“HDP’lileri davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de” demişti; Grup Başkanvekili Beştaş: Veyis Ateş o sözleri parayla söylüyordu

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

© TWITTER
“HDP’lileri davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de” demişti; Grup Başkanvekili Beştaş: Veyis Ateş o sözleri parayla söylüyordu

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, daha önce HDP’lileri kanaldaki programlara “Davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de” diyen ve partisinin grup toplantısın haberde yer vermeyen firari  iş insanı Sezgin Baran Korkmaz'dan  10 milyon Euro istediği belirtilen HaberTürk TV sunucusu Veyis Ateş ile ilgili “Hani o TV’de 'terörle arasına mesafe koymayanları biz ilke olarak yayınlarımızda yer vermeyiz' diyen var ya- işte parayla o sözleri söylüyorlardı. HDP’ye saldırarak, iktidar ve mafyaya yaranan tiplerdi. Onlar gazeteci olamazlar" dedi.

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker'in Demirören Holding'in Doğan Medya'yı satın alırken Ziraat Bankası'ndan aldığı krediyi ödemediği iddiası ilgili de "Ziraat Bankası çiftçiye para vermek yerine, Demirören’e yalan atsın diye 750 milyon dolar veriyor" açıklamasında bulundu.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: 

Elimizden geleni yaptık ne demek?
 Bildiğiniz üzere HDP hakkında ikinci defa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesi’nin iade kararından sonra tekrar bir iddianame hazırlayarak Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Ve kamuoyunda çok tartışıldı. Başsavcı “Elimizden geleni yaptık” dedi. Bu ne demek? Bu aslında çok tartışılacak bir mesele. Şunu söylüyor mealen; “Biz ne yapalım, bize kapatma davası açın dediler, siyaset sürekli bu konu üzerinden bize baskı yapıyor, Yargıtay'a baskı yapıyor. Elimizde yeterince delil, bilgi ve veri de yok ama biz yine de elimizdekileri derledik toparladık olmayanları da yarattık ve bu kapanma davasını açtık. Yani halk diliyle ‘Benim adım Hıdır, elimden gelen budur’ dedi. Bu kez farklı bir şey yaptılar ve ilginç bir şekilde yandaş medyaya da iddianameyi servis etmediler ve Anayasa Mahkemesi'ne de “İddianameyi HDP’ye vermeyin diyerek” bir talimat verdiler. Bu nedenle ikinci iddianame ile ilgili bizim elimizde herhangi bir bilgi ve veri olmadığını peşinen söyleyeyim. Ama tabi ki bu iddianamenin bir iddianame olmadığını ve olamayacağını söylemek için okumaya da gerek yok. Çünkü biz parti olarak neler yaptığımızı gayet iyi biliyoruz. Demokratik siyasete yönelik tutumlarımızı, kararlarımızı ve fiillerimizi gayet iyi biliyoruz. 21 Haziran’da AYM Genel Kurulu raportörün raporu üzerine ilk kararını açıklayacak. Dün Eş Genel Başkanımız da söylemişti; Raportörden tek beklentimiz hukuka uygun, Anayasa'ya uygun bir rapor düzenlemesidir. Biz onlar gibi yargıya baskı ve çağrı yapıp namus kavramlarıyla, tehditlerle ve şantajlarla bir çağrı yapacak durumda değiliz. Biz kendimize güveniyoruz, tek isteğimiz hukukun gereğinin yerine getirilmesidir.

"7 Haziran'ın intikamı"
 Peki Cumhurbaşkanı ne dedi? Her şeyden önce bu bir 7 Haziran davasıdır. Çünkü hemen akabinde, bir gün sonra Cumhurbaşkanı ne dedi? “7 Haziran karanlık bir senaryodur, bunu unutamayız dedi”. Aslında 7 Haziran’da davayı açtırmakla ve iddianamenin 7 Haziran’da AYM’ye  gönderilmesiyle 7 Haziran’nın intikamının alındığını ve bu tarihin bir tesadüf olmadığını en üst düzeyde ilan etmiş oldular. Bu bir sır değil zaten. AKP’nin tarihlerle ciddi bir işi var ve tarihlere çok özen gösteriyor. Demirtaş ile ilgili davayı 6-8 Ekim’e veriyor, Kaftancıoğlu ile ilgili davayı Gezi Direnişi’nin olduğu tarihlere veriyor ya da benzer tarihlere dair kendilerince özel bir ajandaları var. Bu dava tabi ki siyasi bir dava. Her türlü tartışmadan ari siyasi bir davadır. Aylardır küçük ortak çağrı yapıyor, büyük ortakla birlikte gereğini düşünüyorlar, tartışıyorlar, karar veriyorlar ve yaptırıyorlar. 7 Haziran’ı ‘karanlık senaryo’ olarak ilan edenlere bir cevabımız var. Asıl karanlık dönem 8 Haziran ile 1 Kasım arasıdır. O karanlık hala aydınlatılmadı. Ne olmuştu? Suruç’ta bir katliam, 10 Ekim’de Ankara’nın göbeğinde bir katliam yaşanmıştı. HDP’yi parlamentoya sokmamak için karanlık senaryo o zaman devreye girmişti. Karanlık dönem o zaman yaşandı.

"Kumpas davalarına sığınmayın"
Biz tabii ki işimize bakacağız. Biz toplumsal ittifaklarımızı daha da büyüterek yolumuza devam edeceğiz. Barış, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelemizi bir an bile sendelemeden yürüteceğiz. Cesaretleri varsa bu karanlık senaryo peşinden koşanların, HDP’yi kapatma tehdidiyle bizi yolumuzdan döndüreceklerini sananlara açık çağrı yapıyoruz; Kobanî Kumpas davalarının ve benzeri davaların arkasına sığınmayın. Hodri meydan, siz de siyaset yapıyorsunuz, biz de siyaset yapıyoruz, siz de siyasi partisiniz, biz de siyasi partiyiz. Çıkın alanlarda düşüncelerimizle, fiillerimizle ve aldığımız halk desteğiyle bu rekabeti yürütelim. Siyaset bir rekabet aracıdır aynı zamanda. Partiler birbiriyle rekabet eder, daha fazla destek almak için halka düşüncelerini anlatır. Siyaset bir intikam aracı değildir. Yenilenin kendisini yenen partiyi, yargıyı kullanarak kapatma tehdidinde bulunması hiç değildir. Biz HDP’nin kesinlikle bir fikriyat olarak, bir düşünce olarak, bir mücadele olarak ve tabii ki milyonlarca insanın iradesi olarak kapatılamayacağını bir kez daha söylüyoruz.

"Mafyatik düzeni sürdürme çabası"
 Başka bir mesele var tabii ki; Bu düzenin adı ne? Kapatma davaları, Peker’in ifşaatları, HDP’nin kapatılması davası, var olan antidemokratik uygulamalar ve Türkiye’nin içinde bulunduğu girdabın adı ne?  Bu iktidar bloğunun bekası meselesidir. Şu anda yürüttükleri siyasetin tek amacı bu mafyatik düzeni sürdürme çabasıdır. Mafyatik düzene ilişkin oluşan suç başlıklarını sizinle paylaşacağız. Ama ondan önce şöyle bir mesele de var; Bu mafyatik düzeni ayakta tutmak için yapmadıkları şey kalmadı. Ne yapıyorlar? Bütün Türkiye cezaevlerinde işkence var, ölüm var, zulüm var, hak ihlalleri var ve tecrit var. Cezaevlerinden her gün yüzlerce mektup alıyoruz. Dışarıdakileri içeriye atmak için, içeridekileri de ceza ile susturmak için, insanlık dışı koşullarda yaşatmak için var olan düzen devam ettirilmeye çalışılıyor.

"Beka demek çoklu maaş demek"
Beka dediğimiz mesele nedir? Gerçekten inananlar var. Çünkü Türkiye yurttaşlarına verilen bilgi bu. Sabahtan akşama kadar televizyonlarda aynı nakaratı dinliyorlar. Ülkemiz bölünüyor, vatan bölünüyor diyorlar. Böyle bir şey yok. Kimsenin bu ülkeyi bölme gibi bir derdi yok. Bu ülkede Kürt yurttaşlar eşit ve özgür koşullarda yaşamak ve kendi dilini kullanmak istiyor. Herkes gibi onlar da bu ülkenin yurttaşlarıdır. Ama tabii ki onların bekası bu yalan siyasetini ve savaş politikasını devam ettirmeyi gerektiriyor. İktidarın bekası demek 750 milyon dolar demek. Bunların Ziraat Bankası’nın Demirören’e verdiği krediyi biliyoruz. Beka demek 128 milyar dolar demek, 10 milyon eurolar demek, 10 bin dolarlık rüşvetler ve tatiller demek, beka demek kara para aklanması demek, beka demek kamuda çoklu maaş sistemi demek. Onların beka dediğinin kesinlikle bu ülkenin yurttaşlarıyla ve bu ülkenin geleceğinin korunması ile hiçbir ilgisi yoktur. Bir kez daha tekrarlıyoruz, cezaevlerindeki hak ihlallerine, Kürt sorununda savaş politikasına son vermek sadece Kürt halkının yararına değil, Türkiye’deki 84 milyon yurttaşın yararınadır. Bir kere bu savaş politikası biterse zenginlik artacak, ekonomi düzelecek, insanlar kendini güvende hissedecek, her gün ‘çocuğumun ölüm haberini alır mıyım’ diye annelerin uykuları kaçmayacak. Bu nedenle tecridi kaldırın, barışın önünü açın ve Kürt sorununda demokratik çözüme şans verin.

Yargı ağır suçları görmüyor

 Diğer bir mesele de tabi ki Peker’in ifşaatları. Yargıya bir liste vermek istiyorum ben. Şu ana kadar hani kapatma davası açan var ya, Kobanî’de Kumpas Davası açan yargılar, tweet'lere soruşturma açanlar, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan gazetecileri kıskaç altına alan yargılar, şu ağır suçları nasıl görmezden geliyor. Haftalardır ifşaat yapılıyor. Kasten insan öldürme  TCK 81, kasten yaralama TCK 86, işkence TCK 94, işkence TCK 102, tehdit TCK 106, şantaj TCK 107, kişiler arası konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması TCK 133, mala zarar verme TCK 151, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması TCK 170, uyuşturucu ticareti TCK 188, suç işlemek için örgüt kurmak TCK 220, irtikap nüfuzu kötüye kullanma TCK 250, rüşvet TCK 252, nüfus ticareti TCK 255, görevi kötüye kullanma TCK 257, göreve ilişkin sırrın açıklanması TCK 258, kamu görevlisinin ticareti TCK 259, iftira TCK 260, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi TCK 279, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme TCK 281, suçluyu kayırma TCK 283,  adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs TCK 288, silah sağlama TCK 215, silah kaçakçılığı, imalatı ve nakledilmesi 6130 sayılı kanunun 12. maddesi. Bunlar, bizim Peker’in ifşaatlarından ilk elden tespit ettiğimiz suçlar. Savcılar yorulmasın verdiğimiz maddelerin tamamı doğrudur. Mevzuattan alınmıştır, bunlara uygun şu ana kadar neden bir işlem yapmadınız. HDP’yi talimatla ve elinizden geleni yaparak siyaset dışına atarak alelacele dava açtınız da bütün dünyanın konuştuğu bu suçlara ilişkin neden kılınızı kıpırdatmıyorsunuz?

 “Veyis Ateş o sözleri parayla söylüyordu”
Ya Meclis Başkanı mektup yazdı, bundan ötesi var mı? TBMM Başkanı, İçişleri Bakanlığı'na mektup yazdı. “10 bin dolar alan siyasetçi kimdir” dedi. Hâlâ bu mektuba yanıt verilmedi. Türkiye’yi Paramount Otel’den yönetmişler. Her gün çarşaf çarşaf delil çıkıyor. Kim yok o otelde? Bizler ve vatandaş dışında herkes var orda; Mafya var, yargı var, basın var, siyasetçi var. Herkes o otelde ve herkes bu mafyatik düzenin devamına katkı sağlıyorlar. Nasıl? Çıkar elde ederek. Hani o Veyis Ateş var ya - hani o TV’de “terörle arasına mesafe koymayanları biz ilke olarak yayınlarımızda yer vermeyiz” diyen var ya- işte parayla o sözleri söylüyorlardı. Paranın gücü ile yıllardır bu halkı kandırıyorlar. HDP’ye saldırarak, iktidar ve mafyaya yaranan tiplerdi. Onlar gazeteci olamazlar. Yani öyle bir aşamaya geldi ki, AA muhabiri bile bıçak kemiğe dayandı, sormak istediği soruyu sordu ve sonra görevden alındı. Şimdi bu medya mensupları arkadan neler çevirmişler, tek tek dökülüyor. Yandaş medya yıllardır, HDP ve Kürt düşmanlığı karşılığında milyon eurolar kazanarak işlerine devam etmişler. Bunlar basın mensupları değil, euro mensuplarıdır. Bunlar sadece paralarını biliyorlar. Bize cevap hakkı bile vermeyenler, halkı aldıkları milyon eurolar karşılığında aldatma yolunu tercih ettiler. Ama hiçbir şey gizli kalmaz. İki kişinin bildiği sır değildir. Veyis Ateş’ler de Toklular da diğerleri de tek tek bunun hesabını verecek ve basın bu paraları bu yalanları söylemek için alıyor. Açık söylüyorum; Yandaş medya bu milyon euroları halka yalan haber yapmak için kullanıyor, bu mafyatik düzenin bir parçası olarak bu ülkede iktidar yargı ve basın el ele hakikatleri örtmeye çalışıyor. Kürt düşmanlığını, emek düşmanlığını, Alevi düşmanlığını ve kadın düşmanlığını köpürterek iktidar yanlılığını her gün tekrarlıyor.

“Demirören'e yalan atsın diye 750 milyon veriliyor”
Son olarak, ekonomi her zaman olduğu gibi çok vahim bir tabloda seyrediyor. Bir yandan maden arama sahaları diğer yandan yüzyılın kuraklığı kapıda, çiftçiler çok zor durumda. Ziraat Bankası çiftçiye para vermek yerine, Demirören’e yalan atsın diye 750 milyon dolar veriyor ama çiftçiler açlıktan kırılıyor. Bu konuda Ziraat Bankasının vermiş olduğu kredilerin geri ödenmemesine ilişkin derhal soruşturma açılmalıdır. Çiftçilerin borçları sebebiyle haczedilen bütün gayrimenkul ve taşınmazları üzerindeki icra tedbirleri kaldırılmalıdır. İşçiler ve çiftçiler Demirören’den daha temiz değiller mi? Daha çok hak etmiyorlar mı? Çiftçiler kendilerinin ve ailelerinin karınlarını doyurmaya çalışıyorlar"

SIRADAKİ HABER