Türkiye bir devrime gebe hale geliyor

Devrim çok köklü toplumsal değişimleri içeren ve önümüzdeki yüzlerce yılı belirleyen sosyal, ekonomik ve siyasi gelişmeleri, ilerlemeleri ifade ediyor. Devrimler genellikle ekonomik ve sosyal ihtiyaçlardan doğarlar. Tabi devrimlerin amacı sadece basit ekonomik sorunların çözümü değildir. Bu bakış açısı dar bakış açısıdır ve devrimin neyi amaçladığını tam olarak anlamamak olur. Topluma yeni bir hayat vermeyen, toplumu her bakımdan büyük bir değişime uğratmayan, toplumu yenilemeyen ve mevcut sistemi aşmayan bir değişime devrim değil reform denir. Türkiye'de günümüze kadar değil bir devrim, basit bir reform bile olmadı ve çok bile görüldü. 1900'lü yıllar ulusal ve sınıfsal mücadelelerin verildiği ve etkileri günümüze kadar devam eden mücadelelerdi ve birçok devrime yol açtı, birçok yeniliği bereberinde getirdi. Ancak toplumun ve insanlığın ihtiyaç duyduğu köklü değişime yol açmadı, sadece reform denecek değişimlerdi ve bazılarıda kendi zıttına döndü. Reformlarda geriye dönüş olabilir ama halklaşmış ve kökleşmiş devrimlerde geriye dönüş olmaz.

© TWITTER
Türkiye bir devrime gebe hale geliyor

Türkiye'de de gençlik, dünyadaki gelişmelerden ve mücadelelerden etkilenerek direnmiştir, mücadeleler
yürütmüştür. Tabi bu mücadele ve direniş dünyadaki devrimlerden ve mücadelelerden sadece etkilenerek yürütülmemiştir, daha çok ta toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklı olarak direnilmiştir. Türkiye bir devrime gebedir sözü aslında son 50-60 yıldır bir slogan haline getirildi, söylendi, halada söyleniyor. Devrimlerde ne
acele edilir nede geç kalınır. Devrimlerde zaman ve kazandırıcı pratik çok önemlidir. Aradan 50 yıl geçmesine rağmen, Türkiye'de bir devrim olmadı ve Türkiye bir devrime gebedir sözü sadece dillerde kaldı, yaşamşallaşmadı. Acaba bu bir rüya ve hayal olduğu için mi gerçekleşmedi? Dünyada birçok ülkede devrimler olunca, Türkiye'de de devrimci gençlik başta olmak üzere devrimci demokratik kesimler, Türkiye'de de bir devrimin kısa sürede olabileceğini düşündüler. Bu mücadelede çok bedel verildi, çok hayat feda edildi.
***
Hala mücadele bir şekilde devam etmektedir. Geniş toplumsal kesimlerin katılım göstermediği bir devrimci mücadele sadece dar alanla sınırlı kalır. Devrim geniş kesimlerin yoğun katılımıyla olur, küçük bir grubun
dar bir alanda sınırlı imkan ve çevreyle yapabileceği birşey değildir. Toplumsal kesimler, köylüsüyle, işçisiyle,
öğrencisiyle, emekçisiyle devrimci bir gücün birleşmesi ve direnişe geçmesi ancak bir değişimi gerçekleştirir. Dikkat edilirse, Türkiye'de çiftçiler, köylüler, işçiler, esnaflar ve bir çok toplumsal kesim, durumlarından memnun olmadıklarını artık dillendirmeye başladılar. Toplumun ekonomik sorunlarına ve içinde bulunduğu kötü koşullara birazda kaderimizdir diye, sisteme boyun eğiyorlardı. Ancak şimdiki durum çok farklıdır ve daha çok farklı olacak bir noktaya doğru gidiyor. Toplum, mevcut sorunların mevcut rejimden, ekonomi-politik sistemden kaynaklandığını geçte olsa anlamaya başladılar. Daha geçenlerde bile, din tüccarları, fakirlik kaderdir diye zırvalıyorlardı. Fakirliğin kader olduğunu insanlara inandıracaksınki, insanlar kapitalizme karşı direnmesinlerde, zenginlerin düzeni bozulmasın.
***
Fakirler, işçiler, köylüler, yoksul halk direnecekki devrim olsun. Halk mevcut sistemden memnun olmadığını pratikte gösterecekki, Türkiye bir devrime gebe olsun. Sistemden sadece söylemde memnun olmadığını söylemek işe yaramaz. Memnun olmamayı kesinlikle pratikte ortaya koymak gerekiyor. Ağlamayan bebeğe meme vermezler. Bundan 50 yıl önce sloganlaştırılan, Türkiye bir devrime gebedir sözü işte şimdiki süreçte artık bir gerçeklik haline geliyor. Tabi öyle kısa vadede bir değişim beklememek gerek ama Türkiye artık bir devrim hemde uzun bir devrim yoluna girmiş bulunuyor. Toplumsal kesimler, sistemin yapısından kaynaklı sorunların çözümünü sistem içi bir formülle çözmek isterse, bu yine çözümsüzlük olur. Sistem içi çözüm çözümsüzlüktür. Çünkü sorunların ürediği bir sistemden çözüm beklemek hiçte gerçekçi olmaz.
***
Bundan 5-6 yıl öncesine kadar, toplumun önemli bir kesimi sadece bir seçimle ve hükümet değişimiyle sorunların çözüleceğini düşünüyordu. Ama şimdi, toplum, sadece hükümetin değişimiyle, sorunların çözülemeyeceğini, ancak köklü bir değişimle çözümün mümkün olabileceğini anlamış bulunuyor. Türkiye'de bir hükümet sorunu olmadığını, bir sistem sorunu olduğunu toplum artık anlamaya başlamıştır. Burada yapılması gerekenleri, sistemden memnuniyetsizlikleri alanlara çıkarak, meydanlarda haykırarak, sistemi titreterek değişime uğratmak olmalıdır. Sandığın ve seçimlerin işe yaramadığı onlarca yıldır ortadadır. Tek yol köklü bir devrim. Türkiye'nin bütün sorunlarını ancak köklü bir devrim çözer. Kapitalist hükümetler ve kapitalist partiler, sorunların ürediği mikroplu yerlerdir. Buralarda çözüm değil, çözümsüzlük ve sorunların daha da ağırlaşması çıkar. Ancak bir devrimle Türkiye bütün sorunlarını çözer, düze çıkar, halk yoksulluktan kurtulur, özgürleşir...
Kemal Söbe

SIRADAKİ HABER