

"Bu kadar kendinden eminse, Sayın Kılıçdaroğlu hakkında dava da açsın"
TMSF ile ilgili daha dün Sayın Genel Başkanımızın 20 milyon avroluk bir yolsuzluktan bahsetti. Bunların cezai, hukuki efendim hiçbir mali, hatta idari hiç sorumlu olmayacak. Sanki bunlar darbecilerle göğüs göğse mücadele etmiş, tankın önüne durmuş gibi bir imtiyazla TMSF yöneticilerine bu imtiyazı onlara veriyorsun. Sayın Canikli bir açıklama yapmış, ‘şahsı buldum’ demiş. İyi ya, şahsı bulduysan, şahıs çıksın, millete bir izahat versin. İki hafta önce bu konuyla ilgili TBMM’ye getirilen araştırma önergesini niye reddettiniz? Niye? Madem kendinize güveniyorsunuz ve bir şey daha söyleyeyim Sayın Canikli'ye: Bu kadar kendinden eminse, Sayın Kılıçdaroğlu hakkında dava da açsın. Ama bir mertlik de yapsın; Meclis Araştırma Komisyonu kuralım, bu iddiaları burada teker teker araştıralım. Evet, bu kabul edilebilir bir durum değil. Bu artık etin değil, tuzun koktuğu yer ve bu konuda CHP olarak TMSF yetkililerinin iş ve işlemlerinden dolayı idari, mali, cezai, adli muafiyetini Anayasa Mahkemesi'ne bugün acil olarak götürüyoruz.

"Erdoğan böyle diyor da yemin ederim şu Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok"
Erdoğan, Meclis'e bir bütçe gönderdi. Bütçeyi gönderirken şöyle bir konuşma yaptı. Tam kendi konuşmasından okuyayım: "Meclis'te görüşülmekte olan ek bütçede giderlerin 880 milyar lira, gelirlerin ise 1 trilyon 80 milyar lira artırılması öngörülmektedir. Ek bütçede gelirler kaleminden 200 milyar liralık bir artış olmaktadır. Böylece yılbaşında öngörülen bütçe açığı 278 milyar liradan, 78 milyar liraya düşüyor’ diyor. Erdoğan böyle diyor da yemin ederim şu Meclis'e gönderdiği bütçeden haberi yok. Teklifin 2'nci maddesinde personel giderleri, sosyal güvenlik kurumları, devlet prim giderleri ve vesaire için de yüzde 40 ek koyuyor. Bununla birlikte giderler, 1 trilyon 80 milyar 515 milyon Erdoğan. Erdoğan yok da danışmanları bunu görsün. 1 trilyon 80 milyar. Yani bütçe açığı falan düşmüyor, bütçe açığı yine 278 milyar olarak kalıyor Erdoğan. Hayır, sen bunu biliyor da bunu yapıyorsan millete yalan söylüyorsun. 1 trilyon, 80 milyardan bahsediyoruz. Ne oldu? Yıl sonunda 9.8 öngördüğün enflasyon, şimdi 73. Daha da Allah muhafaza artacak gibi duruyor ve 925 milyar milletten para toplanacak. Hazır olun! Daha çok ezileceğiz, daha çok üşüyeceğiz, daha çok aç kalacağız demek bu. Ama Erdoğan’dan sabır telkinleri var. Ne demiş? ‘Men sebera zafera.’ Maşallah, sabreden zafere ulaşır. Erdoğan, milletin sabır edecek hali falan yok. Tekrar ediyorum sana; bu yaz geçer ama bu kış geçmez.

"Asgari ücret 6770 lira olmak zorunda"
Bu ülkede çalışanların, 21 milyon insandan bahsediyorum, yarısı, yani 10 milyonu asgari ücrete çalışıyor; 21 milyonun 10 milyonu. Ne demek bu? Bu ülkenin yüzde 50'si, bu ülke çalışanlarının emeklerinin yüzde 50'si açlık sinirinin altında yaşıyor. Yüzde 90'ı da tümünün tabii yoksulluk sınırı altında. Yoksulluk sınırı 20 bin lira oldu Erdoğan ve sen şimdi asgari ücretle ilgili mırın kırın ediyorsun. Hiç mırın kırın yapacak bir yanın kalmadı. Temmuzda asgari ücretin artması lazım. Ocakta asgari ücret 4253 TL yapıldığında, açlık sınırı 4013 liraydı; yani asgari ücretli, açlık sınırının 240 lira üstünde para alıyordu, yani yüzde 6 daha fazla para alıyordu. Hesap açık... Şimdi de açlık sınırının yüzde 6 üstünde asgari ücretlini temmuz ayında asgari ücreti bu noktaya getirmek zorundasın. Bu ne demek? Açlık sınırı 6391, üstüne de yüzde 6 koyacaksın; asgari ücreti temmuz ayında 6770 lira yapacaksın. Milletin sırtına 925 milyar liralık vergi ve zam yüklerken, asgari ücreti burada tutamazsın. Bu asgari ücret 6770 lira olmak zorunda.

"Herkese yüzde 40 vereceksin"
En düşük emekli maaşı 2500 liraydı ya; o da Sayın Genel Başkanımızın dilinde tüy bitti ‘en düşük emekli maaşı 1000 lira, 1200 lira; 1000 liranın altında olanlar var’ diye. Neyse 2500 olmuştu. Şimdi bunu da bu yeni torbada 3000 lira yapıyoruz, yani yüzde 20 arttırıyoruz. Peki, 6 aylık enflasyon kaç Erdoğan? 6 aylık enflasyon 40 olacak; 35 kesinleşti, bu aykiyle beraber yüzde 40. Yani ne yapman lazım Erdoğan? En düşük emekli maaşına da yüzde 40 zam yapman lazım. Biz buna hayır diyemeyiz ama bu eksik, yetersiz. Bu durumda ne olması lazım? En düşük emekli maaşının hiç değilse, hiç değilse 3500 lira olması lazım ki devlet vatandaşları arasında, devlet iki emekli arasında bir ayrım yapmasın. Çünkü normal emekliye, kamudan ya da özel emekli yüzde 40 yaklaşık zam alacak. Peki, öbür garibanın günahı ne? Ona niye yüzde 20 veriyorsun? Herkese yüzde 40 vereceksin.

Bayram ikramiyesi 1100 lira, 5 kilo et parası. Eğer kuzu eti alırsan 5 kilo da alamıyorsun galiba. 5 kilo et parası... Bayram ikramiyesinin de mutlaka artırılması lazım. Bugün emekliye dini bayramlarda adalet kokan, hak hukukun daha önceden değil bir iklimi yaşıyoruz biz dini bayramlarda; dayanışma iklimini, tesanüt iklimini yaşıyoruz. Ama 1000 lira para veriyorsun ve bunun adına ikramiye diyorsun. Olur mu? Hiç verme daha iyi. 1000 lira... Bunun da derhal yükseltilmesini istiyoruz. Hiç değilse bunun da 2000-2500 lira arasında bir seviyeye çıkarılması lazım. Bunları yap Erdoğan bunları şunun için yap: Bak kadın ocağa tencere koyamıyor, çiftçi tarlaya traktörünü süremiyor, memur çocuğuna pantolon alamıyor, emekli kahveye gidip bir çay içmiyor. Öğrenciler bayramlarda annelerinin, babalarının ellerini öpmeye memlekete gitmek için otobüs bilet alamıyor ve sen sabır diyorsun, sonra şükür diyorsun, işler iyi diyorsun.”

Altay, NATO zirvesi ile ilgili bir soru üzerine de şunları söyledi:

“Dış politika ile iç politika birbirinden çok ayrıdır. İç politikada hamaset yapabilirsiniz, dış politikada yapamazsınız. İç politikada fikir karar değiştirebilirsiniz ama dış politikamızın tutarlı olmak mecburiyeti var. Dış politikada dikkatli bir dile ihtiyaç var. Öyle aklınıza geleni pat diye söyleyemezsiniz. Söylerseniz ne olur? Maskara olursunuz. Kendisi değil miydi ‘Ben başta olduğum sürece bunlar NATO'ya giremez’ diyen? Dedi değil mi, efelendi. Ha bunun efelenmelerine alışkınız biz. ‘Bu can, bu tende olduğu müddetçe Brunson sen gidemez, vermem’ demişti, sonra özel uçakla gönderdi. ‘Biz ahmak mıyız?’ demişti Arabistan'a, Veliaht Prens ile sarılmaları dillere destan oldu. ‘15 Temmuz'un arkasındaki şerefsizler’ denmişti Birleşik Arap Emirlikleri'ne, 3-5 kuruş için kanka oldular. İsrail Başbakanına ‘one minute’ dedim diye caka sattı, ‘sonra ben onu moderatöre dedim’ dedi. Böyle çıkıp sürekli bir efelenip, sonra çark eden bir Erdoğan'la karşı karşıyayız. Ben metni okudum. Metin temenniden, belli kararlılıkları vurgulamak ile birlikte burada ben şunu hissettim: Biden'la görüşme öncesi ya Biden'a bir jest yaptı ya da bu Biden'la görüşmeyi sağlayabilmek için çark etti. Şunu söyleyeyim, peşinen söyleyeyim: Teröre karşı NATO'nun ortaklaşabilmesi, CHP bakımından memnuniyet vericidir. Biz CHP olarak teröre destek veren bütün ülkelerle ilişkilerde tavırlı ve refleksi olmaktan yanayız. Bizim için dış politika şudur, dış politikadaki kırmızı çizgimiz şudur: Türkiye'nin itibarı ve onurudur. Bu isterse ABD'ye karşı olsun, ister AB'ye karşı olsun, ister NATO'ya karşı olsun, ister Suudi Arabistan'a, ister Rusya'ya, ister Birleşik Arap Emirlikleri'ne karşı olsun; önce onur, itibar... Teröre destek veren ülkelere karşı Türkiye'nin tavırlı olması, refleksli olması yerindedir. Ama sonra muğlak nitelenebilecek bir mutabakatla da çark etmemek lazım diye düşünüyorum.”

SIRADAKİ HABER