Meral Akşener’den Kanal İstanbul projesine şartlı ‘evet’

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk TV’de Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtlıyor.

© AA
Meral Akşener’den Kanal İstanbul projesine şartlı ‘evet’

Akşener'in açıklamaları şöyle:

Kanal İstanbul
“Bizim Kalkınma Başkanlığımız var. Onlar bu tartışma açıldığı zaman, 2011'de seçim için sayın Erdoğan tarafından 'çılgın proje' denmişti. 8 yıldır kimse ağzına almadı. Kalkınma Başkanlığımız bir çalışma yaptı. Fakat esas olan şu, şimdi biz prensip olarak, AK Parti'nin getirdiği ister büyük, ister çılgın, ister akıllı Türkiye'ye yönelik herhangi bir projeye kategorik olarak karşı değiliz. Şimdi bir kanal açılacak. Bunun çevre, stratejik, İstanbul, nüfus, deprem boyutu var. Ve dış boyutu var. Buna sadece bir yatırım olarak yaptığımız zaman, ekonomik olarak buna bir talep var mı? Deniyor ki 20 milyar dolarlık bir yatırım. Bu yatırımı yaptıktan sonra Türkiye ne kazanacak? Suveyş, Panama kanalı gibi. Bu yatırıma karşılık Türkiye ne kazanacak? Türkiye'de böyle bir ekonomik talep var mı? Böyle bir talep yok. Sayın İmamoğlu'nun söylediği 30 milyon metre kare toprak satılmış. Kim aldı? Kimler aldı? Tanıdıklar, bildikler mi aldı? Madem bu Kanal İstanbul'u 2011'de söylediniz, o zaman o toprakların el değiştirmesine karşı niye önlem almadınız? Satın alınan yerler istimlak edilecek. Nasıl edilecek? 1 liralık yeri belki 100 liraya istimlak edeceksiniz. İnşallah bu çılgınlıktan vazgeçilir diye düşünüyorum. Bilim insanlarının söylediği çevre, deprem, dış ilişkiler, anlaşmalar, Türkiye'nin güvenliği vs. bütün bunlarda uzmanlar doğru olmadığına dair fikir beyan ediyorlar.

"Eğer yeşil alan yaratılacaksa evet oyu vereceğim"
“ÇED Raporu'nda imza sahibi olan 'Hz. Nuh'un oğluyla cep telefonu ile görüştü' diyenler de var. Türk usülü Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'ne geçtik. Sayın Erdoğan o zaman Cumhurbaşkanı idi. Kendisine uygun bir terzi üzerinden elbise dikildi. Şimdi her bir konu tek kişinin iki dudağı arasına ve bilgisine bırakılmış. Başka hiç kimsenin fikir beyan edemediği bir hükmetme sistemiyle karşı karşıyayız. İşsizliğiniz almış başını gitmiş, istihdam probleminiz var. Üç üniversite mezunundan biri işsiz. Kadın işsiz sayısı artıyor. 70 bin kişinin işini kaybettiği Türkiye'deyiz. Yatırıma, sanayiye yönelik, tarımla meşgul olan insanların üretime dönmesine yönelik pekçok problem var. Elinizde böyle bir imkan varsa buradaki problemlerimize çözüm aramanız gerekirken Kanal İstanbul ile meşgul ediliyor Türkiye. Şahsım adına bir şey söyleyeceğim, hiçbir rantın oluşmasına fırsat vermeden, Kanal İstanbul'u açacaklarsa, orası yeşil alan bırakılmak ve orayı satın alanların elinde kalmak kaydıyla ben oy vereceğim. Köprüler yapıldı, şehir hastaneleri yapıldı, hasta garantisi, geçiş garantisi verildi. Niğde'de oturan vatandaşımız o köprüden geçmiyor, ama buna karşılık geçiş garantisi verildiği için onu ödüyor. Vatandaşın cebinden çıkacak birileri zengin olacak, sonuçta Türkiye meşgul edilecek.

"Sonuçta İstanbul için bir referandum yapılması şarttır"
“Bugün bizi yöneten arkadaşlar açısından elbette fikrimizin kıymeti harbiyesi yok ama bizi izleyen vatandaşlarımız açısından söylüyorum. Son tahlilde İstanbul'da İstanbul için bir referandum yapılması şarttır.

“(Size göre bu kanal yapılmamalı) Yapamayacaklarını biliyorum. Şehir hastanelerine benzeyecek. (Şehir hastaneleri yapıldı ama...) İngiltere'nin terk ettiği sistemi aldık. Tamamen birilerin cebine para koymaktan bu millet bıktı. Asgari ücretin tespiti, ısınma, barınma, eğitim ve ulaşım üzerinden olur. İstihdamın artması açısından, işveren açısından asgari ücret kesinlikle vergi dışı kalmalıdır.

Asgari ücret
“Elektrik, doğalgaz, elektrik giderleri arttı. Gıda maddesine, elektrik kullanımına 66,70,80 arası zam var. Dün ne kadar ödüyordunuz markette, bugün ne kadar ödüyorsunuz?

Libya mutabakatı
“Mavi vatan deniyor. Biz ona 'evet' oyu verdik. Dolayısıyla o konuyla ilgili bir sorunumuz yok. Uzman şahısların önerdiği konu olduğu için o mutabakat metnine evet oyu verdik. Sayın Erdoğan'ın asker göndermeye ilişkin bir tezkeresini bugün gördüm. Şimdi bizim metodumuz şu partimizde. Demokrasiyi gerçekten içselleştirmeye çalışıyoruz. Hepimiz otoriter sistemlerin içinden geldik, ben de dahil olmak üzere. Genel başkanın vardır bildiği probleminin dışına çıkabilmek için. 7'sinden sonra gelecek olan tezkere konusunu sayın Özdağ, sayın Aydın Sezgin, sayın Ahmet Erozan, sayın Aytun Çıray'la biraraya geliyoruz. Onlar işin uzmanı. Onlardan görüş alıyoruz. Oy verecek olan milletvekili arkadaşlarımızla da toplantı yapılıyor. İtirazlar ya da öneriler geliyor. Orada nasıl bir oy verelim diye oylanıyor ve karar veriliyor. Kişisel fikrimi söylüyorum, Mehmetçiğin iç savaşın tarafı olmasını doğru olmadığını söylemek isterim. Karşıda Hafter diye birisi var. Onu Rusya ve Mısır destekliyor. İsrail ortada. S-400'ler yüzünden ABD'nin yaptırım uygulayacağını ilan ettiği. 2011'de 'Dostum Esad', 2015'de 'Katil Eset'. Çık hızlı bir değişim. Sayın Erdoğan'ın aşk nefreti üzerinden yürüyen bir sistem. Bizim dış politikamız bugün itibarıyla bipolar. Hangi ilişkinin hangi ülkeyle belli olmadığı ilişki biçimi.

“Suriye'de biz ne kazandık? PKK'nın yan unsurlarına fırsat verilmeyecek diye yola çıkıldı. Barış Pınarı'ndan söz etmiyorum. Rusya ile sınırdaş olduk, Amerika ile ne olduğumuz belli değil. İran'la başka düzenek oldu. Sonuç itibarıyla biz kakayı niye yedik durumu oluyor hani vardır ya ağa ile marabası giderken... Libya'da biz bir iç savaşın tarafı olma konusunda endişem var.

“(Libya'da meşru hükümet var...) Yüzde 25'ine sahip.

“Ben kendi endişelerimi paylaşıyorum. Umuyorum ki, tezkereden evvel siyasi partilerin meclis gruplarına gelip, mesela sayın Akar ve Çavuşoğlu bilgi vermelerinde çok büyük fayda var. Bunlar yapılmıyor. Meclisin kıymeti harbiyesi kalmamış durumda.

“Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış durumda. Bütün bunların yanında 'ben yaptım oldu' anlayışıyla 'hadi bakalım ya Allah' diye giden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Kuvvetler ayrılığı olmadan, yargı bağımsızlaştırılmadan bu işler...

“(Eskiden hür ve bağımsız mıydı yargı?) Bu kadar değil. Benim bakanlığım döneminde çok rahat hakimler karar verilirdi. Siyasal iktidarın sopasının başında olduğu hakim veya yargı sistemi yoktu.

“İsterdim ki, mecliste grubu olan örneğin CHP, İYİ Parti gibi siyasal partilerin bilgilendirilmesi faydalı olurdu. HDP'ye gitmiyorlar da onun için dedim. Biz Barış Pınarı Harekatı'na şeksiz şüphesiz destek verdik. CHP de verdi. Ama prensip olarak yanlış gidiyor işler.

Yeni partiler
“Ahlaki olarak yeni kurulmuş parti hakkında konuşmam doğru değil. Prensip olarak elbette birbirimizin rakibiyiz. CHP ile aynı ittifak içinde Saadet Partisi de dahil gittik. Ayrı ayrı oy aldığımız için her partiden aday olan arkadaşlarımız partilerine oy istediler. Bu bir rekabet. Ama bizim açımızdan çirkin rekabet olmayacak. Her ikisine başarılar diliyorum. Sayın Babacan'a da başarılar diliyorum. Prensip olarak biz İYİ Parti'yi kurarken çok zorluk çektik.

“Bize yapılanlar çirkin, pis bir süreçti. Sonuçta organizasyon ortaya koyduk, 43 milletvekili seçildi, 5 milyon oy aldık. Meclis'te temsil ediliyoruz. 24 Haziran'da umut verdik, 31 Mart'ta değiştirebildiğini gösterdik.

“Biz yaptık demiyorum, yanyana gelişler başarı öyküsü oluştu. Şimdi insanlar biliyor ki, oy kullanırsak bazı şeyleri değiştirebiliriz. Demokrasi en azından sandık üzerinden işleyebilir. Sayın Davutoğlu ve Babacan'ın kurdukları partilerin demokrasiye katkı yapacağını, farklı ses ve renkleri seçmenin dikkatine sunacağını düşünüyorum.

“Sayın Babacan'ı sizin programınızda dikkatle izledim. Henüz tanımlanmamış bir parti gördüm. Söylediği 'arkadaşlarımızla çalışıyorum' dedi. Bu da güzel bir şey. Sayın Davutoğlu'nun atacağı adımlar var.

“Bizim seçime giremeyeceğimiz iddia edildi. Ben mecbur kaldım sayın Kılıçdaroğlu'ndan grup kuracak kadar milletvekili istedim. Sonra lehimize karar çıktı. Biz onu yaşamış bir siyasi yapı olarak 2023'de seçim olacaksa, bu arkadaşlarımız teşkilatlanmalarını sağlayacaklar ama bu Haziran'da seçim düşünülüyorsa o zaman kongrelerini yapıp seçime yetiştirme imkanı olmayabilir. Elbette bizden talep olduğunda gereğini yapabiliriz dedim. Normalde benim söylediklerime troller karşı çıkar. AK Parti'den çok çirkin eleştirdiler, kiralık milletvekili diye. Siz demokrasiyi sakatlarsanız, demokrasiye inanan insanlar elbette çözüm üretir. Benim sayın Kılıçdaroğlu'ndan 'Bize yardım edin' diyebileceğimi kimse düşünmemiş. O arkadaşlarımız birer demokrasi kahramanıdır. Ben onları seçmenleri karşısında zora düşürmemek için 100 bin imzayla aday olmayı tercih ettim.

“Bu arkadaşlarımız partilerini yeni kurdular. Bir diğeri yeni kurulacak. Doğmamış çocuğa don biçmek olur bu rahmetli Demirel'in söylemi ile. Esas olan şu, ben Türkiye'nin bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni taşıyamadığını, taşıyamayacağını bunun sayın Erdoğan'ın seçimine malolacağına inanan bir insanım. Birinci önceliğimiz ittifaklar açısından bakıldığında iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sistemine geçilmeden Cumhurbaşkanlığı'na gidilecekse, bütün şartımız kim seçilirse seçilsin 6 ay içinde Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'nden dönüleceğini söylemesidir. Maalesef Türkiye sultancıl yönetimler, rejimler diye sizin de iyi bildiğiniz kavram var oraya doğru evriliyor. Dünya 1938'lerin yöneticileri gibi yönetici tipiyle karşı karşıya.”

"Sayın Erdoğan'ın çevresinde siyasetçi kalmadı"
“35'de Hitle seçimle geldi ondan sonra sandığa vurdu. Aynısı Rusya'da Stalin'le. Otoriterliğe uygun bir ruh haliyle yöneten insanlar grubu vardı ve 2. Dünya Savaşı'na gittik. Putin, Trump, sayın Erdoğan'dan aklınıza gelen her yerde böyle bir yönetim anlayışı var. Bir şey var, şu soruyu sormak istiyorum, Cumhurbaşkanlığı Seçimi yapıldı, sayın Erdoğan da kaybetti diyelim. Bu sistem içinde sayın Erdoğan yaşamak isteyecek mi? AK Partili yöneticiler...

“Biz güçlendirilmiş parlamenter sisteme dair buna AK Parti de dahil mutabakat yapamazsak. Sağduyu çağrısı yapıyorum.

Erken seçim
“Seçim olacak diye bir yorumda bulunamıyorum. 24 Haziran seçimlerine 15 Temmuz'da 'seçim yapacaklar' diye hep uyardım, çok hızlı kurulduk. O zaman gerekçelerim vardı. Saray kavramsal olarak bir kültür, bürokrasi ve paralel bir evren yaratır. Sayın Erdoğan'ın seçmenle iletişimi hep iyi olmuştur, gerçekçi ve rasyonel olmuştur. Saray işinden sonra sayın Erdoğan'ın seçmenle iletişimi koptu. Doğru verilerin gelip gelmediğinden emin değilim. Etrafında konuşabilir siyasetçi kalmadı. Şimdi profesyonel uzmanlardan hizmet alırsınız. Ama siyasi partilerde profesyonel stratejisttir vs. size çıktılar verir. O çıktıları mutlaka siyasi kadroyla tartışmanız gerekir. Bir süre sonra şuna döner. Profesyonellerin verdiği akıl, fikir, çıktı bir süre sonra çalıştıkları kişinin taleplerine göre şekillenir, onun duymak istediklerine göre şekillenir. Mesela Fatih Altaylı dersiniz genel başkanı. Şöyle bir soru sorar 'Bizden mi değil mi'. Bu dediği gün gitmiş demektir. Sayın Erdoğan'ın etrafında kendisiyle rahat konuşabilecek siyasetçi kalmadı. En vasıfsız siyasetçi bile, tırnak içinde dedim bunu, kendi hedefi ile partisinin hedefini düşünür ve korur. Öyle anlatılıyor ki sarayda olan bir şube müdürü, genel merkeze gidip genel başkan yardımcısını azarlayabiliyor. Buradan siyasi kimliği ile sayın Erdoğan'ın atabileceği adımları öngöremiyorum.

“Sayın Erdoğan 2023'ü zorlar. Ekonomiyi taşıtamaz. Arkadaşlarımız 2023'e götüremez diyorlar. Ben de bu bilgilerin ışığında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye'de uymadı, olmadı, olamadı. Dolayısıyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumda kabul edildiğinde, şaibeli oldu ama neyse Dolar fırladı, işsizlik almış başını gitmiş, olmuyor. AK Parti başta olmak üzere ana muhalefet partisi, bizler dahil adam gibi oturup, birlikte konuşup, toplumun tüm kesimleriyle anlaşıp, iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter demokrasiye geçmektir.

“Sayın Erdoğan'ı iyi tanıyorum. Bu gücü çok istedi. Bırakmamaya gayret edecektir. Normalde seçmen ilişkilerinde çok rasyoneldi. Bu rasyonalitesini kaybetti. Sadece anketlerle bu iş olmaz. Kendi tutardı.

“Evet, o gücü bırakmak istemeyecektir, sonuna kadar direnecektir diye düşünüyorum. Ama bu Türkiye'ye çok şeye maloluyor. Kuvvetler ayrılığı yoksa, yargı bağımsızlığı yoksa eğitimin rezalet olduğu kanaati hepimizde varsa buraya ne yerli ne yabancı yatırımcı gelir yatırım yapmaz. Ben kişisel olarak da 150 yıllık birikimi vardı Türkiye'nin, darbe kesintilerine rağmen, 21. yüzyılın yeni değerlerine uygun, eksiği, gediği giderilmiş daha hızlı işleyen bir parlamenter demokrasi çıkabilir.

Ekonomi
“(Durmuş Yılmaz neden ekonomiyle ilgili umutsuz konuşuyor?) Durmuş Bey, moral bozma tavrı olmayan bir insandır. O yapının içinden gelmiş, muhafazakar değerleri olan bir insan. En üst perdeden söylüyor ki, yapısal tıkanıklık var, reform yapmak zorundayız diye. Sayın Erdoğan ve AK Parti bir tercihte bulundu. Bütün düzenek, odaklaşma alanı inşaat üzerinden yürüdü. Çok hatalı özelleştirmeler yapıldı. Özelleştirme yaparsanız, özelleştirdiğiniz sanayi tesislerinin işletilmesini, istihdam arttırılmasını, daha yüksek teknolojiye evrilmesini şart koşarsınız, o yatırım ülkenizde kalır. Bir bakıyorsunuz arsa haline dönüşmüş. Şeker fabrikaları, SEKA vs. Özelleştirmeden gelen paralar yine betona gömülmüş. Şehir hastaneleri, köprüler, tüneller ama paralı, müşteri garantisi vererek, sayın Erdoğan'ın hasta garantisi verilerek sistem oluşturulmuş. Dünyanın hiçbir yerinde böyle yap işlet devlet yok. Sanayileşmemiz durdu. Endüstri 4.0 kavramlarının tartışıldığı dünyada, bilgi endüstrisi, bilgi teknolojisinin hayata geçtiği dünyada inşaat artı hizmet sektörü üzerinden yürürseniz katma değer ve ürün üretemezsiniz, ihracat konusunda sınıfta kalırsınız. Sürekli borçlanma ile büyüme sağlandı. Cari açığın kapanması mümkün değil. Tarımı üretimin, endüstrinin içine katmadan ne istihdam ne üretim yapabilirsiniz. Eğitiminiz berbat olmuş durumda. Plansız, programsız aklınıza geldiği şekilde üniversite açmışsınız. Şimdi referandum döneminde çok yer gezdim. Doğu Anadolu'da bir ilimize gittim. Rencide olmasın diye söylemiyorum. Harika bir üniversite binası var. Beton süper. Ben önce Yıldız Teknik sonra Kocaeli Üniversitesi'nde inkılap tarihi hocalığı yaptım. Yanımda bir öğrenci vardı, 'oğlum ara elektronik mühendisliğini kaç hoca var?' dedim. İki yard. doç varmış, FETÖ'de gitmişler. Bir asistan genç. Mühendislikte meslek derslerine baba dersleri denir. O baba derslere 1 asistan giriyor. Bir devreyi görerek mezun olamaz o çocuklar. 4 yıl bol bol üniversite açarak gençlerin iş bulma taleplerini önlediler. Üniversite okurken ailenizin bir şeylerden feragat ettiği aileden geliyorum. Benim içinden çıkıp geldiğim ailelerin çocukları aynı heyecanla okutuluyor. Gıdadan, giyimden kesiliyor, para dökülüyor. Sonuç olarak üniversiteye bitiren o çocuk. Beceriye uyumsuzluğu var. Binlerce öğrenci kamu yönetiminden mezun oluyor. Nereye istihdam edeceksiniz? Çok iyi bildiğimiz, lisanla eğitim veren, yurtdışına gitse iş bulabileceğini zannettiğimiz üniversitelerden mezun olan çocukların taleplerini bir görseniz oturup ağlarsınız. Onun için Durmuş Bey en üst perdeden, en sert biçimde söylüyor. Çünkü duymuyorlar.

“(Çare ne o zaman?) Üretim yapılacak. Ekonomik talep var mı Kanal İstanbul'a? Yok. Bu parayı üretime ayıracaksınız. Sık sık Daron Acemoğlu'nun 'Milletler Niye Sınıfta Kalır' kitabından örnekler veririm. Kapsayıcı kurumlar olmalıdır, üretime odaklanılmalıdır ve yüksek teknolojiye odaklanılmalıdır. Siz dışlayıcı kurumlar eliyle ekonomiyi tanzim ederseniz o ekonominin düzelmesi mümkün değildir. Şimdi İstanbul'da bir konuşma yaptı, bizim söylediklerimizin, Durmuş Bey'in, Cihan Bey'in, İsmail Tatlıoğlu'nu söylediği her şeyi Daron hoca söylüyor.

Sinan Aygün  - Mansur Yavaş tartışması
“Mansur Bey, Millet İttifakı'nın belediye başkanı adayıydı ve belediye başkanı oldu. Dolayısıyla bizi ilgilendiren bir konu. Sayın Yavaş'ın seçim beyannamesinde Ankara'nın hakkı olması gereken hiçbir rantı birilerinin cebine koymayacağım diye vaadi var. Ben sayın Yavaş'la konuşmadım. Arkadaşlarımdan aldığı bilgi şu, esasen MHP üyeleri getirmiş bu imar farkının araştırılması lazım diye. Oybirliği ile İYİ Parti, AK Parti, CHP ve MHP üyelerinin ortak imzasıyla araştırma, soruşturma yapılamsına karar vermiş. Sonuç itibarıyla 25 milyon rüşvet istendi dendi. Sayın Aygün 'bunu ben öyle demedim, öyle bir şey yok' dedi. Sonuç itibarıyla Ankara'da eski usül artık geçerli değil. Mansur Bey israf konusunda çok hassas.

“Sözlerinin arkasında duruyor. 70 bin liraya aylık yaptırılan bir işi aylık 7 bin liraya aleni ihaleyle yaptırdı. Sayın Yavaş'ın bu konuda haklı olduğu ortaya çıktı. Bizim kendisine desteğimiz tam.”

"Tank paletle ilgili Ak Partililerin savunmasını görmedim"
“BMC'yi satın alan kişi ayrıca bir fabrika yapmak üzere Sakarya'nın Karasu diye hatırlıyorum sayın Erdoğan'ın temelini attığını fabrika var. Bizim Sakarya milletvekilimiz Ümit Dikbayır bu konuyu çok iyi bilen bir arkadaşımız. Şimdi o fabrikanın yerinde yeller esiyor, bina yok. Biz sayın Erdoğan'ın ağzından yatırıma ihtiyaç var, dolayısıyla biz bunun kullanımını verdik. Ethem Sancak Bey kiraladık diyor. Burada meşhur Altay tankları yapılacakmış. Müşterisi kim Türk ordusu. Garantili alım. Fabrika bizim, işçi bizim, bina, teknoloji bizim, daha ilginci makinalar da bizim. Sayın Erdoğan 50 milyon dolar yatırım diye söyledi. Ben dedim ki, 'Bir emekli maaşımı bağışlayacağım, buyrun ey milletim toplayın' dedim. Altay tankının prototipinin üretilmesi için bir grup iş adamına yerli ve milli işadamına görev verildi. 1 milyon dolar harcandı prototip için. İhale BMC kaldı. Sizin dediğiniz kriterlerin hiçbiri olmadı. 20 milyar dolar Kanal İstanbul'a para buluyorsunuz. Yandaş müteahhidin bir yerini satın alıyorsunuz. Buna karşılık tank palet fabrikasına para bulamıyorsunuz. Bütün mesele bir ihale şartlarına uyulmaması. Önceden şu kadar teşvik verilecek vs. ilan edilmemiş olması, 1 milyar dolar harcanmış bir prototip yapılmış. Bunun karşılığı olarak ekarte etmişsiniz, sonuç itibarıyla kendi fabrikasında 3 bin tank üreteceksiniz, ordunuz satın alacak. 50 milyon dolar veya 500 milyon dolar siz oraya para bulamıyorsunuz, stratejik, kritik fabrikasınız. Orada özel teknolojik bilgiler var. Siz bunun kullanımı 25 yıllığına veriyorsunuz. Hani yollardan geçerken müşteri garantisi var ya, aynı şekilde 3 bin tankı üretecek, parça parça ordu da satın alacak. Sizin kanalınızdaki programı baştan sona izledim. O programa AK Partili siyasetçilerin katılması lazımdı. Tank paletle ilgili olarak AK Partili yöneticilerin de şiddetli bir savunmasını görmedim.

“(Palet teknoloji Güney Kore'den alındı. Yeni bir ihale yapıldı. O da bütün gruplar girdi BMC'de kaldı) Sonradan ilan edildi ki pekçok teşvik varmış. Ama ilan edilmediği için 1 milyar dolar tankın içinde yer alan şirketler daha yüksek fiyat verdiler. Sonra anlaşıldı ki, işçiye teşvik var, maaşa teşvik, sigortaya teşvik var.

“İhalenin tarafsız yapılması, hak yenmemesi, fırsat eşitliği, birilerinin kayrılmaması... Bunların hiçbirine tank palette de uyulmadı. Ama en önemli özelliği o tank paletin milletin parasıyla kurulmuş olması. Stratejik bir alan, niye biz onu 1,5 milyar TL'ye arsa alıyorsunuz da, buraya bulamıyorsunuz. Simit sarayına para buluyorsunuz da buraya bulamıyorsunuz. Tamamen nepotizm, tamamen kayırmacılık.

Suriyeliler
“Bu kadar derin plan, program, strateji ile işe baktığına düşünmüyorum. Demin söylediğim sultancıl rejime evrilmesinden dolayı. Sayın Erdoğan kendisini bu ülkenin babası sayıyor, bizler de onun kardeşleri, evlatlıyız. Duygunun işe karıştığı yerde gerçeklik uçar gider. Biz bir çalıştay yaptık. Sonuç bildirgesini bizzat ben okudum. 4 milyon diye kabul edersek, demografisi şusu, busu, ama bir konu daha var bu insanların memleketlerine dönmeleri gerekiyor. Ekonomisi bu kadar kötü olan ülkede 40 milyar dolar buraya harcamışsınız. Sonuç itibarıyla bu parayla neler yapılabilirdi. Sonuçta onlar mutsuz, biz mutsuz. Esad ne durumda belli değil. Sonuç itibarıyla Suriye meselesinde çırak çıkmış Türkiye. Sayın Erdoğan'ın duygusal biçimde Ortadoğu'nun abisi, lideri olma gibi bir durumu var. Bizi yöneten arkadaşlarımızın da çıkıp geldiği yer Kahire öğretisidir. Ümmetin başı olmak vesaire. Bir kere buraya duygusal bakılıyor. Onun için Libya'yla ilgili şahsi çekincelerim var ama arkadaşlarımla konuşup, tutum alacağız dedim. Suriyeli kişilerin behemahal Esad'la görüşüp geldikleri yere dönmeleri gerekiyor.

“Uluslararası sistem var, Türkiye parçası. Esad'la konuşup, geldikleri yere dönmeleri sağlanması lazım. 110 bin kişiye vatandaşlık vermişsiniz. Bu insanların entegrasyonu için tek adım atmamışsınız. Türkiye bir göç hendeği oldu. Sayın Erdoğan şu veya bu insiyakla kapıları açtı ve başına kaldı. Avrupa'yı zaman zaman sınırları açarız dedi ama bu bir işe yaramadı.

“(Esad almıyorum derse...)Diyemez, gerçekçi bir insan. Ülkesinin parçalanmasını ister mi? Suriye'de üç ayrı bölge oluşmuş durumda. 40-50 milyar dolar uçup gidiyor. Bugün asgari ücreti açıkladınız. Bir jest yapacağım dedi ya değerli babamız, sayın Erdoğan, Suriyelilere harcanak para var, Kanal İstanbul'a para var, yazıktır bu asgari ücretle çalışanlara.

Kanal İstanbul’a itiraz

“Yarın Beşiktaş'ta İl Çevre Müdürlüğü'ne gidip, İstanbul İl Teşkilatı, sayın Buğra Kavuncuoğlu başkanlığında gidecekler. Kanal İstanbul karşıtı dilekçe vereceğiz.

İdlib
“Mümkün değil o kapının açılmaması lazım. Suriye'de ne umduk, ne kazandık, ne kaybettik. Biz Cumhuriyetin, Osmanlı'dan gelen kazan kazan, çıkar maksimizasyonu üzerinde duran, kriz çözen, asla bir ülkenin içişlerine karışmayan geleneksel gerçekçi dış politikayı bıraktık, Kahire öğretisi üzerinden yürüdük, ümmetin başı olmak istedik. Sonuçta Suriye parçalandı. Rusya ile komşu olduk. İdlib'den gelen haberler içinden bir şey daha var, gözlem noktalarımızın muhasara altında olduğuna dair. Şimdi 100-150 bin civarında bir şekilde İŞİD veya DAEŞ'e bulaşmış insanlardan bulaşmış bir göç harekatına bu kapıların kesinlike açılmaması gerekiyor. Orayı dağıtanlar toplayacak. Çok hızlı bir şekilde Esad'la görüşülmesi lazım. Bütün bunları kapınızın ağzından içeri alamazsınız.

“(Gelecekler…) Almayacağız, orada yardım edilebilir. Bakın o insanlar öldürülsün vs. demiyorum. Avrupalı kendi adamından kaçacak, Rusya kaçacak. Olduk bir hendek.

“(Davutoğlu'nun Meclis'e girmesini sağlamak doğru mu sizce?) Biz milliyetçi, demokrat, kalkınmacı partiyiz. Cumhuriyet değerleri, Atatürk'e saygı önemli. Belli konularda bizim de sabitelerimiz var. Bizim de ilk terbiye aldığımız yerler var. Son tahlilde o sabiteler önemli. Sayın Davutoğlu ya da sayın Babacan'la ilgili ani seçim olduğunda bu arkadaşlarımıza seçime sokulmamak gibi bir tavır aldığınızda ne yaparsınız? dediler, ben de arkadaşlarımla konuşmak kaydıyla üzerimize düşeni yaparız dedim. Dışişleri, Başbakan, Dışişleri'nden sorumlu danışman olduğu dönemde sayın Davutoğlu bu projeleri hayata geçirmek istedi. Ama patron kimdi? Sayın Erdoğan'dan habersiz kuş uçar mı?

“(Diyorsunuz ki Davutoğlu sorumlu olduğu kadar Erdoğan da sorumludur.) Tabii tabii birlikte iş görüldü. Ben İçişleri Bakanlığı yaptım. Gezide bir milletvekili dedi ki, 'Siz bakanken beni tutuklattınız, öğrenciydim' dedi. Şaşırdım. Bir Çin gezisinde dedi bana bunu. Çok meşhur siyasetçi. 1983 tarihindeymiş. O tarihte ben üniversitede asistandım. Dolayısıyla 90'lar denildiğinde belli konularda irite olunmuş alanlar vardır. Tekrar söylüyorum, 95 seçimlerinde milletvekili seçildim, 97 Haziran sonuna kadar İçişleri Bakanlığı yaptım. Sonuç itibarıyla ben elimi yıkayıp çıkamam. Doğru Yol Partisi'nde eğri doğru ne varsa hepimiz sorumluyuz demektir, ondan kaçamayız.

Emeklilikte yaşa takılanlar
“EYT'lerle ilgili farklı bilgiler var. Farklı farklı EYT'liler var. Emekli olmuşlar, maaş almıyorlar, yaşlarından dolayı işe giremiyorlar. Perişan bir durum var. Her şeye para bulunuyor. Saray mutfağına harcıyorsunuz, uçaklardan bahsediliyor. İş bulsalar anlayacağız, iş yok, güç yok. Sigorta primlerini ödemişler. Sonuç itibarıyla bu insanlar açlığa mahkum edilmiş durumda. Buraya bir sonuç üretmek lazım. MHP'nin seçim beyannamesinde EYT vardı. Sonra 24 Haziran seçimlerinde biz aldık devam ettirdik. Ani seçim sözkonusu olacaksa... Sayın Erdoğan şu anda siyasi kimliğini göremiyor. Onlar çözemezse de biz çözeceğiz. Eski İçişleri Bakanı olduğum için emniyet mensuplarının durumlarından, sözleşmeli askeri personelden bilgi alıyorum. 3600 Ek Gösterge meselesini ilk söyleyenim. Sayın Erdoğan el attı sonunda el fatiha oldu. Vatandaşın fakirliğinin, açlığının önüne geçmek lazım. İnanamazsınız sahayı.

Selahattin Demirtaş'un tutukluluğu
“Ben dedim ki, ya Cumhurbaşkanı adayı yapmayacaksınız, ya da benzer şartlarda yarışmasını sağlayacaksınız. O kadar çirkin kullanıldı ki. İnsanların haksızlık karşısında ağzını açabileceği ortamı ortadan kaldırdılar. Ben PKK'lı oldum, anlatılamaz bir durum. 90'ların her türlü işinin sorumlusu ilan edildim. Böyle bir sahtekarlık var Türkiye'de.

“(Hem PKK ile mücadelenin sorumlusu ilan edildiniz hem de PKK'lı ilan edildiniz) Ben Denizli'de 'merhaba teröristler' dedim. Çünkü domatesten, patates satıcısına 'terörist' demişti Erdoğan. Erdoğan 'o hanım milletvekili değil, kaçacak yolu yok hapse attıracağım' dedi. Ben çantamı aldım, 'buyur' dedim. Sonra ne oldu? 4 yıl önce tek tek kişilik bir soruşturma. 4 yıl boyunca tek kişi için yaptığınız soruşturmada o ilgili kişinin dilekçesi alınmaz mı? Her gün dilekçe veriyorum. Ne HTS kayıtlarına bakıldı. Sayın Erdoğan 'Bunu hapse attıracağım' dedikten sonra 4 yıl beni ifadeye çağırmamışlar, adım atılmamış. Sonuç itibarıyla yargı reformu yapıldı. Yargı reformunun içinde iddianamelerle ilgili bir süre olmalıydı. 4 senedir iddianamesi olmayan... FETÖ'cülük konusunu söyleyen arkadaşlarımız troldür. FETÖ'cüleri bu iktidarın içinden arasınlar. Ben bazen ironi yapmak için canım sıkıldıkça arkadaşlarıma FETÖ meselesiyle ilgili araştırma önergesi verdiriyorum. Siyasi ayağı, parasal kaynaklar için verildi. Her seferinde büyük ve küçük ortak tarafından reddediliyor. Meclis'te FETÖ komisyonu kuruldu. Beni tanık olarak çağırmaya kalkmışlar. Bir milletvekili 'sakın onu çağırmayın' diyor. Çağırma metni kargoya verilmiş, kargodan alınmış. Çağırılırsam harika olacak. Aynaya baksınlar görsünler.

SIRADAKİ HABER