Mithat Sancar: Kobane davası, darbe planının en önemli kavşağı

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar Kobane davasının siyasi intikam davası olduğunu söyledi, yargılanan kişilerin tarihi savunmalar yapacağını belirtti.

© TWITTER
Mithat Sancar: Kobane davası, darbe planının en önemli kavşağı

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Kobane iddianamesindeki çelişkileri anlattı. Sancar, "Demokrasiyi sıfırlamak isteyen tekçi iktidar düzenini, topluma nefes aldırmaya çalışan, gerçek adaleti, adil bir barışı bu ülkede kurmak isteyen tüm demokrasi güçlerini ve toplumsal muhalefeti hedef alan bir davayla karşı karşıyayız" dedi. 

Mithat Sancar'ın mesajları özetle şöyle: 

KUMPAS DAVASI: Herkesin şunu net olarak bilmesini istiyoruz. Bu siyasi bir intikam davası... Bu yıllardır süren darbe planının belki de en önemli kavşağıdır. Bir kumpas davasıyla karşı karşıyayız. Kürt halkının siyasette özne olmasını ortadan kaldırma çabasıdır. Hukuk, hakikat, belge, bilgi yok bu davada. Kapatma davası gibi temelsizdir ve çökmeye mahkumdur. 

ZAMAN HARCAMAYIN: AYM'nin açtığı bu kapıdan hukukun ışığının bir nebze girmesine imkan tanımaktır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı boşuna zaman harcamamalıdır. Demokratik siyaset imkanlarını yok etmenin parçası olmamalıdır. Bu dava gündemden düşsün, yeni bir adım da ortaya atılsın. 

DAVAYI BAŞLATAN SÖZLER: Kobani davasının başlangıcı 7 Haziran seçimlerinden sonraya denk geliyor. Sandıkta ağır yenilgi alan AKP, Genel Başkanı'nın ağzından bu partinin yöneticileri bunun bedelini ödeyecektir diyor. Davayı başlatan bu sözlerdir. Mesele açıkça anlaşılıyor. Kaybetmenin acısını siyaseten HDP'ye ve halka ödettirmek istiyorlar. Dokunulmazlıkların 2016 Mayıs'ından kaldırılmasından sonra HDP'ye yönelik 4 Kasım darbesi bu sürecin diğer bir aşamasıydı. Demokratik siyaseti çökertme ve demokrasi umutlarını bütünüyle tasviye etme planının önemli bir halkasıyla karşı karşıyayız. Demokrasiyi sıfırlamak isteyen tekçi iktidar düzenini, topluma nefes aldırmaya çalışan, gerçek adaleti, adil bir barışı bu ülkede kurmak isteyen tüm demokrasi güçlerini ve toplumsal muhalefeti hedef alan bir davayla karşı karşıyayız. Bu kumpas davası hukuk zemininden tamamen çıkmış, ülkeyi tekçi iktidarın hedef ve amaçlarına göre dizayn etme çabasının aracı haline gelmiştir. 

TARİHİ SAVUNMALAR: Başaramayacaklar. HDP'nin karşısına siyasetle çıkamıyorlar. Yargıyla, baskıyla, polisle sindirmeye çalışıyorlar. Ama yürüyüşümüz devam edecektir kararlı bir şekilde.  Yargılanan değerli dostlarımız elbette mahkeme salonunda tarihi savunmalar yapacaklar. Bu iddiaları bir bir çürütecekler, yalanları ortaya serecekler. Duruşmalar hukuksuzluğun, kumpasların yargılandığı adalet hesaplaşmasına dönüşecek. Bu dava yalan üzerine kurulmuştur. Arkadaşlarımız bunları mahkeme salonunda ortaya koyacaklar ama ben birkaç yalanı paylaşmak istiyorum. 

YALANLAR: Ne demişlerdi? 'HDP 7 Haziran'dan sonra halkı sokağa döktü.' Cumhurbaşkanı söyledi bunu. Yalan! 6-8 Ekim protestolar, 7 Haziran'dan 8 ay önce gerçekleşti. 

'6-8 Ekim protestoları HDP'nin attığı tweetle başladı'. Külliyen yalan. Gerçek ne? Protestolar, IŞİD'in Kobane'ye yönelik saldırılarıyla birlikte Eylül başlarında ortaya çıktı. Ölümler, Erdoğan'ın 7 Ekim'de söylediği 'Kobane düştü düşecek' sözünden sonra polisin protestocuları otomatik tüfeklerle taramasıyla başladı. O güne kadar barışçıl süren protestolara kan bulaştı, karanlık bir ortam ortaya çıktı. 

 Bir yalan daha: Demirtaş, şiddeti artırmaya yönelik tweet attı. Kuyruklu yalan! Demirtaş'ın protestolar sırasında attığı tweet, sokakta karşı karşıya getirme senaryolarına karşı herkes bilinçle hareket etmeli, sokaktan çekilmeli şeklindeydi.

'HDP'nin tweeti halkı şiddete teşvik etti.' bir başka yalan. HDP'nin tweeti barışçıl bir protestoya çağrıydı. Dünyada milyonlar, HDP'nin tweetinden önce IŞİD barbarlığından önce protestoya başlamıştı. BM başta olmak üzere uluslararası kurumlar acil çağrılarda bulunuyorlardı.

'HDP yöneticileri olayları kışkırttı' bir başka yalan. Çözüm süreci devam ediyordu o dönem. Olayların durdurulması için heyetimizden Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken arkadaşlar İçişleri Bakanıyla sürekli diyalog içindeydi. Hatta Demirtaş ile dönemin Başbakanı Davutoğlu da telefon görüşmeleriyle durumu birlikte izliyorlardı. 

ORTAYA SERİLECEK: Dönemin İçişleri Bakanının kullandığı bir söz var. Diyor ki 'Bizim kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var'. Bu da bir başka yalan... Yalanlar devam ediyor. Çok sayıda yalan var. Hepsi hem bizim çalışmalarımızla hem bu davada sanık sandalyesine adaletsizce oturtulan arkadaşlarımızın savunmalarında ortaya serilecek.  Bizler bu olayların aydınlatılması için çaba harcıyoruz. Genel Kurul'da, Meclis'te önergeler veriliyoruz ama hepsi iktidar oylarıyla reddediliyor. 

ELİMİZE BİR BELGE GEÇTİ: Yalanlar ve kumpaslar bitmiyor. Bugün elimize bir belge geçti. Bu belge, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün bilgi notu. Basına da vereceğiz. Bizim gizli saklı faaliyetle elde ettiğimiz bir belge değil. Savcı'nın dosyada unuttuğu bir belge. Savcı, bu dosyada bu belgeyi unutmuş, avukat arkadaşlar klasörden bulup çıkarmış.  Bu belge emniyetin savcıya nasıl talimat verdiğini gösteriyor. 26 Ekim 2018 günü. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanıp savcıya verilmiş bir belge. Belgeden bir bölümü okursam daha iyi anlaşılacak:

'27. Dönem Milletvekili seçilen Ayhan Bilgen, Garo Paylan, Hüda Kaya, Meral Danış Beştaş, Saruhan Uluç, Serpil Kemalbay, Sezai Temelli hakkında dosya kapsamında seçimden önce soruşturmalarına başlanacak olması, şüphelilerin şüpheli sıfatını tespit edecek şekilde soruşturma işleminin yapılmış olması nedeniyle, Anayasa'nın 14. maddesi gereğince, adı geçen 7 şüpheli hakkında Anayasa'nın 83. maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığına ilişkin güvencenin geçerli olmayacağı soruşturma kapsamında değerlendirilmiştir.' 

Diyor ki, bunların dokunulmazlığını tanımayın, bu 7 şüpheli hakkında soruşturma aşamasında gözaltı, tuutklama ve sorguya çekme işlemlerini yapın, hukuki bir engel yoktur diyor. Dönemin MYK üyelerine yapılan gözaltı operasyonu kapsamında, sayılan milletvekililerimizin dokunulmazlıkları kaldırılmadan, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin kendi haklarında da yapılmasını istiyor Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü... 

SAVCIYA TALİMATLAR BİTMİYOR: Terörle mücadelenin savcıya talimatları bitmiyor. Bu davayı kullanarak HDP'yi kapatmak mümkündür diyor. Kapatma davasının hazırlığını, terörle mücadele şubesi, savcıya talimatla başlatmak istiyor. 2018 26 Ekim... 

'...Bu nedenle HDP'nin 6-8 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde bulunduğunu kabul edileceği, Anayasa'nın 69. maddesinde ise bu hususun kapatma nedeni olarak gösterildiği hukuki olarak değerlendirilmiş... Yukarıda isimleri geçen şüpheliler hakkında TCK 302 uyarınca, terör nedeniyle cinayet, cinayete teşebbüs, mala zarar verme, yağma suçlarından iddianame düzenlenmesi halinde, anayasal mevzuatımıza göre parti kapatma sonucunun ortaya çıkacağı hukuken değerlendiriliyor...'

Bunun terörle mücadele şube müdürlüğü yapıyor. Kobani iddianamesi de kapatma davası iddianamesi de adil ve yetkin savcılar tarafından hazırlanmamıştır. Bunlar karanlık dehlizlerde, kumpas oyunlarıyla hazırlanmış savcılara tevdi edilmiştir. 

İNSAN BİRAZ HİCAB DUYAR: Hangi meseleye el atarsak dökülüyor. Öyle ucube bir yönetim sistemi oluşturuldu ki her alanda çöküş yaşanıyor, bedelini de milyonlara ödetmek istiyorlar. Mesela pandemi... Uruguay'dan sonra nüfusa göre vaka sayısında ikinci sırada olduğu gerçeği ortada. Her gün hayatın yeniden tahrip edilmesi demektir bu. Hastalık, ölüm demektir. Dünyanın en kötü ülkeleri arasında yer alıyor. Güya tedbirler alıyorlar. O da güvencesiz, insanları açlığa mahkum ederek... Ama sonuç ortada. Hem açlık hem de hayat hakkının gaspı bu ülkenin gerçeği haline getirilmek isteniyor.  Ne diyor Sağlık Bakanı? '84 milyon bu durumdan sorumludur.' İnsan biraz hicab duyar. Bunun başlıca sorumlusu her yetkiyi elinde toplama hırsında olan Cumhurbaşkanı ve onun iktidarıdır. Başka da sorumlu yoktur. 

KARANLIK TABLO: Aşılamada da aynı karanlık tabloyla karşı karşıyayız. Bugüne kadar 8 milyon kişi iki doz aşıyı da yaptırdı. Bu hızla giderse 2022 sonuna kadar aşılamanın tamamlanamayacağını meslek örgütleri söylüyor. Bizim önerimiz açık: Pandemiyle mücadele için halk sağlığını esas almak lazım, rant düzenini değil.  Siz halkın sağlığı yerine yandaşın semirmesini, emekçinin sömürmesini esas alırsanız bunun cevabını milyonlardan alacaksınız. HDP bunun da takipçisidir, halk sağlığının savunucudur.

BU KANUN TEKLİFİNE EVET DEYİN: Geçen hafta halka pandemi desteği sunulması için kanun teklifi verdik. Nisan, Mayıs, Haziran'da işsizlere doğrudan 3 bin lira gelir desteği sağlayalım, emeklilerin en düşük maaşını 3 bin lira yapalım, Kısa Çalışma Ödeneği süresini yıl sonuna uzatalım dedik. Çiftçilerin 50 bin liraya kadar olan borçlarını silelim dedik. Esnafa salgın sürecinde 5 bin lira gelir desteği sağlayalım dedik. Bir yılda Kod29 gerekçesiyle işine son verilen yüz binlerce insanı işlerini geri döndürelim dedik. Pandemide iş ve aş güvencesi sağlamak amacımız. Bunu sunduk ama hiç ses yok. Burada çağrı yapıyoruz. Parlamento bu tahakküm ve vesayet zincirini bir kez kırın. Deneyin, vicdanlarınızda serinleme hissedeceksiniz. Bir kez gelin, bu kanun teklifine evet deyin. (HABER MERKEZİ)

SIRADAKİ HABER