Çiçek: Yargıya müdahale sadece siyaset eliyle mi oluyor, medyayı, köşe yazarlarını ne yapacağız?

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek, yargının bağımsızlığı konusundaki tartışmalarla ilgili olarak "Yargıya müdahale sadece siyaset eliyle mi oluyor? Medyayı, köşe yazarlarını ne yapacağız? Partilerin grup toplantılarına bakın. Muhalefet partileri hakimleri suçluyor. Yürüyen davalar hakkında görüş beyan ediyor" dedi.

© AA
Çiçek: Yargıya müdahale sadece siyaset eliyle mi oluyor, medyayı, köşe yazarlarını ne yapacağız?

Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek, sistem tartışmalarıyla ilgili olarak Karar yazarı Elif Çakır'a konuştu.

Çakır, söz konusu görüşmeyi şöyle aktardı:

‘Sistem tartışmalarının nasıl nihayetleneceğini şimdiden kestirmek zor, ancak görünen o ki hükümet sistemi tartışmaları uzunca bir süre gündemimizden düşmeyecek.

Salı günü kaleme aldığım ‘Parlamenter sisteme dönüş’ başlıklı yazım üzerine eski TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek aradı. 

‘Biz maalesef proje değil slogan toplumuyuz’ diyen Çiçek, gündemimize giren sistem tartışmalarının yürütülme biçimiyle Türkiye’nin ’slogan toplumu’ olduğuna iyice kanaat getirdiğini söyledi. 

Sayın Çiçek’le uzunca bir telefon görüşmesi yaptık. Tespitleri önemliydi. Mutlaka cevaplanması gereken, basit gibi duran ancak oldukça önemli olan şu soruyu sordu:

‘Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülmeli diyenler şu soruyu yanıtlıyorlar mı? Güçlendirilmiş parlamenter sistem derken neyi kastediyorsunuz? Var mı bir projeniz, planınız, modeliniz?’ 

Bu sorunun maalesef bir yanıtının olmadığını kaydeden Sayın Çiçek özetle şunları söyledi: 

‘Hatırlamakta fayda var. Benim TBMM başkanı olduğum dönemde sistem tartışmaları yoğun bir şekilde gündemdeydi. Kaldı ki hükümet sistemi tartışmaları yeni de değildi. Geçmiş dönemlere bakıldığında sistem tartışmalarının defalarca gündeme geldiği görülecektir. Türkiye’de bu kez sistem tartışmaları sağlıklı yürüsün, kim neyi tartıştığını bilsin diyerek anayasa hukukçuları ve siyaset bilimcilerini bir araya getirerek bir çalışma gerçekleştirdik. Toplamda 25 ay sürdü. Dünyadaki ‘yarı başkanlık’, ‘başkanlık’ ve ‘parlamenter’ sistemlerin faydaları ve mahzurlarıyla ilgili olarak somut verilerin ele alındığı esaslı bir çalışma çıktı ortaya. Ben Meclis başkanı olarak hiçbir kıymet hükmü vermeden o çalışmalara katıldım. Bu çalışmayı TBMM olarak 3 ciltlik kitap halinde yayımladık.’

Sayın Çiçek, bu çalışmaların sadece anayasa hukukçularıyla ve siyaset bilimcilerle sınırlı olmadığını ifade etti: 

‘O çalışmalar devam ederken (25 ay içerisinde) Meclis’te grubu bulunan dört siyasi parti ile de ‘bize uygun bir hükümet sistemi nasıl olur?’un cevabını aradık. Ama maalesef bu süre içerisinde partiler ne ‘başkanlık’ ne de ‘parlamenter’ sistem adına ortaya bir model koyamadı. 30 bin sayfalık bir doküman çıktı ortaya. O doküman içerisinde de ortaya arzu edilen model çıkmadı.’

Sözü bugüne getiren Çiçek, yapılan tartışmaların meseleyi çözme odaklı olmadığını söyledi:

‘Bakın bugün bir kez daha sistem tartışmaları gündemde. Bu kez ‘Cumhurbaşkanlığı sistemi ve parlamenter sistem’ başlığı altında tartışılıyor. Yine aynı yöntemle yürütülüyor, ayrıntı yok. Birçok sorunun cevabı yok. Sadece slogan üzerinden yapılan bir sistem tartışması var. Bu da bizi somut bir sonuca götürmüyor.  

CHP, İYİ Parti, HDP hatta Meclis dışındaki birçok parti ve bir kısım eski siyasetçilerimiz ‘Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülsün’ istiyor. Soru şu?

Güçlendirilmiş parlamenter sistem derken ne kastediliyor? Neleri yaparsak parlamenter sistem güçlenmiş olacak, bunun cevabı yok. Ben şahsen bunu büyük bir eksiklik olarak görüyorum. ‘Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülsün’ diyenler, nasıl bir model sunuyorlar? Hangi mekanizmalar devreye girerse parlamenter sistem güçlenmiş olacak? Denge ve denetimi hangi usullerle sağlayacaklar? Bu soruları cevaplarlarsa ortaya somut bir model koyarlarsa tartışma daha verimli ve sonuç odaklı olur.’

Çiçek bu noktada haklı olarak ’sistemlerin adının önemi yok; denge ve denetim mekanizmalarının iyi kurulduğu her sistem demokratiktir. Bizim ihtiyacımız olan da demokratik bir sistemdir’ dedi. 

Tabii sorun, yeni sistemin de bu hayati ilkeler önemsenmeden hazırlanmış olmasıdır. Onun için tartışmalar sürüp gidiyor. Onun için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bir türlü oturmuyor. Onun için sistem daha birinci yılında ‘kireçlenme, tıkanma’ sinyalleri vermeye başladı. Sebep? Dönemin şartlarına ve iktidar koltuğunda kimin oturduğuna bakılarak anayasa değişikliğinin ve hükümet sisteminin yapılmasıdır. 

Sistem isimlerinin bir öneminin olmadığını vurgulayan Sayın Çiçek’in sözlerinin devamı şöyle:

‘Yasamanın yürütmenin ve yargının keyfiliğe kaçmasını önleyecek, anayasal çerçevede görevini yapabilmesini sağlayacak denge ve denetim mekanizmalarının iyi kurulması halinde her sistem demokratiktir. Bütün güçlerin gücünü kötüye kullanmasını engelleyecek hukuki bir sistem olmalıdır. Bu nasıl olacak? Bunu tartışmamız lazım. 

Bunun sağlıklı tartışılabilmesi için de şahıslar üzerinden değil ilkeler üzerinden tartışılıp ortaya bir modelin konulması lazım. Makamlarda kimin oturduğu üzerinden yapılan bir tartışma hukuki bir tartışma olmaz. Böylesi tartışmalar 1908’den bu yana bizleri bir sonuca götürmedi, bugün de götürmez.’ 

Yargı bağımsızlığı tartışmalarına da değinen Çiçek bu konuda şunları söyledi:

‘Mesela yargı bağımsızlığı konusunu herkes telaffuz ediyor. Unutulmamalıdır ki yargının bağımsızlığı yargının tarafsızlığı içindir. Maalesef geriye dönük yargı süreci içerisinde tarafsızlık konusu her zaman tartışma konusu olmuştur. Kapatma davalarından tutun, 28 Şubat sürecindeki hak ihlallerine varıncaya kadar yüzlerce somut örnek yargının hiçbir dönemde anayasa 138’deki esaslara göre yargılama yapmasına uygun bir ortam hazırlanmadığını ortaya koyuyor.’

’Yargıya müdahale sadece siyaset eliyle mi oluyor? Medyayı, köşe yazarlarını ne yapacağız? Partilerin grup toplantılarına bakın. Muhalefet partileri hakimleri suçluyor. Yürüyen davalar hakkında görüş beyan ediyor. Anayasa’nın 138’inci maddesi ihlal ediliyor.’

‘Dün bir partinin grup toplantısında olduğu gibi mesela nezaket kuralları aşılarak ‘alçaklık, namussuzluk’ gibi ifadelerin kullanıldığını gören bir yargıç nasıl tarafsız bir yargılama yapabilir? Hakimlerin verdikleri kararları benimsemeyebiliriz, çok özel değerlendirmeler de yapabiliriz. Ancak hukuk ve nezaket ölçüleri içinde yapılmış olmalıdır. Sonuçta bu kararları veren hakimler bu toplumda yaşıyor. Akşam hakaretler dinleyecek, gündüz konuşmaları dinleyecek sonra da kalkıp yargılama yapacak. Bunları düşünmek lazım.’

‘Yargı bağımsız olacak deniliyor. Yine soralım. Yargının bağımsızlığını nasıl sağlayacaksınız? Nasıl bir yargı yönetimi planınız var? Nasıl bir sistem kuracaksınız ki yargıçlar kendi haysiyetlerine, onurlarına ve vicdanlarına bakarak karar verebilecekler?’

SIRADAKİ HABER