Erdoğan, büyükelçilerin Viyana Sözleşmesi açıklamasını "özür" olarak nitelendirdi, Kılıçdaroğlu'nu hedef aldı: Yüzsüzlük abidesi!

ABD, Almanya ve Fransa'nın da aralarında bulunduğu 10 ülke büyükelçisinin tutuklu iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala'nın serbest bırakılması için Türk hükümetine yaptığı ortak çağrının ardından Ankara ile Batı arasında yaşanan "istenmeyen kişi" krizi, büyükelçiliklerin Türkiye'nin iç işlerine karışmadığı taahhüdü sonrası yatışmıştı

© AA
Erdoğan, büyükelçilerin Viyana Sözleşmesi açıklamasını "özür" olarak nitelendirdi, Kılıçdaroğlu'nu hedef aldı: Yüzsüzlük abidesi!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, iş insanı Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılması çağrısı yapan 10 büyükelçinin "istenmeyen kişi" ilan edilmesine yönelik sözleri sonrası büyükelçilerden gelen "Viyana Sözleşmesi'nin 41. Maddesi'ne riayet etmeyi teyit eder" açıklamasını "özür" olarak nitelendirdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na sert sözlerle yüklenen Erdoğan, partisinin büyükelçilerin ilk açıklamaları sonrası "ilkeli bir duruş" sergilediğini belirterek, "SSK'yı batıran, kaset kumpası sayesinde genel başkan olan, partisindeki taciz, tecavüz, hırsızlık skandallarına sırtını dönen, girdiği her seçimi kaybettiği, böyle bir durumda gereğini yapacağını söylediği halde yerinden kıpırdamayan bir yüzsüzlük abidesinin böyle haysiyetli bir duruşu anlamasını ve desteklemesini zaten beklemiyoruz" diye konuştu.  

Tıklayın - Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesi ne diyor, büyükelçilerin açıklamasında ne var? 

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'yi ve CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu sert sözlerle eleştirdi. 

Erdoğan, Irak ve Suriye'ye asker göndermeyi içeren tezkereye "hayır" oyu veren CHP'ye yönelik, "Burada asıl önemli olan CHP’nin terör örgütünün oyuncağı HDP’ye teslim olması, biat etmesi, boyun eğmesidir. Yazık. Hem demokrasimiz adına, hem milli güvenliğimiz adına ne kadar üzüntü verici ne kadar hazin bir tablo. Kendilerine Mustafa Kemal'in askerleri diyenlerin, onlara 'Mustafa Kemal'in itleri' diyerek hakaret edenlerin dümen suyuna girdiğini görmek bizim bile ağrımıza gidiyor" dedi. Erdoğan ayrıca Millet İttifakı ortağı İyi Parti'nin tezkereye "evet" oyu vermesini de "memnuniyetle karşıladıklarını" söyledi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun bürokratlara yönelik çağrısına da atıfta bulunarak, "Askerden polise, hakim, savcıdan, öğretmene, emekliye kadar herkesi hedef alan Kılıçdaroğlu, tek parti CHP'sinin faşizmini geri getirme gayreti içinde" ifadesini kullandı. 

Erdoğan'ın açıklamasından satır başları şöyle: 

"Bütçe hazırlıkları Aralık sonuna kadar süren, büyük emek gerektiren bir çalışmadır. Bakanlıklarımızın, STK'ların içinde yer aldığı uzun bir maratonun ardından ortaya çıkan bu teklif, ülkemizin yol haritası mahiyetidir. Bugün, Plan-Bütçe Komisyonu'nda başlayacak ve devam edecek müzakereler, bütçe rakamları ve ekonomik gelişmeler değerlendirilecek. Bütçe teklifinde merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 751 milyar lira, bütçe gelirleri 1 trilyon 473 milyar lira, bütçe açığı da 278 milyar lira olarak öngörülmektedir. Bu ihtiyatla hazırlanmış bir bütçe teklifidir. Yıl sonu gerçekleşmelerinin daha iyi olacağına inanıyoruz. 224 kamu ihalesini kapsayan merkezi yönetim bütçe ödeneklerinin dağılılmı, ülkemizin kalkınma hedeflerini gözeteni adil bir anlayışla yapılmıştır. 

Bütçede en büyük payı yine eğitim almaktadır. Bu yıl bütçede sağlığa ayrılan paydada ciddi artış yaptık. 

Sosyal harcamalar için tahsis edilen kaynağı da ihtiyaç sahibi tüm vatandaşlarımızın daha güçlü şekilde yanında yer almak için bütçenin yüzde 6'sı seviyesine yükselttik. 

Şu kritik dönemde, savunma sanayimizi güçlendirecek kaynağı da ihmal etmedik. Sonuç olarak merkezi yönetim kapsamındaki idarelerin bütçelerinde ortalama yüzde 30 artışa gittik. Dünyada yaşanan dalgalanmalara karşı ülkemizin güçlü duruş sergilemesi için gereken mali altyapıyı oluşturduk. Amacımız Koronavirüs salgını olarak başlayıp tüm ekonomik sisteme sirayet eden küresel krizi fırsata dönüştürmektir. 

Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin neredeyse tamamının küçüldüğü geçen yılda, Türkiye olarak büyüme ile kapattık. Bu yılın ilk 2 çeyreğinde de güçlü bir büyüme performansı sergiledik. Üretimde kapasiteleri sonuna kadar kullanıyoruz. İhracatımız rekor kırıyor, istihdamda salgın öncesi bir yere geldik. Yatırımcılar üretimi artırmak için makine ve hammadde peşinde koşuyor. 

Önümüzeki yılın bütçesini de küresel krizlerin etkilerine rağmen, kalkınma hedeflerimizin çıtasını yükseltmek üzere şekillendirdik. Nasıl Koronavirüs salgının üstesinden güçlü sağlık altyapımız sayesinde geliyorsak, iklim değişikliğinin yol açtığı sorunları da inşallah yeşil kalkınma devrimi ile aşacağız. Milli teknoloji hamlesi bizi savunma sanayi başta olmak üzere orta yüksek teknoloji gerektiren alanlarda önemli bir yere taşıdı. Yeşil kalkınma devrimi de aynı başarıyı karbon-nötr hedefli yatırımlarla her alanda yakalamakta kararlıyız. Ülkemizi her karış toprağı ile geliştirecek, milletimizin refahını artıracak projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. 

Bir süredir müzakereleri yürütülen ülkemize Yeşil İklim Fonu'ndan 3 milyar 157 milyon dolar kaynak sağlanması ile ilgili mutabakat zaptının geçen günlerde imzalandığının müjdesini paylaşmak istiyorum. 

Bir yandan yangınlarla, bir yandan sel baskınlarıyla boğuştuğumuz yılın ardından kuraklık tehdidi ile karşı karşıyayız. Ülkemizin önemli bir kısmı tarım üretimi için yağışa hala kavuşamadı. Dünyadaki ekonomik çalkantılar, ülkeleri gıda tedariği konusunda endişeye sevk etmektedir. Bu da stokları yükseltme eğilimine, küresel düzeyde fiyatların yükselişine sebep olmaktadır. Türkiye olarak bu tablo karşısında tedbirlerimizi alıyoruz. Kendi çiftçimizi en güçlü şekilde destekliyoruz. Hükümetlerimiz döneminde verdiğimiz tarımsal destek fiyatları bugünkü fiyatlarla 396 milyar lirayı bulmuştur. Bu yıl, gübre desteğinde yüzde yüz artış yaparken, mazot maliyetinin yüzde ellisini karşılamayı sürdürdük. Arz açığımızın olduğu ürünlerin üretimi hususunda çiftçimizi daha çok destekliyoruz. Yağlı, tohumlu bitkilerin üretimi ve hayvancılık konusuna önem veriyoruz. 

Çiftçimizi kuraklık karşısında korumaya yönelik sigortalardaki devlet desteğini verim değerinde yüzde 80'e, primde yüzde yetmişe yükselttik. Sulama sistemlerini yaygınlaştırıyoruz; 600 baraj, 1457 sulama tesisi inşa ettik bugüne kadar. Hükümetlerimiz döneminde 20 milyon hektar yeni alanı sulamaya açarak yılda 60 milyar liralık zirai gelir artışı sağladık. Su Şurası'nın ardından ülkemizin su stratejilerini kamuoyu ile paylaştık. 

Elbette son dönemde her kesim gibi çiftçilerimizin yaşadığı sıkıntıları da yakından takip ediyoruz. Salgınla başlayan küresel üretim ve lojistik krizi, tarım sektöründe gübre, yem ve enerji fiyatlarında artışa yol açtı. Küresel gelişmeler kaynaklı girdi maliyetlerindeki artışı üreticilerimize en az şekilde yansıtmak için gayret gösteriyoruz. Üreticilerimizden ricam, tek karış boş arazi bırakmadan tarla ve seralarını ekmeleri, ahırlarını dolu tutmalarıdır. Dünyadaki bu dalgalanmanın bir müddet daha süreceği anlaşılıyor. Bu zor dönemde yapılan hiçbir fedakarlığın, dökülen hiçbir alın terinin karşılıksız kalmayacağından emin olmanızı istiyorum. 

Açıkladığımız alım fiyatlarını bu anlayışla en yüksek seviyede belirliyoruz. Tarım ürünlerinde fiyat istikrarı üretim planlaması için sözleşmeye dayalı yeni modeller geliştiriyoruz. Bizim için tarım sektörü en az savunma sanayii kadar önemlidir. Çiftçilerimizin yanında yer almayı sürdüreceğiz. 

Milli iradenin tecelligahı olan bu gazi kurumun çatısı altında hayata geçirilen her bir faaliyet demokrasimizin güçlenmesine ve milletimizin geleceğine daha güvenle bakmasına vesile oluyor. Yasama sorumluluklarınız yanında, Cumhur ile Cumhuriyetin tüm kurumları arasındaki en güçlü ilişkiyi sallayan vekillerin üzerindeki ağır yükün farkındayız. Her bir milletvekili, seçildiği günden itibaren ismini tarihe altın harflerle kazımaya başlamış demektir. 

Yaptıkları hizmetler, ve insanlarla kurdukları gönül köprüleri ile milletin kalbini kazanmayı başaran milletvekili nesillerce unutulmaz, saygıyla yad edilir. Siyasetini bu çıtaya yükseltmeyi başarmış vekil, emeğinin karşılığını sandıkta da mutlaka alır. Parti olarak katıldığımız her milletvekili ve belediye başkanlığı seçimini, her halk oylamasını birincilikle tamamlamayı başardık. Doğrudan halk tarafından belirlenmeye başladığı 2014 yılından beri de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ipi göğüsleyen biz olduk. Her dönemde sahada milletimizle bağımızı en güçlü şekilde tutarken, yönetim seviyesinde de zorlu bir mücadele verdik.

Türkiye'nin ve milletimizin bu coğrafyadaki varlığını bin yıldır hazmedemeyenler olduğu gibi, AK Parti'nin 20 yılı geride bırakan iktidarını da kabullenemeyenler var. Bizim tüm bu başarılarımızın tek formülü Allah'ın ipine sarılmak, milletimize güvenmek, dayanmaktır. 

Biz, imanımızla, inancımızla, azmimizle, gece gündüz çalışmakla bugünlere geldik. Karşımıza çıkan her engeli, tuzağı bu şekilde aşarak yolumuza devam ettik. İktidarımızın ilk gününden itibaren sürekli rejim tartışmaları yürütüldü. Aradan 20 yıl geçti, hala aynı tartışmanın ekmeğini yemeye çalışanlar olduğunu görüyoruz. 

Eğitimi, sağlığı, güvenliği, adaleti, ulaştırması, sanayisi, turizmi ile her alanda ülkenin şehresini bir değiştirdik. Ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetlerle refah seviyesi yükselen, ufku genişleyen milletimiz geleceğine güvenle bakmaya başlamıştır.

Buna rağmen, kendi siyasi ve şahsi ikbalini çalışmak ve proje üretmek yerine ülkenin ve milletin felaketine bağlayanların çırpınışları, yalan ve iftira kampanyaları hiç durmamıştır. Türkiye'ye husumet besleyenler, terör örgütleriyle birlikte çalışmaktan çekinmeyecek kadar gözü dönen, eşi benzeri görülmemiş bir ekiple karşı karşıyayız. 

Bunlar sürekli 'ülke çöktü, devlet battı, millet mitti' edebiyatı yapmaktadır. Kalbinin ve kafasının pusulası kendi ülke ve milletini değil de başka yerleri gösterenler ile bu toprakların asil evlatları arasında mücadele hiç bitmedi, bitmeyecek. Biz düşmanı fiziki olarak bu topraklardan attık ama geride bıraktığı zihniyet kirinden hala kurtulamadık. 

Bu kirli, karanlık zihniyetin köklerini kurutacağız. Milletimizin her meselesinin çözümü için gayret göstermeyi sürdüreceğiz. 

Dün, Meclis Genel Kurulu'nda Türkiye'nin Irak ve Suriye topraklarına terörle mücadele amacıyla sınır ötesi operasyonlar yapılması için CB'ye verilen yetkinin 2 yıl uzatılmasıyla ilgili bir tezkere oylandı. Bu tezkere ülkemize yönelik sınır ötesi terör tehditlerine karşı yıllardır devam eden rutin bir uygulamadır. Son 71 yılda, 76 ayrı tezkere Meclis'te görülmüş ve kabul edilmiştir. Suriye ve Irak'la ilgili tezkerenin amacı da terör koridoruna izin vermemek ve terör saldırılarını kaynağında kurutmaktır. 

Son tezkere oylaması öncesi HDP yöneticileri çıktılar ve CHP'ye çağrı yaptılar. Bu çağrı da, HDP'nin içinde fiilen yer aldığı ama resmen varlığının inkar edildiği siyasi ittifakın devamı CHP'nin tezkereye destek olmaması şartına bağlanıyordu. Açıkça CHP tehdit ediliyordu. Böyle bir durumda onurlu bir parti ve liderin çıkıp da siz kim oluyorsunuz da bizi tehdit ediyorsunuz, biz politikamızı kendimiz belirleriz diyerek HDP'lilere ağızlarını payını vermesi bekleniyordu. Ama karşımızda artık böyle bir CHP mevcut değil. CHP yönetimi oylamaya saatler kala, oylamaya hayır diyeceklerini ilan etti. Biz bugüne kadar nasıl CHP'ye ve iplerini ellerine verdiği efendilerine rağmen ülkemizin güvenliğini sağlayacak adımları atmışsak, bundan sonra da atmayı sürdüreceğiz. 

Türkiye'yi Suriye'den dışlamak isteyenlerin kullandığı ne kadar argüman, çirkeflik varsa hepsini de güya soru haline getirip önümüze koyuyorlar. Biz kimin kılıcını çaldığınızı biliyoruz da, siz kendinizi bu kadar belli etmeyin bari. Burada asıl önemli olan CHP’nin terör örgütünün oyuncağı HDP’ye teslim olması, biat etmesi, boyun eğmesidir. Yazık. Hem demokrasimiz adına, hem milli güvenliğimiz adına ne kadar üzüntü verici ne kadar hazin bir tablo. Kendilerine Mustafa Kemal'in askerleri diyenlerin, onlara 'Mustafa Kemal'in itleri' diyerek hakaret edenlerin dümen suyuna girdiğini görmek bizim bile ağrımıza gidiyor. Allah CHP'ye gönül veren vatandaşlarımızın sabrını artırsın. CHP yönetimi bu fotoğraftan rahatsızlık duymuyor anlaşılan. CHP Genel Başkanı'nın askerliği çocuk oyuncağı ya da TV şovu sanan cehaletini de milletin takdirine bırakıyorum. Küresel ve bölgesel askeri iş birilikler, diplomatik iş birlikler, ülkenin menfaatleri hususunda atılacak adımlar konusunda fikri daha doğrusu böyle bir derdi olmayanla bu hususları konuşmak bile abestir. 

TSK'nın gücünün tamamının profesyonel askerlerden oluştuğunu bilmeyecek, sınır ötesi harekatların sokaktan toplanan rastgele kişilerle yapıldığını sanacak kadar cahil bir tiple karşı karşıyayız. 

Bizim TSK'nın baş komutanı olduğumuz doğrudur, sorulması gereken soru Kılıçdaroğlu'nun nasıl olup da HDP'nin emir eri konumuna geldiğidir.

Türkiye'nin ve Türk milletinin aleyhinde ne malzeme varsa dört elle sarılanların, ülkenin menfaatleri söz konusu olduğunda böyle savrulmalar yaşamalarına artık şaşırmıyoruz. CHP ile HDP'nin perde arkasında zaten bildiğimiz ortaklığı bu tezkere oylaması vesilesi ile aleniyet kazanmıştır. Buna karşılık ittifakın diğer resmi ortağı İP, tezkereye evet oyu vererek CHP ve HDP'den farklı bir yol izledi. İyi Parti yönetimi ve vekillerin siyaset üstü milli bir konu olan Suriye ve Irak'taki terörle mücadele operasyonlarına imkan veren bu tezkereyi desteklemelerini memnuniyetle karşıladık. 

Cumhur İttifakı olarak ülkemizin bekasıyla ilgili her mesele gibi bu konuda da tam bir görüş ve eylem birliği içinde olduğumuzu tekrarlamaya gerek duymuyorum.

Geçen günlerde bir grup büyükelçinin ülkemizde yürüyen bir davaya yönelik yaptığı hadsiz açıklama konusunda sergilediğimiz ilkeli ve onurlu duruş Kılıçdaroğlu'nu rahatsız etmiş. SSK'yı batıran, kaset kumpası sayesinde genel başkan olan, partisindeki taciz, tecavüz, hırsızlık skandallarına sırtını dönen, girdiği her seçimi kaybettiği, böyle bir durumda gereğini yapacağını söylediği halde yerinden kıpırdamayan bir yüzsüzlük abidesinin böyle haysiyetli bir duruşu anlamasını ve desteklemesini zaten beklemiyoruz. 

Büyükelçilerin ülkemize ve yargı kurumlarımıza yönelik ağır bir hakaret olarak gördüğümüz açıklamasının ardından kimin nerede durduğunu takip ettik. Bu tür hadiseleri aynı zamanda ülkemizdeki yerli ve milli duruş sahipleri ile müstemleke zihniyetlileri ayırt etmenin bir vesilesi olarak görüyoruz. Ülkemize ve yargımıza bühtan edilen ilk açıklamayı sevinçle karşılayıp, özür açıklaması karşısında hayal kırıklığına kapılanların bu topraklarla ne gönül bağı ne kök bağı yoktur, olamaz. 

Kılıçdaroğlu'nun alışkanlık edindiği kamu görevlilerine yönelik sözlü saldırılarını son dönemde artırdığını görüyoruz. Askerden polise, hakim, savcıdan, öğretmene, emekliye kadar herkesi hedef alan Kılıçdaroğlu, tek parti CHP'sinin faşizmini geri getirme gayreti içinde. 

Her kamu görevlisi, her birey devletinin koruması ve güvencesi altındadır. Kılıçdaroğlu'nun hezeyanları kendini rezil etmenin ötesinde bir anlama sahip değildir. Kendi partisini yönetmekten aciz, altında olup bitenler karşısında çaresiz bir genel başkanın ülkenin idaresi hususunda daha gülünç daha trajikomik ne olabilir. Adama bak ya, Osmanlı'ya hakaret ediyor. Sen kimsin ya? Sen Osmanlı'ya nasıl hakaret edersin ya? 600 yıl dünyaya nam salmış bir Osmanlı'ya nasıl hakaret edersin ya? Bu ne saygısızlıktır? Buna bizim kitabımızda cibiliyet itibariyle bozuk derler. 

Sen kimlerle, nerede nasıl geçineceksen geçin. Suriye'de bile ecdanın ayak izleri var. Çok merak ediyorsun ya. O Misakı Milli denilen anlaşmanın yerinde Osmanlı'nın mirası var. Biz milletimizin irfanına, ferasetine güveniyoruz. 

Ben inanıyorum ki 2023 inşallah Bay Kemal'in yeni bir ders aldığı yıl olacaktır. Fakat çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz.

SIRADAKİ HABER